İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı eser, İnhitat-ı İslam hakkında bir Tecrübe-i Kalemiye alt başlığı ile Pembe Kitaplar serisiyle Bedir Yayınevi tarafından okuyucuyla buluşturulan, başlığıyla ilgimi çeken, enteresan bir eser. Osmanlı’da fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa – Enver Paşa – Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış önemli bir devlet adamının kaleminden çıkan bu eserin elimde 2022 tarihli baskısı yer alıyordu. Güvenilir kitap siteleri üzerinde uygun fiyata alabileceğiniz (22 Şubat 2026 tarihi itibariyle yaklaşık 70 TL idi) bu kitabı, özellikle konuya meraklıların alıp okumasını öneriyorum.
Said Halim Paşa’nın bir fotoğrafı ve kitap hakkındaki “İnhitat-ı İslam hakkında bir Tecrübe-i Kalemiye ismiyle 1334 senesinde İstanbul’da Matbaa-yı Amire’de yapılan ilk baskısı esas tutulmak suretiyle, bugünkü Türkçeye çevrilmiştir. Bu kitap 1962 yılının Haziran ayında ilk baskısı yapılmıştır.” bilgiyle karşılaşıyoruz ilk sayfalarını çevirirken… Hacmi küçük (48 sayfa) olsa da, isminden de anlaşılacağı üzere konusu oldukça derin bir eser. Enteresan olan kısımlarından biri de bu: ben de merak içinde okumaya başladım.
İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor ? – Said Halim Paşa Eser İncelemesi
Said Halim Paşa’nın eserinde yayınevi tarafından hazırlanan bir önsöz veya sunuş kısmı yok; bunun yerine, Said Halim Paşa’nın kısa bir biyografisi bizleri karşılıyor. Okuduklarımızdan olan “Babası Abdulhalim Paşa, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğludur” (s.7) cümlesiyle, kendisinin, Osmanlı’nın son dönemine damga vuran isimlerden birinin torunu olduğunu anlıyoruz: ayrıca “…1910’da ayan azalığında…” (s. 7) cümlesinden hareketle ayanlık da yaptığını görüyoruz; bu durum dedesinden kalan bir miras gibi görünüyor.
Yine aynı sayfalardan anlaşılacağı üzere “Eserlerini Fransızca yazar, sonra Türkçe ’ye tercüme ettirdi.” (s.8). Zaten bir dönem yurt dışında eğitim görmüş, önemli bir entelektüel aynı zamanda… “Son yüzyıl içinde gelişen üç fikir cereyanının (Türkçülük, Garpçılık, İslamcılık) en kuvvetlisi olan “İslamcılık” fikrinin önderlerindendir. Eserlerini “Mehmed” takma adıyla neşretmiştir.” (s.8) bilgisinden hareketle, döneminin fikir hareketlerine önemli katkılar sunan bir isim olarak da biliniyordu. “1921’de bir Ermeni komiteci tarafından tabanca ile şehit edildi.” (s.8) cümlesi de dönemin siyasi konjonktüründen etkilendiğini bizlere gösteriyor.
Yazarın “İslamlaşmak” (s.9) adlı bir kitabı olduğunu ve “Sonuncu eser Fransızcadan Türkçe’ye Mehmed Akif tarafından tercüme edilmiştir.” (s.9) cümlesinden hareketle, bu kitabı Mehmed Akif Ersoy’un tercüme ettiğini öğreniyoruz. Tabii ben söylenen bu kitabı güncel kitap siteleri üzerinde bulamadım: ancak İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı kitabındaki yazdıklarının daha genel hatlarının yer aldığını söyleyebiliriz. Bu arada kitabın adının “İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor” şeklinde olduğunu tekrar edeyim: öyle yazıyor çünkü kapakta, yanlış yazmadım yani..
Kitabın Ana Teması: İslam Coğrafyası Neden Geri Kaldı?
İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı kitapta günümüzde de sık sık dile getirilen konuların, geçmişte, Osmanlı’nın son döneminde de tartışıldığını görüyoruz. Yazar, çok güzel sorular ve bu sorulara cevaplar vermiş, tespitlerde bulunmuş. “İslam ülkelerinin geri kalışının neticesini illetleri ve sebepleri gibi telakki ettiler. (Yani netice ve sebepleri birbirine karıştırdılar).” (s. 14) diyerek aslında sorunun asıl kaynağını, çok net bir şekilde dile getirmiş.
