İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı

Sinekritik: Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı


”Düşlerimiz bizim gerçek yaşamlarımızdır.” der Federico Fellini; otobüste başımızı cama yasladığımızda, güzel bir bayan yanımızdan geçerken, istemediğimiz bir olay olduğunda, uzaktan birini izlerken ya da bazen belki de elimizde olmadan hayal kurarız ya: hayale kendimizi o kadar kaptırırız ki; sanki gerçekmiş gibi olur! Veya gerçek olmasını isteriz ama ‘o ana’ döndüğümüzde peşi sıra bir hayal kırıklığı, burukluk da olur. İşte o burukluğun olmaması için, hayallerini gerçekleştirmek için yola düşen bir dergi çalışanının hikayesini izleyeceğiz. Bu yüzden herkesin izlemesini önereceğim filmlerden biri aslında Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı. Emeğin, gerçekliğin ve somut olmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamasının yanında, dijitalleşen dünyanın getireceği ‘beşeri’ sorunların neler olacağını da irdeleyebileceğiniz, belki çoğuna sıradan belki de bir çoğuna sıkıcı gelebilecek ama daha şimdiden dünyaca ünlü sinema sitesi İMDB’de ilk 200 film arasına girmeyi başarmış bir yapım olarak hafızalarda kalacaktır.

Öncelikle; yönetmen ve başrol oyuncusu Ben Stiller‘den bahsetmek istiyorum: inanın kendisinin yönetmen olduğunu bile bilmiyordum! Komik değil mi?! Bir çok filmini izlemiş biri olarak bu durum benim açımdan bir eksiklikti. ABD’li Emmy ödüllü Yahudi asıllı komedyen, aktör, senarist, film yapımcısı ve yönetmen olan Ben Stiller’in oyunculuk dışında bu kadar mesleğinin olduğunu duymak! Vay be! Dahası da var: babası Yahudi aktör Jerry Stiller ve annesi katolik ama sonradan yahudi olmaya karar vermiş Anne Meara. Ünlü oyuncu ve yönetmenin filmleri dünya çapında 2.6 trilyon gişe getirmiş; bu yabana atılacak bir rakam değil! Babası onu daha altı yaşında iken onu kendi rol aldığı filmlerin setlerine götürmüş ve Ben’ni aktörlüğe adım atmasına yardımcı olmuştur. Lisede aktörlük dersleri alan Ben sonradan şansını denemiş ve başarılı olmuş; sonrasında ise birçok dizi ve filmde rol alarak özellikle 1990-1993 yılları arası The Ben Stiller Show adıyla kendi şovunu yapmıştır. Ayrıca Tropik Fırtına: Al Bakalım, The Cable Guy, Zoolander ve Reality Bites gibi filmlerde yönetmenlik de yapmıştır. Öncelikle ünlü talk-show programı Saturday Night Live’da oynadığı skeçlerle tanınmıştır. Ayrıca ‘Aramızdaki Sarışın’, ‘Çatı Katı’ ve Zor Baba gibi kaliteli filmlere de imza atmıştır. Adam mesleğinin tozunu yutmuş, kendini geliştirmiş ve belki de bu film ile baş yapıtını sinemaya aktarmıştır.

Film durağan bir film; aksiyon veya gerilim beklemenin anlamı yok: adrenalin duygunuza hitap etmeyen bir yapım yani. Sıkılmamalısınız izlerken, arkanıza yaslanıp; vicdanınızın, öz benliğinizin, mantığınızın ve daha çok da hayal dünyanızın filmi izlemesine izin vermelisin. Bir çok izleyici; izlerken, kendinden bir şeyler bulacaktır yapımda: mesela kızı telefonla aramak için kendi kendiyle konuşması veya ilk kez karşılaştığında kurduğu hayaller… Ne kadar tanıdık değil mi? Sevdiği kadına sosyal medya üzerinden ulaşmaya çalışması ise günümüz sosyal medya siteleriniz işlevini bize anlatmıyor mu? Sürekli arkadaş öneren sosyal medya sitelerinin yerine çöpçatan biriyle telefonda konuşması ise daha da benzer bir durum! Filmden çok bahsettim sanırım; izlemeyenler kızacaktır ama, dikkat uyarıyorum: bence herkes bu filmi izlememeli. Anlamayıp filmin adını lekeliyorlar. Herkesin aynı şeyi anladığı, aynı şeye gülüp, aynı şeye ağladığı filmler bana göre değil. Bizim filmden beklentimiz ” normal film tv de de var, para verip bilet alıyoruz, ya ağlatsın, ya güldürsün” olduğu için salonların bu film için dolup taşmasını beklemiyorum. İzlerken düşünmeniz, sizinde yönetmene yardımcı olmanız ve ‘ben olsam böyle yapardım.’ deyip filmi zihninizde çoğaltmanız lazım. İşte o zaman ortaya mükemmel bir seyir zevki çıkıyor!

Filmin konusuna gelince; Fantezi dünyasında sessiz sedasız bir hayat süren, tirajı yüksek “Life!” dergisinin fotoğraf arşivinde çalışmakta olan Walter, kendini hiç beklenmedik bir maceranın içinde bulur. Yeni iş arkadaşı Cheryl’la masumca flört etmeye başlamasının sonrasında hayatı, hayalindeki sevgilinin gerçeğe dönüşmesiyle değişir. Cheryl, onun uzun süredir düşlediği aşkın vücut bulduğu insandır. Ancak Walter, büyüsünün bozulacağını düşündüğünden hislerini Cheryl’a açıklamakta tereddüt etmektedir. Bir yandan da derginin artık yalnızca internetten yayın yapacağı haberini alması, onu işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya getirecektir. Derginin basılı yayın hayatına veda edeceği son sayısında çıkması planlanan önemli bir fotoğrafın yok olmasıyla işler karışır. Walter’ı ve Cheryl’ı akıl almaz olaylar ve sürpriz gelişmeler beklemektedir.

Bir film düşünün ki içinizi ısıtsın, sizi sarsın 2 saatliğine farklı duygular katsın size: işte böyle bir film ortaya çıkmış ve bir çırpıda izlenen bir filme imza atmış Stiller. Düz giden hayatlar , standart şeyler, her gün yapmak zorunda olduğumuz bir sürü gereksiz işler. Hep ötelenen hayaller , yaşamlar. İşte film tam bu hayatın merkezinde olan bir adamın , bir nevi aydınlanması bazı şeylerin farkına varmasını , kabuğundan çıkmasını anlatıyor. Filmde görsel zenginlik filme ısınmanızı sağlamakla kalmıyor; doğanın, yaşamın insan hayatında ne kadar önemli olduğunu da hatırlatıyor. Ayrıca fantastik ögeler ile günümüz dünyasını tatmin edici ölçüde harmanlaması da önemli bir artı. Walter Mitty kesinlikle sıradan bir film değil .Kendi içinde çeşitli alt türlere uzanan iyi bir film. Kim bilebilir belki sizde orta asya da kar leoparlarının peşine düşüp, İzlanda da volkan patlamalarından kaçabilirsiniz… Tabii ki özünde bir “komediyle-kendini iyi hisset filmi”. Hedefine ulaşmayı başarıyor. Yan rollerin desteği ile birlikte, neredeyse tek başına götürüyor filmi ünlü komedyen. Oynadığı karakter o kadar hayalperest ki ayakta uyuyan tarzda… Belki de size benziyordur ha ne dersiniz! Ama kendi halinde zararsız , iyi niyetli, yalnız ve ne yazık ki platonik aşık bir adam… Onu takip etmek çok keyifliydi! İstanbul’a geldi mi dersiniz? Bunun cevabını filmde göreceğiz. 🙂

Günlük yaşantımızda çok önemsiz gibi görünen bazı ayrıntıların hayatımızı bir anda rayından çıkaracak öneme bürünebileceğini anlatan bir film aslında: Laf arasında söylenmiş basit bir sözcüğü kulak ardı ettiğimizde yaşayacağımız pişmanlığı da vurgulayan bir konusu var. Verdiği en net mesaj; Çok uzaklarda aradığın şey belki de yanıbaşındadır. (Yanımızdakilerin değerini asla unutmayalım.) Filmi işte bu yüzden de çok sevdim. Aynı zamanda sinema tarihinin de her döneminde tutulmuş, en sevilen mesajlardan birini içeriyor film; “Stop Dreaming, Start Living”.

Keyifli vakit geçirmek için tercih edilebilir. Ben ‘favorilerime’ ekledim; sinemayı ‘gideyim de bi aksiyon izleyeyim zaman geçsin’ tarzında takip edenlerden değilseniz, zaten sizin içinde kült filmler arasında kendine yer bulacaktır. Benim oyum 10 üzerinden 8.

İyi seyirler.

Yorum Yap