İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. The Royal Tenenbaums – Tenenbaums Ailesi – Sinekritik

The Royal Tenenbaums – Tenenbaums Ailesi – Sinekritik


Bu kadar güçlü bir kadroyu belkide bir daha göremeyeceğim; fakat oyunculardan bazılarının oyunculuk hayatlarının başında olduğunu da söylemek istiyorum.

The Royal Tenenbaums, bir biyografi benzeri film. 8 bölümden oluşan bir kitabın film uyarlaması olduğu izlenimi katılmış olsa da bu güçlü kadro ile bu kadar başarısız film olur mu dedirtecek türden bazıları için! Filmin hiç bir sosyal mesajı olmadığı gibi uyuşturucu ve sigaraya özendirici sahnelerinin olduğunu düşünüyorum. Psikoloji alanında çekilmiş bir film olduğu söylense ” evet haklısın dostum ama yönetmenin psikolojisi de filmi çekerken iyi değildi sanırım! ” diyebilirim. ( Bu benim yorumum tabii, aslında dram – komedi kategorisinde film sitelerinde yer alıyor )

Her bölümden önce bölüm ismi ile beraber ekranda gözüken sayfada oyunculardan herhangi birinin çizgi resmi yer alıyordu ve bir kkaç bölüm sonra bu resimdeki karakterlerin o bölümü ” sonlandıran ” kahraman olduğunu çözüyoorduk; buraya kadar herşey normal, fakat neden bu kadar kopuk bir senaryo? Amaç ne? aile içi anlaşmzlıkların çözümümü? Ya filmde ünlü bir dava avukatı denen kişinin filmin sonuna doğru hukuk kurallarını bilmediğini ima eden sahne? Filmden bir sonuç çıkartın mı diye sorsalar : ” evet, çok kötü! ” derdim.

Yönetmen Wes Anderson hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor; çünkü yönetmenlik yaptığı tüm filmlerinde kadro o kadar zengin ki bu oyuncuları bir araya nasıl topluyor düşüncesi hemen akla geliyor. Çektiği filmlerdeki oyuncular genellikle benzer ( Owen Wilson, Luke Wilson, Bill Murray gibi ünlü ve kaliteli oyuncular örnek olarak verilebilir ) kişiler; yani ekipte bir istikrar söz konusu diyebiliriz. Bu yüzden kadro açısından sıkıntı çekmeyen Wes Anderson’un kendine has filmler çektiğine bu film sayesinde yine şahit olduk! Yapımcı ve senarist olarak da bu filmde görev alan Wes Anderson izleyicileri bölebilecek bir kişisel kurgu ile filmlerini çekiyor.

Filmde karakterlerin çocukluklarından başlanmış öncelikle; bu karakterler büyük hallerine çok benziyordu. Bu hoşuma gitti, küçüklük halleri de gerçekten çok güzeldi. Sonrasında filmdeki gerçek yaşlarına geçiyorduk ve bu yaşlarında son durumlarını öncelikle öğrendikten sonra ilerleyen bölümlerde araya sıkıştırılışmış sahneler ile pyuncuların neden bu hallere geldiklerini öğreniyorduk.

Buraya kadar basit bir aile filmi edasında gidiyor gibi gözükse de film, aslında yavaş yavaş izlenmesi sıkıcı bir hal alıyordu. Tabi Gene Hackman yine usalığını konuşturdu diyebilirim. Önce sorumsuz bir baba sonra yalancı bir baba ve en sonunda doğru yolu bulan bir baba rolünü oynadı, dediğim gibi ustalıkla… Rollere uygun kişiler seçildiğini kabul ediyorum. Fakat diyaloglar çok kötüydü, kişiler arasındaki diyalog sahneleri arasında öyle geçiyorduki yönetmen sanki ben o an yanındayım ve yönetmen ” motor ” diyor ve onlar konuşmaya başlıyorlar! Çok yapmacık!

Oyunculardan bahsetmek gerekirse, vuruşçu karakterini canlandıran Luke Wilson’u ben şahsen ilk defa dram filminde, film boyunca hiç gülümsemeden oyunculuğunu oynayan bir karaktere bürünmüş şekilde izledim.

Terminal filminin havaalanı işçisi yaşlı amcamız burada da bıçağını elinden bırakmadı! Ve zaten filmden öğreniyoruz ki bıçaklama olayından sonra yine ABD’ye gelmiş! Fakat bu filmde gülümsediğini hiç görmedim, terminal filmindeki o esprili amca yoktu diyebilirim.

Kovboy ( Owen Wilson ) ile Müzeci ( Ben Stiller ) yine aynı filmde rol aldılar; kovboyumuz burada da kovboy kıyafetini üstünden çıkartmadı ve gerçekten bu kıyafet üstüne yakışıyor! Ben Stiller’in o bonus kafalı hali gerçekten komikti ama bu filmde psikolojisi bozulmuş bir babayı canlandırdı, fazla espri yapmadı ve benim açımdan da ben stiller’i ilk defa yine hiç gülümsemeden böyle acı yüklü bir karaktere bürünmüş halde seyretmek süpriz oldu.

Güzel bayan aktristi ( Gwyneth Paltrow  ) unutmamak lazım, gerçekten hiç birşey yapmadı aslında: sadece durdu ve o sarı saçlarının altındaki metalcivari siyah kalem sürülmüş yeşil gözleri ile kameraya baktı diyebilirim.

Benim açımdan herhangi bir anlam – heyecan – öğreti – zaman geçirme olgularından hiçbirini karşılamadığı için filmde 10 üzerinden 4 notunun bile fazla oluğunu düşünüyorum. Olumlu referanslar aldığımdan ve kadronun gerçekten çok iyi olduğunu gördüğümden izlemiştim ama 1 saat 50 dk süren filmin sonunu bekleyene kadar 3-4 defa mola verdim! ( İMDB puanı 7.5 , evet gerçekten zevkler ve renkler aslında paylaşılmaz, doğrudur! )

İşinize karışmak istemem ama boş yere izlemeyin.

Yorum Yap