Yazarın İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı kitapta yer alan şu cümlesi, gerçekten çok dikkat çekiciydi: “Bütün bu fikir ve mütalaalarda görülen birbirine zıtlık ve nihayetsiz çeşitlilik bize yalnız şunu öğretti ki, fikirlerimize hâkim olan düzensizlik geri kalışımızın sebeplerini belirtme ve teşhis etme kudretini beynimizden kaldırmıştır.” (s. 15). Farklı kültürlerin, farklı insanların bir arada yaşadığı, aynı inanca sahip olduğu bir ortamda, ilerleme nasıl sağlanacaktı? “Bize gelince diyebiliriz ki, Türk Sünniliği Arap Sünniliğinden, Acem Şiiliği de Hint Şiiliğinden farklıdır.” (s.16) diyor yazar ancak “Acaba İslam milletleri, dinlerinde bulunan sayısız nimetlerden niçin faydalanamadılar?” (s.17) sözleriyle aslında bir gerçeği yüzümüze vuruyordu: neden!?
Bir de İslamiyetin medeniyetsizleştirdiği yönündeki benzer sözlerin, o dönem fikir dünyasında da yer bulduğunu bu risalede görüyoruz ki yazar buna şu sözlerle karşı çıkıyor: “… Hristiyan ve Buda dinlerinin, Avrupalılarla Japonları medenileşmekten alıkoymadığı görüldüğünden; hiçbir dinin gerekli özellik ve vasıflara malik hiçbir milleti ilerleme ve kalkınmadan alıkoymayacağı bir gerçek haline gelmiştir.” (s. 18). Çok doğru bir tespit değil mi? Devam edelim.
Aslında özetin özeti niteliğinde olan bu eserde yazar sorunun kaynağını ve devamında çözümleri çok iyi irdelemiş ve ortaya koymuş. Mesela “İslam dini insanlığın saadetine yararlı ve o saadeti temin eden bütün unsurları toplayıcı ve her hususta en mükemmel din olduğu halde bu dine tabi olanların, Hıristiyan kavimlerine nisbet edilince, dikkati çekecek derecede geri durumda bulunduklarını görüyoruz.” (s.17) diyor: İslam dünyasının o dönem açısından son durumunun röntgenini çok basit bir şekilde açıklıyor.
İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı eserin devamında “İslâm âlemi doğuda, bitmez tükenmez, çeşitli felsefe tartışmalarıyla vakit geçirmekte ve metafizik vadisinde bir sürü sonsuz ve neticesiz çekişmelerle kuvvetten düşmekteyken, beri tarafta yani batıda, genç ve zinde milletler tecrübi metodlara dayanan yeni bir medeniyet kuruyorlardı.” (s.21-22) sözleriyle, İslam alemindeki gereksiz vakit kaybının, batıya zaman kazandırdığını ve öne geçmelerine neden olduğunu dile getiriyor.
Sonrasında “… müslüman milletlerin bu geri kalışını, hâlâ nüfuzundan kurtulamadıkları, İslâmlıktan önceki hayatlarının, üzerlerinde sürdüreğelmekte olduğu tesire bağlamak lâzım gelir. Şu hâlde müslüman milletlerin geri kalışı, önceden ve sonradan olağelmiş bütün geri kalışlar gibi; bu milletlerin yarınlarını emniyet altına almak yolunda, mazilerinden ne gibi şeyleri unutmak ve feda etmek gerektiğini takdir edememelerinden doğmuştur.” (s.19) ifadesiyle son durumun sebebini açıklıyor.
