İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Adalet ( The Equalizer )

Sinekritik: Adalet ( The Equalizer )

images

imagesAmerikan sineması geçmişte yaşadığı inanılmaz tehlikeli olaylar sonrası hayata tutunma çabası güden ve bir an da farklı kimlikle karşımıza çıkan modern tarzda kurtarıcılarla bezenmiş filmlerle dolu. Adalet filmi de bunlardan biri; zaten 80’lerde televizyonda gösterilen bir dizinin beyazperde uyarlaması. Klişe bir konuya sahip olan yapımın baş rolünde deneyimli oyuncu Denzel Washington yer alırken, ona hollywood’un genç ve yetenekli ismi Chloë Grace Moretz eşlik ediyor. Yönetmen koltuğunda ise Denzel Washington’a 2001’de İlk Gün (Training Day) filmiyle En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını aldıran Antoine Fuqua yer alıyor. Her ne kadar benzer bir çok yapım olsa da içerdiği sağlam replikler ile beraber aksiyon sahneleri ve kamera açısı çekimleri The Equalizer’i izlemeye teşvik ediyor ve yılın en iyilerinden biri olmaya aday göstermemize neden oluyor. Bu arada Equalizer demek dengeleyici demek aslında. Genellikle müzik üzerine teknolojik aletlerde bu isimde programlara rastlıyoruz. Hayatın bir kenara savurduğu ve ezilen insanları kurtarıp düzlüğe çıkarmak için Denzel abimiz yardıma koşuyor. Tabii ki kurtarıcı yani ‘dengeleyici’ rolünde…

The Equalizer filminin konusu sıradan olmakla beraber ‘sıradan’ filmleri izlerken ki bıkkınlık hissine hiç kapılmadım diyebilirim. Sıradan benzer bir çok film var ama soruyorum size: kaç tane Denzel Washington var? Adalet filminin konusu ise: Robert McCall (Denzel Washington) eski bir Black Ops askeridir. Sahte bir ölüm hazırlayarak Boston’da yaşamaya başlayan Robert McCall, emeklilik zamanlarının keyfini çıkartırken, Teri isminde bir kızı kurtarması gerekmektedir. Kurtarması gerektiği kız yüzünden Rus mafyasıyla birlikte karşı karşıya gelecektir.  Filmin afişleri de çok sıradan, açıkçası ben yapsam bu kadar yapardım zaten: direk Denzel Washington ön plana çıkartılmış. Taken’de olduğu gibi filmin ilk saniyeleri biraz ağır ancak başladı mı durmayan bir aksiyonu temposu var. Tabi izlerken bir çok soru işareti kalabilir aklınızda: “Bu adam nasıl bu kadar profoyonel ve niye bu kadar acımasız?” gibi… Gizemini koruyan bi durum tabi bu fakat sona doğru tatmin edici cevaplar almanın yanında bazı konularda da hayal gücünüz size yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Ancak şunun altını çizmeliyim ki dövüş sahneleri çok başarılı ve çok gerçekçi izlerken etkilenmiyor değil insan: Sherlock Holmes’de izlediğimiz dövüş sahnelerinden bile daha kanlı ve daha zor.

The-Equalizer-Official-Photo-Denzel-Washington-Chloe-Moretz

 

Denzel Washington’ın oyunculuğuna diyecek bir şey bulamıyorum: filmi sırtladı ve sonuna kadar başarıyla götürdü. Kendi halinde yaşayan bir atom bombası olan Robert McCall karakterinin sessiz sakin halini de bir an da acımasız silahşöre dönen halini de çok başarılı bir şekilde yansıttı. Film boyunca kaç defa gülümsedi diye merak ettim şuan… İnanılmaz içten ve muazzam bir performans sergiledi. İlerleyen yaşına rağmen belki de son demlerindeyken böyle bir filmde yer alıp böyle bir performans göstermesi kesinlikle takdirlik. Filmin kötü adamını canlandıran Marton Csokas ise bana hep Kevin Spacey’i hatırlatıyor nedense. Chloe Mortez ise küçük yaştan beri başlayan oyunculuk performansına bu filmde bir kat daha çıkmış ve yeni bir Jennifer Lawrance havası veriyor bizlere ki bu seneye damgasını vuran oyuncudur gözümde. Kendini hayattan soyutlayan ve uyku sorunu olan, düzenli bir insanın sevdiği veya değer verdiği bir kişi uğruna verdiği mücadeleyi izlerken aksiyon, vahşet, duygusallık ve adalet gibi bir çok konudan eser vardı filmde: daha önce de yazdığım gibi Sherlock Holmes’den esintilerde gözden kaçmadı. Kamera açıları ve efektleri aksiyon öncesi sahnelere büyük tat kattı. Robert karakteri bize tatar ramazanı hatırlatabilir: Adaleti sağlama istediği oyuncağı elinden alınmış bir çocuğun çığırtkanlığından daha fazla ve daha şiddetli.

EQ_10

Filmin içerisinde barındırdığı kadın ticareti ve getirdiği yıkım ile beraber dünyanın en zengin insanlarının kirli dünyasından izler de görüyoruz. Kadınların bir insan olarak değil zevk veren bir et yığını olarak para ile satılması ve bir çoğunun hayatlarının kararması durumu gerçekten iğrenç bir durum. ABD – Rusya ikilemi yine sahne de olsa da Robert karakterinin her kötü adamı yıkışında siz de tribünde mutlu oluyorsunuz bir nevi. Var olan düzendeki her şey sanki programlanmış gibi. Bir yerlerde yanlışlıklar olduğunu hatta daha da ötesi büyük bir adaletsizlik ve yozlaşmış bir düzenin olduğunun farkındasın ama ‘kral çıplak’ diyemiyorsun bir türlü. Her şeyin farkındasın ama bir şey yapamıyorsun. Peki ya bir yaşlı adam kral çıplak diyebilseydi ve bu her şeyi bitirerek hızla dönen çarka çomak soksaydı, neler olurdu? İşte Adalet filminde izlediğimiz de tam olarak bu. Hani sıradan bir film demiştik ya: fakat senaryo o kadar güzel işlenmiş, diyaloglar o kadar güzel yazılmış ki defalarca benzer film izlenilmesine rağmen ilk kez böyle bir yapım izliyorsun havasına kapılıyorsun.

“Yağmur için dua edersen çamura hazırlıklı olmalısın” ,” Bazen doğru yere gitmek için yanlış seçimler yaparız” , ” Hayatınızın en önemli iki günü; doğduğunuz gün ve neden doğduğunuzu anladığınız gündür. gibi replikleriyle yine sosyal mesajların sık sık verildiği filmin diyalogları gerçekten müthiş. Bir kaç sahnede kitap reklamı da yapmıyor değil. Filmin geçtiği o kafe tarzı yer de ilginçti. Adalet filmi sürükleyici ve gerilim dolu bir yapım olarak hafızalarda yer ediniyor. Her geçen sahnede daha çok bağlanıyorsunuz filme. Aksiyon sahnelerinin sergilenişi ve sahne geçişleri izlerken atmosferi tamamlıyor ve daha bir haz almanızı sağlıyor filmden. Her anıyla sade ve etkili bir film ve vermek istediği mesajları da çok iyi şekilde aktarıyor ve daha temiz bir dünya diliyor anlattıklarıyla. İzlenilmeli.

İyi seyirler.

Yorum Yap