1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Hobbit Smaug’un Çorak Toprakları

Sinekritik: Hobbit Smaug’un Çorak Toprakları


hobbit 2Hobbit üçlemesinin ilk filmi olan Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un devam filmi olan yapımda Shire’lı Hobbit Bilbo Baggins, Thorin Meşekalkan ve beraberindeki 12 cüce ile beraber çıktığı yolculuğu doğuya, Kuytuorman’a ve yalnız dağ’a doğru giderken karşılaşacakları gerçeklerinde farkında olarak yollarına devam etmektedir. Ama onların bu macerasını izlerken ben; J. R. R. Tolkien‘in Orta Dünya’yı inşa ederken nasıl bir hayal gücü ile hareket ettiğini düşünmekten kendimi alamadım.

Filmin konusuna değinelim öncelikle: Bilbo ve arkadaşlarının Ejderha Smaug’un yıllardır hüküm sürdüğü Yalnız Dağ’a ve kayıp Erebor Cüce Krallığı’na ulaşmak için atıldıkları yolculuk zor şartlar altında devam ediyor. Ormanın girişinde Gandalf’tan ayrılmak zorunda kalan ekip, dev Örümcek sürünün ağlarından kurtulduklarını sanarken orman elflerinin esiri olurlar. Bu arada güçleri her geçen gün artan Azog ‘un liderliğindeki Ork’lar da güvenli gibi görünen Elf krallığında bile cücelerin izlerine ulaşırlar ve onları rahat bırakmazlar. Hem hayatta kalma savaşı veren hem de Göl kasabasına, ardından da Yalnız Dağ’a ilerlemeye çalışan cüceler ve Bilbo’yu bekleyen esas ve en zorlu düşman ise şüphesiz ki ateşlerin efendisi Ejderha Smaug’dur. Altınları altında sürdürdüğü derin uykusundan uyanan Smaug’u alt etmek ve Arkantaşı’na ulaşmak mümkün olacak mıdır? İşte bu sorunun cevabını bu filmde alacağız…

Peter Jackson‘ın yine yönetmen kadrosunda gördüğümüz – ki ilginçtir; filmin çekimleri yönetmenin Wellington’daki kendi topraklarında ve Yeni Zelanda’nın çeşitli yerlerinde gerçekleştirilirken, post prodüksiyonü Park Road post prodüksiyon şirketinde yapıldı – filmin uyarlama senaryosu ise Jackson’ın yanı sıra yine Fran Walsh, Philippa Boyens ve Guillermo del Toro’dan oluşan ekibe emanet. Ki kendileri romana sadık kalmaya çalışmalarının yanında eklemeler de yapmaktan geri kalmadılar: filmin ‘güzel bayan’ eksikliğini gidermek adına olsa gerek, Elf savaşçısı Tauriel karakterini filme kattılar. Hikayeye yeni eklenen bir karakter olan Elf savaşçı Tauriel, Evangeline Lilly tarafından canlandırıldı. Senaryo yazarı Fran Walsh, kitaptan bağımsız olarak yapılan bu değişikliğin, hikayedeki kadın karakterlerin eksikliğinden doğduğunu; Tauriel‘in bu boşluğu çok iyi bir şekilde doldurduğunu belirtiyor. Aynı zamanda hem kitaba hem de filme sadık olmak durumunda olduklarını söyleyen Walsh ekliyor: ”Kitap ile film arasında farklar daima olacaktır çünkü filmlerin başka dramatik gereklilikleri vardır.” Karaktere hayat veren Evangeline Lilly ise The Hobbit’in çocukken en sevdiği kitap olduğunu ve bu teklifin onun için bir rüyanın gerçekleşmesi anlamını taşıdığını söyleyerek ekliyor: ”Oyuncu olarak şu ana kadarki en zor işimdi ama bu zorluğu çok sevdim.” Martin Freeman (Hobbit Bilbo Baggins), Ian McKellen (Gandalf), Richard Armitage (Thorin Meşekalkan), Aidan Turner (Kili), Sylvester McCoy (Radagast), Peter Hambleton (Gloin) gibi oyuncular yine karşımıza çıkarken, Luke Evans, Evangeline Lilly, Orlando Bloom ve ejderha Smaug’a sesiyle hayat veren Benedict Cumberbatch bu filmin yeni yüzleri. Nori karakterini canlandıran Jed Brophy ilk film Hobbit: Beklenmedik Yolculuk (The Hobbit: An Unexpected Journey)’ta ve ikinci filmde de yer alıyor. Gerçek hayattaki oğlu Sadwyn Brophy ise “Eldarion” rolüyle Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (The Lord of the Rings: The Return of the King) filminde karşımıza çıkmıştı. Fili rolünü üstlenen Robert Kazinsky birkaç sahnenin çekiminden sonra kişisel sebeplerden dolayı projeden ayrıldı ve İngiltere’ye dönme kararı aldı. Onun yerine rolünü ise Dean O’Gorman üstlendi. Ian Holm ve Christopher Lee sağlık koşulları el vermediğinden Yeni Zelanda’ya gidemediler ve kendi sahnelerini Londra’daki Pinewood Stüdyosu’nda çektiler.