Hatta “Müslüman milletler zamanın devamlı olarak değişen şartlarını göz önüne almayarak, bu değişimden doğan yeni ihtiyaçların, ancak dinlerini daha yüce ve daha verimli bir şekilde tefsir etmek ve açıklamakla mümkün olacağını anlayamamaları yüzünden gerilişleridir.” (s.20) diyor. Çok beğendim tespitlerini ve bu tespitlerin açıklamalarını…
Eserden Çıkarılacak Sosyolojik ve Dini Dersler

İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı kitapta yer alan yazara ait bazı tespitleri ve cümleleri ayrıca vermek istiyorum aşağıda:
“….. batılılar, doğudaki hadiseleri ve bunların yansımalarını kendi fikir ve ruh yapılarına nazaran pek yanlış tefsir ederek, ona göre hüküm verdiler ve İslamın geri kalmasını, şeriatın aslına ve yapısına ait noksanlıklarda sandılar. (Böyle noksanlıkların mevcut olduğu zannına kapıldılar). (s.12)
“Türkler için durum, diğer İslâm milletlerinden az çok farklı bir şekilde cereyan etmiştir. İslâmlıktan öncе kurdukları medeniyet, İslâmdan sonraki ilerlemelerini gölgeleyecek kadar köklü ve ileri bulunmadığından, kabul ettikleri yeni dünya nizamına büyük bir başarı ile uyup, hizmet ettiler. Ancak, Arap ve Acem medeniyetleriyle sıkı temas halinde bulundukları için, bu medeniyetlerin tesirine kapılmak ve onların âkibetine uğramaktan kurtulamadılar.” (s.20-21)
“Bizim için saadetin, takdir ve hayranlığımızı en çok çeken millete benzememizden ibaret olduğunu ve yalnız, genel olarak her şeyde o milleti taklid ede ede onun gibi mes’ut olabileceğimizi zannediyorlar.” (s.23)
“Onlar kendi gelenek ve kuramlarını ihtiyaçlarına yetersiz buldukları zaman, yeni ihtiyaçlarını karşılayacak bir duruma getirinceye kadar, değiştirmeye ve düzeltmeye çalışırlar, bu suretle ilerlemeleri, milli geleneklerinin ilerlemesiyle sonuçlanır.” (s.24-25)
“….İslam dünyasının her tarafında halk ile aydınlar tabakası arasında doldurulmasına imkân olmayan bir uçurum vardır. Halk her yerde, düşünürlerini ve ileri gelenleri ile kesin bir uyuşmazlık içinde bulunuyor.” (s.26-27)
“Son derece gayri tabii ve akıl dışı olan şu köklü ayrılık, İslâm milletlerinin gövdesi ile beyni arasında sürüp gittiği müddetçe; düşünürlerin olanca mantık, bilgi ve fikirleri, mühim hiçbir yenilik meydana getirmeyi başaramayacak. Elde bulunanı bozup yıkmaya yarayacak ve ilerleme yolunda müslüman milletler tarafından harcanan bütün emekler sürekli bir muvaffakiyetsizliğe mahkûm kalacaktır.” (s.27-28)
“Tarih boyunca İslâm düşünürleri gelecekteki yaşayış için, islâmiyetten önceki yaşayışlarından ne gibi şeylerin unutulup, terkedilmesi gereğini, müslüman kavimlere nasıl öğretmedilerse; bugünkü liderler de yaşadıkları devirlerden (mazilerinden) ne gibi şeylerin muhafaza edilip korunması gerektiğini yeni nesillere öğretmek hususunda, kendilerinden önce gelenlerden fazla bir hüner ve liyakat gösteremediler.” (s.28)
“…… İslâm âleminin bugünkü geri durumunda görülen şu üzüntü verici hal, aydınlar tabakasının milletlerine karşı olan vazifelerinde pek zıt düşüncelere sahip olmalarından doğmaktadır” (s.28)
“Diğer memleketlerde düşünürler ve aydınlar sınıfının vazifesi milli gayeye hizmet ederek onu bir kat daha desteklemek ve yükseltmek. Ve her yerde uygulanıp yürütülmesine çalışmaktan ibaret ve milletlerinin kendilerine hürmet ve bağlılık göstermesi ancak bu sayede mümkün iken, İslâm, mütefekkirleri milli gayelerinden başka ve ona tamamen zıt bir gaye beslemek başka ve hakkını kendilerinde görüyorlar.” (s.29)
“……bağlı olduğu memleketin esas emellerinden başka emeller besleme hakkını hiç kimsede görmüyoruz.” (s.29)
“Gerçekten, İslam dini kendine mahsus inançları, ahlakiyatı, kendine mahsus sosyal ve siyasi esasları ile en doğru, en geniş ve en yaygın manasıyla bir insanlık nizamidir.” (s.30)
