İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Yeni Başlayanlar için Vahşi Batı

Sinekritik: Yeni Başlayanlar için Vahşi Batı

yeni-baslayanlar-icin-vahsi-bati

Bu yabancı filmlere Türkçe isim kim koyuyor, bulsam: bir kaç soru soracağım ona! Orijinal ismiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir isim seçmişler: Orijinal film adı  “A Million Ways to Die in the West“in türkçesi ” Batı’da ölmenin 1 milyon yolu ” şeklinde olmalıydı; ki bu şekilde tercih edilseydi, filmin kurgusuna ve ‘ti’ye aldığı vahşi batıya daha uygun olurdu. Fakat nedense ” Yeni başlayanlar için Vahşi Batı ” şeklinde filmle alakasız ve vermek istediği mesajla bağlantısız bir seçim yapmışlar. Hangisi daha ilgi çekici derseniz, orijinal tercümesi daha ilgi çekici derdim!

Filmin oyuncu kadrosunda Seth MacFarlane, Charlize Theron, Giovanni Ribisi, Sarah Silverman, Neil Patrick Harris, Amanda Seyfried ve Liam Neeson gibi isimler yer alıyor. Amerikalı ünlü komedyen Seth MacFarlane filmin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yapıyor. Özellikle televizyon sektöründe önemli başarılara imza atan ünlü komedyen, 2013 Akademi Ödülleri’nin de sunuculuğunu üstlenmesinin yanında American Dad! ve Family Guy başta olmak üzere birçok projede de imzası bulunan biri. Ünlü komedyenin beyaz perdedeki ilk deneyimiyse 2012’de yapımını gerçekleştirdiği ”Ted” filmiyle olmuştu; Ted, ‘Orijinal Şarkı’ dalında Oscar Ödülü’ne de aday gösterilmişti. Seth MacFarlane’nin çılgın ve terbiyesiz Ayı Teddy’nin devamına hazırlanırken araya sıkıştırdığı ikinci uzun metrajlı ve western parodisi filmi Yeni Başlayanlar için Vahşi Batı’nın senaryosunu da sonrasında romanlaştırdı ve böylece kariyerindeki ilk kitabını da yazmış oldu. Filmin baş rollerinden Anna karakterini canlandıran Charlize Theron, 2015 yılında yapımı gerçekleşecek olan Mad Max: Fury Road filmindeki rolü için saçlarını kazıtması nedeniyle bu filmde peruk takmak zorunda kalmış: yine de güzelliği ile filme ayrı bir hava kattığı açık. Eleştirilerime bir tek onu izlerken ara verdiğimi söylemem gerek! Neeson’un fazla bir şey yapmasına gerek yoktu aslında: her zaman ki duruşuyla oyunculuğunu oynadı diyebilirim fakat o çiçek sahnesi karizmayı fazla çizdirdi sanki! 🙂 Neil Patrick Harris için fazla söze gerek yok: adam komedyen olarak doğmuş sanki! Nedense bu filmde ona düşen replikler pek komik olmayınca, bıyıklı haliyle güldürmekle yetindi! Avatar, Suç çetesi ve Halk düşmanları gibi bir çok filmde başrol oyuncusu olmasa bile mükemmel oyunculuklar sergileyen Giovanni Ribisi’nin oynadığı karakter ise tam bir zavallı aşık! O tipe çabuk girip, hakkını verdiğini söylemek gerek ama onun yerinde kimse olmak istemezdi herhalde! Son zamanlarda iddaalı yapımlarda oynamaya başlayan Amanda Seyfried ise güzelliği ve gözleri ile ön plana çıkan biri: bu durumla alay edilen repliğin filmde olması ise şansızlığı mı acaba? Theron ile rakip olamaz tabii ki! Ondan dolayı yan role razı oldu ve başarılı da oldu diyebilirim. Sarah ise komik kadın tiplemesine uygun biri olduğunu gösterdi!

