Paris’te Bir Osmanlı Sefiri
Paris'te bir Osmanlı sefiri
0

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri, Şevket Rado tarafından sadeleştirilerek Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları‘nca yayımlanmıştır. Eser, Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin 1720–1721 yıllarındaki Paris gözlemlerini anlatan, alanında önemli bir kaynaktır. İlk basımını 1970 yılında yapan eserin elimde 2025 tarihli basımı mevcut. Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi alt başlığının yer aldığı kitabı bu yazıyı hazırladığım sıralarda güvenilir kitap siteleri üzerinde uygun bir fiyatla (22 Şubat itibariyle yaklaşık 35 TL gibi bir fiyata) satın almak mümkündü. Gelin şimdi size biraz Yirmisekiz Çelebi’den, biraz da kitaptan bahsedeyim.

Eserin farklı yayınevleri tarafından basımları mevcut; elimdeki kitap ise, zamanla kapak tasarımı değişmiş olsa da, 18. baskısını yapmıştı. Peki, Yirmisekiz Mehmet Çelebi kim? Kitaptan cevap verelim: “Gençliğinde Yeniçeri Ocağı’nın 28. Ortasına (28. tabur) yazılmış olduğu için “Yirmisekiz” lakabıyla şöhret kazanan Mehmet Çelebi, 1720 yılında devrin padişahı III. Ahmet tarafından Fransa’ya büyükelçi olarak gönderilmiş değerli devlet adamlarımızdan biridir.” (s.1). Hayatının yanında yaptığı bu gezi ve sonrasında yaşananların dönem hayatına ve günümüze yansıması çok önemlidir.

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri: Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Kimdir?

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri adlı kitabın içindekiler kısmı oldukça ayrıntılı, sunuş kısmında ise Şevket Rado tarafından kaleme alınan tarih atılmamış bir metin var: bu kısımda Yirmisekiz Çelebi’nin hayatından, kitabın yazılış serüvenine ve eserin yazma nüshaları hakkında bilgilere kadar geniş bir yelpazede okuyucuya aktarımda bulunulmuş. Bu bilgilerden bazılarını – ki bunların bazıları Şevket Rado’nun kişisel yorumlarını da içerir – söylemek gerekirse; yapılan ziyaretin en önemli sonucunun “…bu seyahat Türkiye’ye matbaacılığın getirilmesine sebep olmak gibi muazzam bir hizmete yol açmakla beraber…” (s.1) cümlesinden hareketle matbaacılığın ülkemize gelmesi olarak söyleyebiliriz.

Bunun dışında, eserin yazma nüshaları hakkında “…Arap harfleriyle birkaç defa kitap halinde basılmış olan bu Sefaretname Fransızca’ya da birkaç defa çevrilmiş olduğu halde Latin harfleriyle Türkçe’ye çevrilmiştir.” (s.3) cümlesinden hareketle, birden fazla nüshanın olduğunu ve yabancı dile de çevrildiğini anlıyoruz. Şevket Rado kitabın önemini şu cümlelerle özetliyor: “Halbuki Sefaretname yalnız içinde anlatılanlar bakımından değil, kanaatimce, on sekizci yüzyılın başındaki Türk cümlesini, hatta bir bakıma konuşma dilini en tabii şekilde aksettirmesi bakımından da büyük bir ehemmiyet taşımaktadır.” (s.4).

Şevket Rado, sunuş kısmında, kitabı hazırlama sürecinden de bahsediyor: “Yirmisekiz Çelebi’nin bu güzel eserini yeni Türk nesillerinin daha uzun zaman okumak imkanından mahrum kalmalarına gönlüm razı olmadığı için onu sadeleştirmek suretiyle önce Hayat Tarih Mecmuası’nda yayınladım. Şimdi de Çelebi’nin gördüğü yerleri ilave ederek kitap haline getirmiş bulunuyorum.” (s.4). Orijinal nüshada sadeleştirmeye gitme sebebini de şöyle anlatıyor: “….. ben, yazma merakım yüzünden elime geçmiş olan gayet kıymetli yazma nüshayı sadeleştirmeye esas tuttum. Buna sebep, elimdeki yazma nüshasının bizzat Yirmisekiz Mehmet Çelebi’ye ait, onun tarafından görülüp tashih edilmiş bir nüsha oluşudur.” (s.4).