Hobbit üçlemesi için yapılan ilk şey Yeni Zelanda’nın farklı bölümlerinde gerçekleşen uzun bir ön çekim süreciymiş. 266 gün süren bu çekimler, Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları filmiyle birlikte de sürmüş. Bu filmde altı farklı platoda çalışan ekibin çekim alanları içerisinde Miramar-Yeni Zelanda’daki yapım tesisleri ve Yeni Zelanda’da bulunan iki farklı ada bulunuyor. Serinin ilk filmi Hobbit: Beklenmedik Yolculuk ile birlikte Oscar ödülüne aday gösterilen yapım tasarımcısı Dan Hennah, yeni film için de geniş bir ekiple çalışmış. Setlerin son halini en ince ayrıntısına kadar tasarlamak için bir araya gelen ekip günde 24 saat çalışarak, Hobbit üçlemesinin tamamı için 94 farklı modelden oluşan bir Orta Dünya sanal minyatürü yaratmışlar. Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları da ilk filmde olduğu gibi yeni teknoloji Red Edpic dijital kameralarıyla, saniyede 48 kare yakalanarak çekildi. Üç boyutlu filmlerin sunduğu derinlik doğrultusunda çekimleri tasarlamayı sevdiğini belirten Peter Jackson ekliyor: “Filmi normalde çekeceğim gibi çekiyorum ama o ekstra boyutun bir artı olduğunun farkında oluyorum. İzleyicilerin bu dünyaya adım atıp onun bir parçası olduklarını hissetmelerini istedim.” Filmin dijital ekibi Weta Digital’daki doku departmanı, Ejderha Smaug’un derisini hazırlamak için 2.5 yıl boyunca çalışmış.

Filmin başlangıcının Bree Köyünden olması iyi oldu. Yönetmen ara sıra kitabın dışına çıkarak iyi yapmış böylece birçok şeyin detayına girmiş. Filmde Göl Şehri sahneleri beni biraz sıktı. En sevdiğim sahne ise Sauron ve Gandalf’ın sahnesiydi; bunun yanında Gandalf‘ın Dol Guldur sahneleri, Legolas-Taurielli fıçılı sahneler de güzel sahneler arasında sayılabilirdi ki bunlar kitaptan bağımsız, yönetmenin kendi eklediği sahnelerdi: kitabı sıradan olmaktan uzaklaştırıp, güzelleştirmek için elinden geleni yapmış Peter Jackson ve belki de nehirde geçen fıçılı sahneleri dünyada hiçbir yönetmen bu kadar mükemmel çekemez. Bu yüzden diyorum ki bu filmi mutlaka Bluray seçeneği ile bir daha izlemek gerek. Öte yandan hiç konuşmamasına rağmen Bombur beni çok güldürdü. Filmde Gimli’nin ismi geçmesi bile beni Yüzüklerin Efendisine götürdü diyebilirim. Filmde dikkatimi çeken bir başka şey ise Legolas‘tı çok acımasız ve farklı bir rolde gördüm sanki. Bir ara ben bile korktum: yüzüklerin efendisi filmindeki Legolas’tan eser yoktu; bunun sebebi ise belli etmese de aşık olması ve kıskançlığının ortaya çıkardığı öfke ile hareket etmesi gösterilebilir. Beorn’u ise çok az gördük resmen konuk oyuncu gibi bir şeydi ki aslına bakarsanız kitapta daha detaylıydı. Gelelim Kahramanımız Baggins’e: Martin Freeman yine çok başarılı oynamış rolünü gerçekten harikaydı. Hele o örümcek ile savaştığı sahnede fenaydı. Son olarak Ejderha Smaug iyi yapılmış tamda kitapdaki resimdeki ejderhaya benzetmişler. Müzikler çok kötüydü Howard Shore bu seriyi pek ciddiye almadı sanırım çünkü ilk filmde de genelde yeni müzikler yerine LOTR müziklerini kullanmıştı. Tauriel-cüce aşkına duygusal bir müzik yapmaya çalışmış o da hiç olmamış. En güzel sahneler

Ama herkesin yakındığı sahne son sahneydi. Kesinlikle bende son sahnede yıkıldım; hiç beklenmedik bir şekilde, tamamen orta yerde bitti yahu film! Sonu daha farklı bitebilirdi. Anlaşılan Peter Jackson her şeyi son filme bırakmış: bu açık ve net. 3. filmin büyük ilgi toplayacağını düşünüyorum; yönetmen neredeyse tüm kozlarını son filme bırakarak müthiş bir final ile hobbit serisini sonlandırmak istiyor gibi gözüküyor. Bu yüzden ilk iki filmde umduğunu bulamayanlar olarak son filmi beklemekten başka çaremiz kalmadı: serinin bu ikinci filminde pek aksiyon olmasa da ( ki aslına bakarsanız ben de çoğu izleyici gibi 2. filmin gereksiz olduğunu düşünenlerden değilim; konuyu ve dolayısıyla romanı ekrana yansıtıp anlatmak, kitabı okuyan insanların hayal güçlerini karşılaştırmak adına yararlıydı ama yönetmen sürpriz yaparak 2. filmin sıradanlığını eklediği karakter ve sahnelerle kurtarmaya çalışması bile takdire şayan diyebilirim. ) yine de hobbit severlere tadımlık bir ziyafet çektirdiği aşikar.

Son filmi bekleyelim en iyisi..

İyi seyirler.

Kaynak olarak beyazperde.com ve sinemalar.com kullanılmıştır.

Yorum Yap