Filmin konusuna gelirsek; Vahşi batının küçük kasabalarından birinde ürkek bir çiftçi olan Albert, girdiği bir silah düellosundan pratik zekası ile geri çekilmesi aşık olduğu kızın ondan ayrılmasına ve başka biriyle ilişki yaşamasına neden olur. Albert için her şeyin sonu gelmiş gibidir fakat kasabaya yeni taşınan gizemli ve çekici yabancı bir kadın her şeyi değiştirecektir; ona aşık olunca silahlı çatışmalardaki ürkek ve beceriksiz hali gider, yerine cesur bir adam gelir. Kadın ve Albert birbirlerine aşık olmaya başlarken, Albert bu sayede cesaretini ve öz güvenini geri kazanmaya başlar. Ne var ki bu güzel zamanların da bir sonu vardır; kadının belalı kocası kasabaya doğru yola çıkmıştır; çiftten intikam almayı planlıyordur ve çiftin yerini de tespit etmiştir…

Film; kısaca iğrenç. Diyaloglar, zeki bir insanın elinden çıktığı belli olan ama amaçsız, yersiz, saçma repliklerden oluşuyor: tamam, filmin kurgusuna uygun ama kurgu ve film iğrenç olunca diyaloglarda aynı paralellikte gider değil mi? Vahşi Batı, gözümüzde büyüttüğümüz tehlikeli bir yer: ve böyle bir yeri iyimser bir şekilde ekrana yansıtmak yanlış olurdu. Ama bu filmdeki gibi ‘ti’ye alıp, saçmalamak da neyin nesi? Gerçeklikle alakası olmayan sahneler; filmin ‘parodi’ olmaktan da öte bir hezeyanın ürünü olduğunu gösterir cinsten. Yine de vahşi batının arka planında şimdiye kadar gizli kalan bazı gerçeklikleri laf arasında anlatması artı puan olarak hanesine yazılıyor. Fakat parodi demek, komedi demek: komik espriler neredeyse yok ya da zeka seviyesi düşük insanlara hitap eden esprilerdi bunlar: ben gülemedim! Genelevde çalışan birinin sevgilisiyle sırf Hristiyanlar evlenmeden ilişki kuramaz diye aynı yatağa girmemeye çalışmaları mı komik? Filmin son kısmında ” Ailem arabistanlı ” deyip, ezanla dalga geçer gibi sesler çıkarmak mı komik? Aile ile olan iletişimle alay etmek mi komik? Olaylardan zeki bir şekilde sıyrılırken esprisini ayrıntılı bir şekilde anlatmaya çalışması mı komik? Bıyıklar mı kaldı bir tek espri yapacak konu? Film boyunca güldüğüm tek şey, içtiği içkiye ilaç atılıp – hababam sınıfı serisi geldi o an gözüme – düelloya çıkmaya hazırlanan Neil Patrick Harris’in canlandırdığı züppenin, “zayıf bir anında”, bir adamın şapkasını kapmaya çalıştığı an dışında güldüğümü hatırlamıyorum. Sorun ben de değildir umarım! MacFarlane standartlarına göre güldürme oranında çok aşırı bir azalma söz konusu; Bunun en büyük sebebi de filmin gereksiz yere uzatılmış süresi. Esprilerin çoğu, zamanın sosyal normları ile dalga geçmek ve araya olabildiğince seks ve kaka şakası doldurmakla geçiyor. Yalnız bezdirici tekrarlarından da vazgeçmiyor. Seth MacFarlane’in amacı belli ki eski Hollywood westernlerine göndermede bulunurken bu westernleri mükemmel bir biçimde ti’ye alan Mel Brooks’un parodi şaheseri Blazing Saddles’ı hatırlatmak. Bunu başarıyor mu? Kocaman bir hayır! Bitse de gitsek modunda izletiyor kendini… Kesinlikle parodi, bu değil. Bizim Kahpe Bizans bundan bin kat daha güzel!

Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı, son dönemin parodi klasikleri Hot Fuzz ve Walk Hard kadar başarılı olabilirdi fakat uzun süresi, bir romantik komedi havası yaratmaya çalışması ve diğer yazdığım eksiklikler nedeniyle baya bir geride kalıyor. Esprilerin sürekli tekrarlanması, kurgunun ve senaryonun basitliği ve sıradanlığı yüzünden başarılı bir yapım olamıyor. Parodi bir filme saçma demek istemediğimden: saçma bir film olduğunu da söylemekten geri kalmama neden oluyor. İçerisinde bir çok değerle alay etmesi yüzünden modern zamanın zeka seviyesi düşük insanlara hitap etmekten öteye gidemeyecek, mesaj verme kaygısı olmayan, kuru kuru güldürme amacından öteye gitmeyen yapısıyla benden ancak 2 puan alabilecek bir yapım oluyor. 1 puan Theron için, 1 puan da Neeson için…

İzlemeyin.

Yorum Yap