1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Yazılarım
  3. Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya (Kitap Yorum)

Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya (Kitap Yorum)

Türkiye'de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya

Yaklaşık bir yılı aşkın süredir okuyup, notladığım ancak bloğuma ekleyemediğim kitapları yazmak için yeniden bilgisayar karşısına geçtim. Yoğun iş temposunda vakit ayırıp okuduğum kitaplarla yeniden buluşmak güzel. Notlarımın üzerinden geçerken, kitabın özetini tekrar eder gibiydim. Şuan yazıma konu olan kitap ise aslında bir doktora tezi çalışması. Polis Akademisi Yayınları tarafından çıkarılan ve M. Mücahit KÜÇÜKYILMAZ tarafından kaleme alınan Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi Ve Medya adlı eser, akademik anlamda doyurucu. Benim gibi okuyucular içinse hem genel kültür açısından katkı sağladı hem de ufku açan cümleleri ile cezbetti. Kitabın “Medya” kısmı da açıkçası beni ilgilendiriyor, ilgi alanım – hobim. “Polisler” hakkında olması ise işim gereği sık sık bir araya geldiğimiz kahraman polislerimizi daha iyi tanıma adına da bana katkıda bulundu. Gelelim esere…

70 – 80’li dönemleri genelde büyüklerimizden dinledik. Hala etkisini gösteren bu dönemleri anlamak, gelecek adına önemlidir düşüncesindeyim. Ancak elimdeki eserin yazarının da belirttiği gibi, dönemin iç dinamiklerinden biri olan polis derneklerini anlatan / araştıran akademik metinler çok az. Elimdeki Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi Ve Medya adlı bu eserde, boşluğu doldurmak adına önemli bir akademik yayın olmuş diyebilirim. Kitabı okurken oldukça fazla not tuttum. Daha önsözünden itibaren tuttuğum notların bazılarını da internette araştırdım. Bu arada kitabı ben Twitter üzerinde yapılan kitap çekilişinde kazandım, kitaptan böyle haberim oldu, iyi ki de çekilişi kazanmışım, güzel bir eser kütüphanemde yer aldı.

Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya Kitabı Hakkında

Öncelikle yazarımızdan ufak bahsedelim: Wikipedia kaynağına göre İletişim Bilimleri doçenti olan M. Mücahit Küçükyılmaz, 2015 – 2019 yılları arasında Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı yapmıştır. Hali hazırda Türkiye Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görevine devam eden Doç. Dr. Küçükyılmaz’ın farklı eserleri de var: Şeyh ile Hükümdar ve Yavuz: Adaletin Kılıcı adlı romanlarını da merak ediyorum, umarım ilk fırsatta okuma şansım olur.

Esere katkı sağlayanlar arasında iki isim bana yabancı değildi; birincisi Hakan ÇOPUR ki, yabancı basından haberler konusunda benim de sık sık paylaşımlarını takip ettiğim bir isimdir, başarılı bir gazeteci. Zaten kitabın yazarıyla daha önce birlikte programlar yaptıklarını biliyordum (TRT’deydi sanırım). Üniversiteden hatırladığım Buğra Ayan mı tam olarak bilmiyorum ama onun da katkısı varmış. Eserin önemli bir bölümü arşiv kaynaklarına dayalı (TBMM arşivlerinden yararlanılmış) ve alıntılar oldukça fazla. Her sayfada en az 2 alıntı var (toplamda 86 tane). Bir akademik yayında dikkat edilmesi gereken neredeyse tüm şartlara uyulmuş: Osmanlı döneminden başlamak üzere güvenlik sektörü (askeri teşkilat gibi) ile medyanın ilişkisi tarihsel geçmişiyle beraber ele alınmış ki bu kısım ilgimi çekti: tarihsel geçmişi özetlerken yazar siyasi durumu da çok güzel özetliyor.