Sunuş kısmında anlatılanlardan anladığımız kadarıyla eser kaleme alındıktan sonra, geziyi düzenleyen Yirmisekiz Mehmet Çelebi tarafından tekrar dinlenip, bazı düzeltmeler yapılıyor: “…. devrin padişahı III. Ahmet’e bir takrir vermek lüzumunu hissetmiş ve katiplerini karşısına oturtarak seyahati başından sonuna kadar, bütün tafsilatıyla yazdırmış, eski tabirle takrir etmiş, bunu temizce yazıp kendisine getirmelerini istemiştir.” (s.4-6). Hatta bu durumu şu cümleyle örnekliyor: “Yazma nüshadan bir sayfa. Bu sayfadaki dizdardan birkaç katmerli Girit lalesi soğanı istedikleri, fakat dönüşte dizdarın vermediğini anlatan satırları Çelebi çizmiş, sayfanın kenarına el yazısıyla ‘Bu makalenin aslı yoktur; zira avdetimiz ahar mahalden olup Bordo şehrini bir daha görmedik’ ibaresini yazmıştır.” (s.5).

Şevket Rado bu durumu “…..bu da yazmanın Çelebi’nin şahsına ait ve Sefaretname’nin kendisi tarafından ilk defa takririnden sonra kaleme alınıp gözden geçirmesi için eline verilen nüsha olduğunda şüphe bırakmıyor.” (s.6) sözleriyle özetliyor ve şu çıkarımda bulunuyor: “Anlaşılan Çelebi kendisine verilen bu nüshayı dikkatle incelemiş, yanlış yerlerini düzeltmiş, fazlaları çıkarmış, ondan sonra yazılan nüsha padişaha takdim edilmiştir.” (s.6). Ayrıca “Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Sefaretnamesi ilk defa Raşit Tarihi’nde metin arasında tabedilmiş……” (s.6) cümlesinden hareketle ilk yayımlandığı yeri de öğreniyoruz. Ancak Raşit Tarihinde yer alan metin ile elimizdeki eserde yer alan metin arasındaki farklılıklara da dipnotlar kısmında yer verildiğini belirteyim.

Sefaretname’nin Tarihi ve Kültürel Önemi

Normalde, büyükelçi olarak görev yapanların yazmış olduğu anı türündeki eserlere Sefaretname denir ancak bu kitabın alt başlığında seyahatname ibaresi kullanılmış, Şevket Rado bu durumu “Elçilik vazifesi dolayısıyla yazılmış olduğu için eserin adı ‘Sefaretname’ ise de, kitabın ilk bakışta okuyuculara seyahat intibalarını ihtiva eden bir eser olduğunun belirtilmesi maksadıyla ‘Seyahatname’ denmiştir.” (s.9) sözleriyle özetliyor.

Buraya kadar aslında Paris’te Bir Osmanlı Sefiri adlı kitabın sunuş kısmından bilgileri sizlerle paylaştım. Biraz da Yirmisekiz Çelebi’nin Paris’teki anılarından, o dönem Paris hakkında yazdıklarından, gördüklerinden, izlenimlerinden bahsedelim. 7 Ekim 1720 tarihinde İstanbul’da başlayan yolculuk, 21 kasım 1720 tarihinde Toulon şehrine varmalarıyla devam ediyor; yaklaşık 1 aydan fazla bir süre denizde seyahat ettikten sonra, Paris’e gitmek için yola devam ediyorlar ve uzun bir yolculuktan sonra Paris’e varıyorlar: “Türlü menzillerden geçerek cemaziyülevvelin dokuzuncu cumartesi günü taht yeri olan Paris şehri kenarında hazırlanan saraya inmek müyesser oldu.” (s.29-30). Bu da ana kara üzerindeki yolculuğun deniz yolculuğundan daha uzun sürdüğünü gösteriyor. Burada aklıma şu soru geldi: Paris’e gitmek için bu kadar çile çekmeye değer miydi?

