İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Transformers 4 Kayıp Çağ

Sinekritik: Transformers 4 Kayıp Çağ

transformers 4 kayıp çağ

transformers 4 kayıp çağBilim kurgu filmleri arasında Transformers serisinin yeri ayrı benim dönemim olan gençlerde; robotların çizgi film hallerini de çocukken hiç kaçırmadan izlerdik: ki teknolojik gelişmeler sonucunda artık görsel şova dönüşen bir yapıya bürünmesinin yanında, 3D ve İMAX gibi teknolojik gelişmelerin hayranları ile beraber bu filmi sinemada seyir zevki yüksek bir şekilde izleme olanağımız da oldu. Şanslıyız! Fakat seri filmlerin handikapı, zamanla filmlere yeni bir yenilik katılamaması ve çıtanın sürekli düşmesi olsa gerek: Transformers 4 Kayıp Çağ bundan etkilenmiş gibi. Serinin 4. filminde, oyuncu kadrosu neredeyse tamamen yenilendi ama hani futbol takımlarında başarısız bir forveti çıkarıp başka bir forveti oyuna sokman anlamsız olur ya: işte bu oyuncu kadrosu değişimi de buna benzemiş. Farklılık oluşturalım derken, yerinde saymış kadro: yani ne gerek vardı ki? Hep aynı şeyler ve benzer sahneler: artık robot savaşları da sıkıcı gelmeye başladı. Ya replikler? Onlar bile artık çok basite indirgenmişti. Hele hele robotların şehirde yaptıkları savaşlarda artık insanlar bir kaç saniye sonra tepki veriyor ki: bu da filmin, insan yaşamına güzel bir şekilde entegre edilmediğinin göstergesi. Yine de bol aksiyon sevenlerin beğeneceği fakat film eleştirmeleri tarafından ‘en kötü transformers’ filmi olarak lanse edilecek Transformers 4 Kayıp Çağ filmi ile serinin başka bir yola girdiğini ve artık Dünya yerine farklı gezegenlerde savaşların olabileceğini -özellikle son sahne ile- söylemek mümkün!

Transformers 4 Kayıp Çağ, Chicago’nun işgalinin üzerinden 5 yıl sonrasını anlatıyor. Fakat eskiye dair tek şey: robotların varlığı. Sevilen karakterler yok; Megan Fox ve Rosie yok mesela ve onun yerini Nicola Peltz alıyor. Gerçekten güzel bir oyuncu ve rolüne yakışmış: fiziği ve bakışlarıyla insanları büyülemeyi başarıyor; sürekli ‘baba’ diye bağırması da çok tatlıydı. Mark Wehlberg çok sevilen bir oyuncu ama bu filmde biraz sönük kaldı gibi: dövüş sahnesi olmayınca, silahına fazla hakim olamayınca belki de böyle oldu. Baba – kız ilişkisi üzerine bir de sevgili yakışıklı erkek eklenerek yine gençlerin üzerine oynanan bir kurgu var filmin göbeğinde; bir de neredeyse her sahnede karşınıza çıkan Amerikan bayrakları! Oturduğum koltuğun yanına da bir tane dikilmiş gibiydi! Çinde çekilen sahnelerin hiç birinde çin bayrağı göremedik ama!? İşte bu tam tamına eleştirilecek bir konu… Fakat baba – kız – sevgili arasındaki konuşmaların bazen komik bir hal aldığı da bir gerçek.

”inanmak zorundayız ama kim olduğumuza değil kim olabileceğimize.. ” gibi yine efsane olacak sözlerin yer aldığı filmin, akılda kalıcı pek yanı yok: aslında tamamen ticari yapıldığı bir gerçek; Çin sahneleri nedeniyle bir mohikan robot (ilginçtir; tamamen mohikan öğretilerine de sahip, sanki insanların elinden çıkmış!) da kadroya eklenmiş. Eskilerin neredeyse hepsi ‘avlandı!’ Dinozorların yok olmasına kendi ‘özgün’ fikirlerini ortaya sokarak başladıkları filmi bir türlü kurgu ile bütünleştiremediler; izlerken sıkıldığım anlar çok oldu. Bu yüzden bir geçiş filmi olduğunu ve serinin devamında eski başarının tekrar yakalanacağını düşünenlerdenim. Yeni eklenen karakterlerinde filmin içeriğine tam olarak eklenememesi, eski güçlü robotlar ile optimus arasında geçen sahnenin çok çabuk geçiştirilmesi gibi bir çok eleştirilecek noktanın olduğu açık. Ya görsellik? Her filmde bir adım daha ileri gittikleri açık…

Beğenmedim ama seriyi izleyenlerin izlemesi gerekir diye düşünüyorum; iyi seyirler.

Yorum Yap