İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Kelebeğin Rüyası

Sinekritik: Kelebeğin Rüyası


kelebeğin rüyasıYılmaz Erdoğan‘ın yapımcı ve yönetmenlik koltuğunda oturduğu, BKM yapımı bu film yönetmenin İki Vizontele, organize işler ve neşeli hayat filmlerinden sonra beşinci filmi olarak ‘Kelebeğin Rüyası’ olarak sinemalarda. Kıvanç Tatlıtuğ gibi son dönemin popüler oyuncularından birininde kadroda bulunduğu yapım yönetmenin dilinin en başarılı şekilde oturduğu film olmasının yanında bana göre en başarılı filmi olarak da göze çarpıyor. Umarım bundan sonra Yılmaz Erdoğan bu çizgi de yönetmenliğini devam ettirir ve daha başarılı yapımlarla Türk sinemasına katkıda bulunur.

Film gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek, 1940 lı yıllarda yeniden kurulan Zonguldak şehrine sırtını dayıyor ve yönetmen Yılmaz Erdoğan’ın başarılı işlemesiyle nefes alan iki karakterin etrafında dönen dram ve aşk dolu bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor. ‘ – Ne işle meşgulsun? – Şairim ben. – Yani işsizsin. ‘ repliğinin geçtiği sahneden de anlayacağımız üzere paranın ve kazancın kıt olduğu bir dönemde bir heves uğruna değil de benimseyerek yürüttükleri şairlik mesleği etrafında hocalarıyla oturdukları bir sohbette başlayan oyun, iki şairi yani Rüştü ONUR ile Muzaffer Tayyip USLU‘yu yaşamları etkileyen bir drama dönüşüyor. Bu iki şair dönemin ‘ince hastalığı’ vereme yakalanmış ama şairlikten vazgeçmemiş iki insan aslında: şiire olan tutkuları ve bulundukları ilçenin en güzel kızı Suzan’ın hayatlarına girmesiyle yaşadıklarına o kadar bağlılar ki hastalıkları onları yollarından döndürmüyor.

Bir taraftan kömür madenlerinde yaşayan insanların dramlarını izliyoruz.
Bir taraftan dönem insanının çektiği eziyeti.
Bir taraftan Rüştü ile Muzaffer’in hastalıkları yüzünden çektikleri acıyı izliyoruz,
Bir taraftan Suzan için kapıştıkları şiir yarışmasının eğlencesini.
Bir taraftan aşkını bulan Mert Fırat‘ın ustalıkla oynadığı karakterin yaşadıklarını izliyoruz,
Bir taraftan bildiğimiz kalıpların dışına çıkarak zayıf ama duyguları güçlü bir karakteri canlandıran Kıvanç Tatlıtuğ‘un yaşadıklarını…

Sinemasal açıdan son dönemlerin en farklı açılışı ile karşımıza çıkan film, birbirinden kopmayan bu saydığım olguların harmanlandığı şiirsel bir yapıma dönüşüyor adeta. Yılmaz Erdoğan’ın aşk şiirlerini çoğumuz biliriz ama bir de onun espritüel tarafı vardır sonuçta komedi oynamış ve yazmış biridir kendisi: işte bu yapısı filmin içine o kadar işlemiş ki duygusal bir sözle başlayan sözler komik bir sözle son buluyor ki insan şaşırıyor ve alkışlayası geliyor. Mert Fırat ve Kıvanç Tatlıtuğ’da oynadıkları karakteri o kadar özümsemişler ki adeta kağıt üzerinde yazılan karakterlere nefes olmuşlar, ayaklandırmışlar. Yılmaz Erdoğan’da filmde oyunculuk yaptı: Lise edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil‘i oynayarak o da belki de sevdiği bir ustasını canlandırmış oldu.

Alıntı: ” Şiir gibi dokunan hikâyenin derinine girmeden, filmin sinematografisine geçersek, öncellikle karşımızda prodüksiyon kalitesi açısından çok üstün bir iş olduğunu belirtmek lazım. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki , sanat yönetiminde Hakan Yarkın, kostümlerde Gülümser Gürtunca ve görsel efektler ekibi müthiş uyumlu çalışmış; bir dönem filminde nasıl olması gerekiyorsa teknik detaylar tam da o şekilde ustalıkla kullanılmış. Kelebeğin Rüyası’nda, teknik kalite açısından müzikleri de dâhil olmak üzere tüm elemanlar birbiriyle uyumlu. Bu anlamda yakın döneme ait Aşk Tesadüfleri Sever, Evim Sensin ve Uzun Hikaye gibi popüler sinema örneklerinde teknik kalite açısından çıtanın iyice yükseldiğini ve bunun altında işlerle seyircinin tatmin olmayacağını belirtmek gerek. ”

Filmin dört dörtlük olmasının önündeki en büyük engel ise süresi. Film çıkışı izleyenlerin en büyük eleştirisi bu konuda oldu diyebilirim. Fakat buna ek olarak ben de filmin müziklerini başarılı bulsam da daha gür çıkmasını beklerdim. Özellikle duygusal sahnelerde müzikler daha etkileyici bir tonda olabilirdi diye düşünüyorum.

İlk sahnesinden son sahnesine kadar beni etkileyen bir filmdi. uzun zamandır bir filmde gözlerim yaşarmamıştı. Kıvanç’ın beni bu kadar şaşırtacağını da sanmıyordum. Şiirsel anlatımın ağır bastığı filmde şiirsel sözlerin etkisi uzun süre daha üzerimde olacak gibi. Sevdim, beğendim ve kesinlikle öneriyorum. Bu zamana kadar izlediğim filmler içerisinde ilk 10 da kesinlikle yer bulacak bir film bana göre. Belki de abartıyorum bilemiyorum ama son zamanlarda çekilmiş en başarılı Türk filmlerinden biri olduğu kesin.

Benim puanım 10 üzerinden 9.

İyi seyirler.

 

Yorum Ekle