Kitapta beni gülümseten cümlelerden biri de şuydu: “Paris şehrine mahsus bir oyun var imiş. Opera derler imiş.” (s.52). Devam edelim: “Yine kadın ve erkek, kimi ziyaret, kimi seyretmek maksadıyla kalabalık halinde gelip, hususu yemek yediğimizi görmeyi pek isterler idi.” (s.32). Sanırım paparazziler sürekli üzerlerindeydi gezi boyunca… Kitapta kadınların toplumdaki rolü üzerinde özellikle durulduğunu ve kadınlar hakkında çok fazla cümlenin olduğunu da söyleyelim, örneğin: “….. gelen kadınlar ipekli kumaşlarla ve cevahirlerle garkolmuş bulunup mumların alevinden öyle bir şaşırtıcı parlaklık meydana gelmiş ki, tabir olunmaz.” (s.53).

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri... Arka planda eski, sararmış kağıt dokusu üzerine flu bir şekilde işlenmiş Osmanlıca el yazması metinler ve bir hokka-tüy kalem. Ön planda kitabın net, yüksek çözünürlüklü bir üç boyutlu (mockup) görseli

Yazıyı hazırlarken, Ramazan ayı içerisinde olmamız nedeniyle mi bilmiyorum, Ramazan-ı Şerif hakkında kitapta yer alan bilgiler özellikle dikkatimi çekti: “Bu esnada Ramazan-ı Şerif geldi, oruç tutmak ve giceleri, cemaatle teravih namazı kıldık.” (s.80) gibi. Yurt dışında oruç tutmak gerçekten zor, ben de deneyimlemiştim. Ancak oruç tutmamız ve iftar yemeklerimiz kitapta anlatıldığı gibi yabancıların dikkatini çekmemişti: “Rica ve niyaz ederiz ki, hanımlarımız gelip iftar eyledüğümüzde ve yemek yedüğümüzde seyretmek isterler.” (s.82).

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri adlı kitabın içerisinde tecessüs (merak; bir şeyin içyüzünü, gizli yönlerini araştırma veya belli etmeden öğrenmeye çalışma arzusu), debdebe (gösteriş, görkem, şatafat, ihtişam) gibi eski Türkçe’de kullanılan ve sadeleştirme yapılmayan kelimeler de yer alıyordu. Bunun yanında eserde siyah beyaz fotoğrafların sayısı oldukça fazlaydı: dönemin şartlarını gösteren fotoğraflardan tutun da seyahate yönelik yapılan çizimlere, seyahat güzergahına ve Yirmisekiz Çelebi ile akrabalarının görüntülerine kadar oldukça fazla resim kitap içerisinde kendine yer bulmuştu. Dipnotlarla oldukça zenginleştirilen eserin ekler kısmında Çelebi’nin hayatına ve devamında orijinal nüshalar üzerinde yapılan çeviri eserlerin listesi ile yapılan çalışmalara da yer verildi.

Paris’te Bir Osmanlı Sefiri adlı kitabın son kısmında Çelebi’nin hayatına biraz daha fazla değiniliyor aslında sunuş kısmından farklı olarak: “…. Çelebi’nin Fransızca, Osmanlıca ve Türkçe olarak çeşitli baskıları yapılan eseri, pek çok araştırmaya konu olmuştur ve olmaktadır.” (s.93) ve “Çelebinin babası Yeniçerilerin 71. ortasının katar ağalarından seksoncubaşı Gürcü Süleyman Ağa idi. Seksoncubaşı, Saksonya’dan getirilen av köpeklerinden sorumlu birliklerin komutanıydı ve padişah ava çıktığında birliğiyle ona eşlik etmekle görevliydi.” (s.93) cümlelerini bunlara örnek olarak gösterebiliriz.