“……diğer bir inanç da yenileşme ve ilerleme isteğinde bulunan bir memleketin mutlaka demokratlaşması gerektiği fikridir.” (s.36)
“Esas temellerini teşkil eden dayanışma, eşitlik ve adalet duyguları sarsılacak olursa, zikredilen cemiyet demokratik hususiyetlerini kaybeder.” (s.36)
“İnsanlığın ihtiyaçlarının sürekli değişmesine rağmen, insanın yaratılışı değişmez, her zaman aynıdır.” (s.41)
“….İslam şeriatının için aldığı ahlaki, sosyal ve siyasi düsturlar; baştan ayağa insanın karakterinden alınmış olduklarından ebediyete kadar ademoğullarının mukadderatının düzenleyicisi olmağa layıktır.” (s.42)
“İslam topluluğu teşkil eden fertlerin her biri iyi bir müslüman ve hatta kabil ise müslümanların en mükemmeli olmaktan başka hiçbir emel takip etmemelidir.” (s.44)
“…..hususi vazifeler, ferdin fikri ve ahlaki seviyesini en yüksek dereceye ulaştırmaya çalışmak ve islamın siyasî, sosyal ve ahlaki esaslarını daha tamamen mükemmel bir tarzda tatbike gayret etmektir.” (s.46)
“Umumî vazifeler ise, öbür müslüman milletlerle dinî bir dayanışma içinde yaşayarak, onlara hürriyet ve geleneklerine saygı, ilerleyip gelişlerine yardım hususlarından ibarettir ki, İslâm milletleri içinde, yabancıların boyunduruğu altına girmiş olan veya o tehlike karşısında bulunanları kurtarmak bu vazifeler arasındadır.” (s.46)
“İslâmî birlik; sayısız kuvvetlerin, unsurların ve güçlerin tam bir bütün hâlinde âhenk teşkil ettiği kâinatın birliğine eş bir birliktir. Bütün azameti ve hakikati bu hâlinden doğar.” (s.46)
Görüldüğü gibi, bazı eski Türkçe kelimelerin de yer aldığı İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı eserde, “herşeye” gibi yanlış kullanılan imla hataları olmasını normal karşılıyorum. Ancak yazarın dilinin gayet akıcı olduğunu, anlatmak istediğini sade ve anlaşılır bir şekilde okuyucuya aktardığını, çok derin bir konuyu gayet basit bir şekilde anlattığını söyleyebilirim. İtalik olarak paylaştığım kitaptan cümlelerin herhangi biri hakkında bile saatlerce konuşulabilir: uzun uzun tartışmaya gerek duymadım ancak sizlerin de okumasını istedim.
Son tahlilde “İslâmın esaslarını daha güzel anlayıp, daha bilgili, daha faziletli bir surette tatbik ve icra eyledikleri ve onlara daha ciddi ve daha samimi bir bağla bağlandıkları takdirde bugünkü gerilik çukurlarından yükselerek, çağdaş medeniyetin üstünde yeni bir medeniyet meydana getireceklerdir.” (s.47) sözlerinden hareketle; İslam dünyasının ilerlemesinin yegane şartını dile getiren yazara, düşünce dünyasının çok derin bir yansımasını bizlerle paylaşması hasebiyle, teşekkür etmek gerek.
Soru: İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor kitabı konusu nedir ve yazarı kimdir?
Cevap: “İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor?” adlı eser, eski Osmanlı sadrazamı ve düşünür Said Halim Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, İslam toplumlarının Batı karşısında geri kalmasının temelindeki zihniyet, eğitim ve sosyo-kültürel sorunları ele almaktadır. Yazar, sadece sorunları tespit etmekle kalmayıp, İslam dünyasının kendi öz değerlerine dönerek nasıl yeniden ilerleyebileceğine dair aydınlatıcı çözüm yolları sunan tarihi bir araştırma ve inceleme metnidir.
Ben İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor adlı kitabı okurken düşündüm de: zaman zaman yazara hak verdim, zaman zaman farklı düşündüğüm de oldu. Tabii ki bir fikir tartışmasıydı bu: sonuç olarak, Said Halim Paşa’nın “İslam Dünyası Niçin İlerliyemiyor?” adlı bu kısa ama öz eseri; geçmişten günümüze uzanan kronik sorunlarımızı kavramak ve İslam toplumlarının yeniden inşası üzerine derinlemesine bir bakış açısı kazanmak isteyen her okurun mutlaka kütüphanesinde bulundurması gereken bir eserdir bana göre.
İyi okumalar.
