İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Yazılarım
  3. Kitap Yorum: Şeytanı Uyandırma ( John Verdon )

Kitap Yorum: Şeytanı Uyandırma ( John Verdon )

şeytanı uyandırmaHayatıma ve kütüphaneme Aklından Bir Sayı Tut kitabı’yla giren John Verdon oluşturduğu Emekli Dedektif karakteri Dave Gurney ile beraber 3. kitabıyla karşımıza çıkıyor. ‘ Şeytanı Uyandırma ‘ adı altında ülkemizde de çok satanlar listesine giren yazar; akıcı uslübü ve merak uyandıran kurgusu ile yine bir çırpıda okuyacağımız bir kitap ile favori yazarlarımdan biri oluyor.

John Verdon‘un belki de en önemli özelliği akıcı uslubu ile mekan, yer, zaman tasvir ederken kullandığı o kaliteli diyalogları ve betimlemeleri. Okurken sanki sinemada, sahneyi tüm ayrıntılarıyla izliyormuş hissine kapılmak muhteşemdi! Bunu ilk 2 kitabıyla da bize çok güzel bir şekilde yansıtan yazar, bu kitabında belki de betimlemelere o kadar daldı ki bazı yerleri atlayıp geçmek istemiş olabilirsiniz okurken: fakat, hani film izlerken tüm ayrıntıları görmek istersiniz ya bu kitapta da tüm ayrıntıları takip etmek adına tüm kelimeleri okumak zorunda kalabilirsiniz. Yine de kurgunun muhteşemliği ve güncelliği ile 3 bölüme ayırdığı bu kitabı bir çırpıda bitirip elinizden çıkarmak ve sonunu görmek isteyeceksiniz eminim. Bölümlerin her birinde aklınıza farklı katil adaylarının gelmesi ve hollywood filmlerini andıran, bir an da oldu bittiye gelip hızlıca sonlanan bir final bölümüyle son cümleleri okuyup serinin devamını beklemeye başlıyorsunuz açıkcası…

Kitabın bu bölümde ana karakterler dışında ilk 2 kitap da tanışmak bir türlü nasip olmayan Dave’nin oğlu Kyle’yi de aktif bir şekilde sahada görüyoruz. Oğlu ile arasında iletişimde sorun yaşayan dedektifin beklediğinden (veya beklediğimizden) çok farklı bir şekilde karşımıza çıkması şaşırtıcı oldu. Ayrıca emekli ve ünlü dedektifimizin son çözdüğü olaydan sonra yaşadığı travmanın etkisi beklenenden kötü oldu gibi: daha hırçın ve daha çabuk sinirlenen bir yapı ile karşımıza çıktı; fakat her şeye rağmen cinayet olaylarına olan ilgisi dünyadan yine izole olmasına neden oldu ve mükemmel/zekice bir çözümle yoluna devam etmeyi bildi. Herkesin görmediği şeyleri görmesi gerçekten ne kadar zeki bir dedektif olduğunun da göstergesi. Kızlar boş yere hayran olmuyor ona… 🙂 Bu arada kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla Dave Gurney’in doğum tarihi 23 Mart 1961 ve kitabın yazıldığı tarihte 49 yaşında ( günümüzde yani şuan 52 yaşında ) oluyor. Bunu da eklemek de fayda var. Kitap da geçen Sharon Stone ismi ilk başta ‘acaba o mu?’ diye düşündürse de sonrasında, kitabın ortalarına doğru benzer isimde olduğunu öğreniyor. Ben ismini ilk okuduğumda yazarın ona karşı özel bir ilgisi olup olmadığı aklıma gelmişti ki bir süre daha okumaya devam edince ünlü Temel İçgüdü filmindeki sahnesini de anlatarak konuya açıklık getirmesi okurken sırıtmama neden oldu. 🙂

İkinci kitapta ki başarılı tercüme bu kitabın ilk sayfalarında yok; bazı bölümlerde noktalama işaretlerinin yanlış kullanılması ya da kullanılmaması okuduğum bölümü tekrar okumaya veya yanlış anlamaya neden olabilir. Kitabın bana göre en önemli eksikliği 1970 lerde geçiyor izlenimi veriyor olsa gerek… Böyle düşünmemin sebebi de teknolojik bir çok imkana yer vermemesini gösteriyorum; mesela ilk kitabında lanet olmayasıca gizli kameraların olmaması büyük bir eksiklikti. Bu kitap da ise biraz daha fazla teknolojik imkanlara yer vermeye çalışmış olması önemli bir gelişme ilerisi açısından… Eskiye çok bağlı olduğu belli olan yazarın zamanla, günümüz teknolojik gelişmelerine ayak uydurarak yeni cinayetler çözeceğine eminim.

Kitabı okurken bir kaç not almıştım; Good Shepherd cinayetlerini işleyen kitap, bu ismi araştırmaya itti beni. İnternette araştırma yaptığımda bu ismin neden bana bu kadar tanıdık geldiğinin sebebini öğrendim: Robert De Niro’nun çekmiş olduğu ünlü CİA konulu filmin adı da aynıydı. Ayrıca aynı isim İncilde ve katolik dünyasında çok bilinen bir isim. Neden böyle bir ismi yazarın seçtiğini bilemiyoruz ama ‘açgözlülükten’ dem vuran bir katili anlatırken kutsal kitaplardan birinde geçen kelimeyi seçmiş olması enterasan. Ayrıca ‘Unabomber manifestosu’ da kitapta ki kurguyu anlamak için araştırmam gereken bir şey olarak aklıma gelmiş ve not etmiştim: öğrendiğim kadarıyla yazarın kurgusuna katkıda bulunan bir olay bu. Kısaca bahsetmek gerekirse; amerikalı bir yardımcı profesör olan Ted Kaczynski’nin terör ve sanayii devrimi konusunda – 200 den fazla maddeden oluşuyor – tepkilerini içeren ve ‘zorla’ New York Times gibi dergilerde yayınlattığı ünlü bir bildiridir. Az okumaya çalıştığımda yazarın kitabında bahsettiği Good Shepherd bildirisiyle benzerlikler içerdiği aşikar. Bu profesörde zaten FBI tarafından takip edilmiş, sorgulanmış ve bir kaç bombalama eylemine karışmış biri olarak göze çarpıyor. Yazara ilham kaynağı olduğu belli… Çünkü bahsettiğim profesör şartlı tahliye hakkı olmadan ömür boyu hapis yatmış ve yazarın kitabında da katilin son konuşmaları benzer sonu hazırlamayı düşündüğünü belli ediyor.

Lafı çok uzattım; polisiye roman sevenler ile yazarın diğer kitaplarını – ki zaten diğer kitapları serinin ilk 2. kitabı oluyor – okuyanların mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. Seveceksiniz ve kitabı bitirmek için acele edeceksiniz eminim. 🙂

Serinin diğer kitapları hakkında yazdığım yazıları okumak için:

John Verdon – Aklından Bir Sayı Tut

John Verdon – Gözlerini Sımsıkı Kapat

Şimdiden iyi okumalar. 🙂

Yorum Yap