“Paris’te Bir Osmanlı Sefiri” Hakkında Son Düşüncelerim

Yine devamında yaptığı bu gezinin ve geziyle ilgili aldığı notları kağıda dökmesinin önemi üzerinde şu sözlerle duruluyor: “….. sefaretnamesi, Osmanlı tarihindeki kırkı aşkın sefaretnamenin ilki olmasa da en çok tanınanı olmuştur.” (s.94) ve “Sefaretnamede sözü geçmediği halde, Paris’te gördüğü örneklerden etkilenen oğlu Said Efendi’nin çabalarıyla 1727’de kurulan matbaa, kültür tarihimizin önemli bir parçası olmuştur.” (s.95). Bu iki tespit çok önemli.

Bu gezisinin etkisini, sadece matbaa alanında değil, giyim sektöründe de görüyoruz: “Çelebi’nin “Turquerie” denen ve giyim modasından resme, mimarlıktan müziğe pek çok alanda etkili olan “Türk modası’nın doğuşunda önemli rolü olduğu kabul edilir. Mozart’ın Çelebi’nin Paris’i ziyaretinden neredeyse yarım yüzyıl sonra bestelediği Saraydan Kız Kaçırma, Türk Marşı ve başka “alla turca” eserleri, bu modadan beslenen sanat eserlerinin en meşhurlarındandır.” (s.95). Bu da çok önemli bir diğer tespitti.

Ve son olarak Valilik görevinde de bulunduğunu öğreniyoruz ki iyi bir kariyer sayılabilir: “Kıbrıs valiliğine atandı ve 1732’de orada vefat etti. Mezarı Magosa’da Sinan Paşa Camisi olarak da anılan Buğday Camisi’nin bitişiğindedir.” (s.95) cümlesiyle sonlanıyor eser bir nevi.

📌 SSS: Paris’te Bir Osmanlı Sefiri Hakkında

Sefaretname’nin Tarihi ve Kültürel Önemi Nedir?

Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin kaleme aldığı Sefaretname, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’ya açılan ilk penceresi olması sebebiyle büyük bir tarihi ve kültürel öneme sahiptir. Bu eser; dönemin Fransa’sı hakkında derinlemesine bilgiler, elçinin kişisel gözlem ve yorumları ile döneme ışık tutan spesifik alıntılar barındırdığı için tarihsel bir belge olarak yüksek otorite değerine sahiptir.

“Paris’te Bir Osmanlı Sefiri” Nedir ve Neden Önemlidir?

“Paris’te Bir Osmanlı Sefiri”, Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Seyahatnamesi alt başlığıyla yayımlanan ve Osmanlı’nın Batı medeniyetiyle ilk ciddi kültürel temasını anlatan tarihi bir kitaptır. Lale Devri diplomasisini anlamak için temel kaynaklardan biridir. Bu değerli eseri, yazının hazırlandığı dönem itibarıyla güvenilir kitap siteleri üzerinden yaklaşık 35 TL gibi oldukça erişilebilir bir fiyata satın alabilmeniz mümkündür.

Özetle, Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin kaleme aldığı Paris’te Bir Osmanlı Sefiri, yalnızca diplomatik bir sefaretname değil; Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’ya açılan ilk penceresi ve Lale Devri’nin kültürel temelini atan tarihi bir belgedir. 18. yüzyıl Avrupa’sının bilimini, sanatını ve Paris saraylarının debdebesini bir Osmanlı aydınının tecessüs dolu gözlerinden okumak, Doğu-Batı ilişkilerinin kırılma noktasını anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. İki farklı medeniyetin kültürel çarpışmasını tüm şeffaflığıyla sunan bu eser, tarihin satır aralarında gerçek bir keşfe çıkmak isteyen her okurun kütüphanesinde mutlaka yer alması gereken bir başyapıttır.

Reaksiyonunu Göster!
  • 1
    alk_
    Alkış
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    _z_c_
    Üzücü
  • 0
    _a_rd_m
    Şaşırdım
  • 0
    k_zd_m
    Kızdım
Paylaş
İlginizi Çekebilir
Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir