İlginizi Çekebilir
Nefes – Sinekritik
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Need For Speed: Hız Tutkusu

Sinekritik: Need For Speed: Hız Tutkusu

Need_For_Speed_poster

Arabalar çoğu insan için bir tutkudur: bundan bir kaç yıl önce bilgisayar ekranının karşısına geçtiğimizde, bir hevesle hiç bozulmayan ve sürekli kendini geliştiren modifiyeli araçları bende sürmüştüm. Belki de oyun severler arasında en fazla tutulan oyunlardan biridir Electronic Arts (EA) firması tarafından yayımlanan video oyunları serisi. İşte bu unutulmaz oyunun sinema uyarlaması gerçekten içeriğin çok üstünde ve daha gerçekçi bir şekilde karşımıza çıkıyor: beklentimin çok ama çok üstünde bir film olduğunu söylemem gerek.

Oyundan uyarlama filmlerin genel olarak zayıf kalmasının sebebi karakterlerin filmde oyuna göre zayıf kalmasıdır; oysa bu filmde ana kurgu üzerinden yeni hikaye ve yeni karakterler yaratılmış. Film oyuncu kadrosunun neredeyse hepsini (Imogen hariç) ilk defa bu filmde gördüm diyebilirim. Başrol oyuncusu Aaron Paul (ki kendisinin Emmy Ödüllü olduğunu ve ünlü televizyon dizisi breaking bad de rol aldığını öğrendim) ve Imogen Poots‘un uyumu ve performansları gerçekten üst seviyede: diğer karakterler ise filme ayrı bir samimiyet havası katarak kendilerini seyirciye sevdirmesini bildiler. Sevecenlikleri, güzel kalpleri ve mizahi yetenekleriyle; bazı sahnelerde o ekipten biri gibi hissettim kendimi!

Filmin konusuna gelince: Tobey Marshall (Aaron Paul) ailesine ait olan Marshall Motors adlı oto tamircisinde arkadaşlarıyla birlikte çalışmaktadır. Hafta sonları Tobey, ekibiyle beraber ” yer altı oto yarışları ” adı verilen yarışlara katılmaktadır. Eski düşmanı Dino Brewster (Dominic Cooper) bir gün Tobey’ye hayatında sadece bir kez alabileceği bir iş teklifiyle gelir. Sınırsız sermayesiyle Dino, Tobey’ye dünyanın en hızlı Mustang’ini yapmasını teklif eder. Babasının vefatının ardında Tobey büyük borçlar altında kalmıştır ve bu borçlarını ödemek için hiç düşünmeden bu teklifi kabul eder. Tobey, Dino ile bir inat uğruna 3 kişilik bir yarışı kabul eder. Yarış ölümle sonuçlanınca Dino, amcasının nüfuzunu kullanarak suçu Tobey’nin üstüne atar ve onu hapse gönderir. İki yıl aradan sonra Tobey özgülüğüne kavuşur. The De Leon yarışları ise ülkenin en büyük ve zor yarışlarından biridir; Tobey, Dino’yu orada yenmeye ve intikamını almaya yemin eder. The De Leon yarışlarına seçilmiş çok az yarışçı katılabilir ve kazanan büyük miktarda para kazanır ancak Tobey’nin New York’tan San Francisco’ya gitmek için sadece 48 saati vardır.

Hızlı ve Öfkeli serisi, araba yarışları konusunda değişik kurgusuyla öne çıkmış bir kült filmler olarak karşımıza çıkıyor: oyun dünyasının en tanınmış araba yarışı oyunu Need For Speed serisinin sinemaya aktarılması sonrası bu iki film arasında karşılaştırma yapacak çok kişi olacaktır. Fakat ikisini bu şekilde karşılaştırmak yanlış. Bu film, Vin Dieselli film ile aynı ipte oynayamaz kesinlikle ve kült bir film olmayacağı kesin: hatta sıradan bir aile filmi gibi duruyor: ama içten, samimi ve gerçekçi yapısı ile beraber birbirinden muhteşem araçların tıpkı oyundaki gibi bir içinde, bir arkadan ekranda takip edilmesi değişik ve güzel bir duygu oyunu sevenler için. Need For Speed oyununu hatırlayanlar bilirler; oyunda bir sürü görev ve yarış vardır. Bu görevleri yaparak, arabanızı geliştirebilir veya rakibinizin arabasını alarak yola devam edebilirdiniz. Şehirler arası yolculuk da cabası… Uyarlama olunca; beklenti de oyunun ne kadar başarılı bir şekilde ekrana yansıyacağı oluyor. İzlerken, oyunu oynar gibi hissettim kendimi: bir görevimiz vardı ve araba bulmamız, bu arabayı geliştirmemiz ve en iyi yarışa katılmamız gerekiyordu. Bunun için 3 yarış yapmak yetti. Sonra bir yarıştan diğerine gitmek için amerikan kıtasını boydan boya özgür bir şekilde geçmek keyifliydi: işte burada Need For Speed oyun serisinin en azılı karakterleri olan polisler devreye giriyor! Polis arabaları, helikopterler: gerçekten yönetmen oyunu çok güzel aktarmış filme dedirten türden sahnelerdi. Ve finalde polisler tarafından yakalanması ve yerdeyken kuleye baktığı an: işte oyun ile filmin mükemmel uyumu! Hız, çarpışmalar, parçalanmalar tabii ki oyun gibi değil; hakiki! İşte bu gerçeklik ayrı bir hava katıyor filme. Yönetmen Scott Waugh, aslında eski bir dublör: sinema sektörünün tozu toprağını yutmuş bir işçi olarak sinemanın o ruhunu coşkulu ve akılcı bir şekilde filme yansıtmış. The De Leon’un sahibi olan ve önündeki ekranlardan tüm yarışçıları izleyip katılımcı isimlere karar veren Monarch’ın (Michael Keaton) dediği gibi “yarışmak sanattır ama intikam duygusuyla yarışmak yüksek sanattır”. Aynı şekilde, Nathan Furst’un filmi özel kılan müziği, “Need for Speed Hız Tutkusu“yla yakın bir ilişki kurmanıza yardımcı olacak.* (beyazperde.com)

Hikaye, senaryo, çekimler çok başarılı. Filmin en büyük eksikliğin, oyunun arka mutfağı olan modifiye ve geliştirme kısmının çok ön planda olmaması idi bana göre. 3 yarış yerine daha fazla yarış olabilirdi ama yol uzun değil mi? Bir de 3D seçeneğini neden bu filme koydular ki? Çok gereksiz! Bu 3D çılgınlığı yüzünden bir gün sinemadan soğuyacağım sanırım! Hız tutkunları: bu filmi sakın kaçırmayın.

İyiydi…
Ben çok beğendim.
İyi seyirler…

Yorum Yap