Kitapta oldukça fazla tanımlara yer verildi (göstergebilim, medyatik ileti vs. gibi) Ana konuya gelmeden konuyu tanımlayacak ifade ve terimler ayrıntılı bir şekilde verilmiş ve örneklendirilmiş (Yani final kısmına yazar okuyucuyu çok güzel hazırladı, donattı). Bilimsel terimlerin sayısı oldukça fazla ve hepsi de ayrıntılı bir şekilde yorumlanmış. Sinemanın medya ve izleyiciler üzerindeki etkisinden filmler ile birlikte örnekler verilmiş (ki bu kısım baya ilgimi çekti). Medyanın dünden bugüne kadar geçmişi ile birlikte bugünkü durumu irdelenmekle – sorunları ele almakla (İdeolojik Yaklaşım, Dini Ayrımcılık, Yargısız İnfaz, Tarafgirlik gibi konuları ele alarak) kalmamış, önerilerde de bulunulmuş ayrıntılı bir şekilde. 1970 – 80 dönemlerinde çıkan gazetelerdeki derneklerle ilgili haberleri Başlık – Konum – Yorum şeklinde değerlendirmeye almış, tablolu bir şekilde de sonuçları paylaşmış (Yani bir anlamda dönemin fotoğrafını net bir şekilde yansıtmış). 1971-1980 arası Türk polis teşkilatının yaşadığı deneyimler, yapılan haberler akademik arka planı iyice oturtularak POL-DER ve POL-BİR üzerinden bizlere aktarılmış. Temel amacı güvenliği sağlama olan bir kuruluşun her ne olursa olsun partizan bir tutum sergilemesinin sonuçlarının ne kadar ağır olduğu da irdelenmiş.

Türkiye'de Güvenlik Bürokrasisi Ve Medya adlı eser.
Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi Ve Medya adlı eser.

Kimler Okumalı? Neden Önemli?

Kitabın akademik olarak ne katkısı olabilir? Örneğin İletişim Fakültesi öğrencilerinin kendilerini geliştirmek adına neler yapabileceğini göstermesi ( Ortadoğu uzmanı olan bir dış habercinin İngilizcenin yanında Arapça, Farsça, İbranice ve Kürtçeyi bilmesi … mesleğin niteliğine katkı sağlayacaktır, s. 109) ve neler yapmaması gerektiğini (Günümüzde medya açısından zarf mazrufun, biçim içeriğin, görüntü gerçekliğin önüne geçmiş durumdadır, s. 68) anlatan açıklayıcı ve yönlendirici içeriğe de sahip. Yazarın kişisel görüşlerini katarken ki akademik üslubunu da beğendiğimi söylemek isterim.

Kitabı kimler okumalı? İletişim, Gazetecilik, Medya gibi alanlarda kariyer / eğitim yapmayı düşünenler okuyabilir. Polis arkadaşlarımızda dönem şartlarını irdelemek / görmek adına okuyabilir; hatta kurumsal partizanlaşmanın nasıl kötü sonuçlar doğuracağını görebilirler. Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya adlı eser kendi içerisinde / alanında önemli bir eksikliği gidermiş, eleştirecek bir yapısı yok, öznel yorumlar dahil belgeler ile desteklenmiş.

Eser her ne kadar başarılı olsa da her güzelin kusuru olur derler ya, acele hareket edilmesinden mi yoksa gözden kaçmasından mı bilinmez, bazı yerlerde kelime hataları/eksiklikleri gördüm, onları da üşenmeden notlamışım, buraya ekleyeyim (Bir de araştırmaya konu gazetelerin sürekli tekrar edilmesi, bazı yerlerde dipnotların sayfa sonuna değil cümle sonuna eklenmesi, – mesela s. 47 – bence yanlış).

olarakk (s. 12) – fazla harf eklenmiş, Modern, (s. 76) – Modern kelimesinden sonra virgül koyulmamış, Postmoden (s. 82) – R harfi eklenmemiş gibi…

Türkiye’de Güvenlik Bürokrasisi ve Medya

Alanındaki eksikliği gideren, dönemi merak edenlerin okumasını önerdiğim, güzel bir akademik kitap. Kitabı bazı kitap satış sitelerinde sorguladığımda, herhangi bir sonuç çıkmadı. Sadece Polis Akademisi Yayınları internet sitesinden temin edilebiliyor sanırım.

İyi okumalar.

Kitapta Altını Çizdiğim Önemli Yerler

Eserde altını çizdiğim bazı cümleleri sizlerle paylaşmak istiyorum;

Gerçekte medya çıkarlarına dayalı olarak kendi kurallarını yürürlüğe koymaktadır (s. 10)

Pek çok örnek, Türk basınındaki haberciliğin niteliği konusunda daha çok mesafe kat edilmesi gerektiğine işaret etmektedir (s. 12)

… bu çalışma, Türkiye’de haberciliğin daha basit yürüdüğü 1970’lerde medyanın polise yaklaşımını yazılı basın üzerinden göstergebilim yöntemleriyle sorgulamak amacıyla yapıldı. (s. 12)

Mevcut araştırma, medyanın güvenlik sektörü ve özelde polis hakkındaki habercilik tarzını tasvir ettikten sonra tahlil etmeye çalışan bir metin mahiyetindedir (s. 13)

Pol – Der, Pol – Bir ve kısmen Tem – Bir örgütlenmeler de bu çerçevede değerlendirilebilir (s. 16)

Sol düşünce ile sağ düşüncenin en önde gelen gazeteleri olarak Cumhuriyet ile Tercüman, nispeten vasatı temsil eden yayın organları olarak da Hürriyet ve Milliyet’in Pol – Der ve Pol – Bir’i konu alan haber, yorum, fotoğraf ve köşe yazıları araştırmada kullanılacaktır. 1925 yılında Mustafa Kemal’in 154 bin 709 dönüm toprağa sahip olduğunu, toprak ağası sayılan Adnan Menderes’in ise idam edildiği zaman arkasında ancak 4 bin dönüm kadar bir arazi bıraktığını söylemektedir (s. 25)

Ahmet Ağaoğlu’na göre Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kazandığı çoğunluk “halktan gelmeyip, polis ve Jandarma ile bunların hakiki reyleri yerine sahte reyler koymalarından ileri gelmiştir (s. 28)

Ülkenin fiili kontrolü güvenlik bürokrasisinin askeri kanadına teslim edilmekte; bu da bütün olarak güvenlik bürokrasisinin siyasal, hukuki, sivil, demokratik gözetim ve denetimini zorlaştırmaktadır (s. 51)

15 Temmuz 2016 FETÖ / PDY darbe girişiminde, Ankara’da il binası, Gölbaşı’nda özel harekat birimi saldırıya uğrayan ve bombalanan emniyet teşkilatının darbecilere direnmesi, onları tutuklaması Türkiye’nin sadece demokrasi tarihi açısından değil, güvenlik bürokrasisinin tarihi açısından da temel bir dönüm noktasıdır (s. 59)

Tek tanrılı dinlerde söz ve yazı övülürken resim ya da heykel daha çok paganizme ait unsurlar olarak değerlendirilerek hoş görülmemektedir. Hristiyanlıkta yoğun bir biçimde kullanılan ikonlar, Azize Meryem, Oğul İsa ve Melek Cebrail figürleri ise dinin aslından değil; sonraki izleyicilerin pagan Roman kültürüyle iç içe geçmiş olmaları dolayısıyla ortaya çıkmıştır (s. 71)

Puta tapıcılık da görüntü ve gerçeklik algısının yeterince ayrışmadığı arkaik toplumlara özgü bir durumdur. modern dönemdeyse daha rasyonel temellere oturtulmuş; ancak özünde zihnin ilkel ve çocuksu algılarına dayanan bir görüntü fetişizmi hüküm sürmektedir, denilebilir. (s. 72)

Yorum Ekle