İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Yazılarım
  3. Kitap yorum: Dünya Düzdür

Kitap yorum: Dünya Düzdür

dünya düzdürHer ekonomi öğrencisinden ziyade, para ile ilgili olan herkesin ve tabii ki teknolojiyi takip eden herkesin okuması gereken kitaplardan biri ‘Dünya Düzdür’. ” Dünya Düzdür: Yirmi Birinci Yüzyılın Kısa Tarihi” New York Times gazetesinin ünlü köşe yazarlarından Thomas L. Friedman’ın ABD, İngiltere ve dünyanın pek çok ülkesinde en çok satanlar listesinden aylardır düşmeyen kitabı… Genel itibariyle gittikçe daha çok küreselleşen dünyanın, küreselleşme levellerini bir bir atlarken bir fiş takarak insanların internete girip nasıl kaynaştığını ve bu neticeyle dünya üzerinde farklı yerlerin nasıl birbirine bağlanarak ticarete etki ettiğini irdeliyor. Buna da Hindistan’a yapmış olduğu bir iş gezisinde duyduğu ” Dünya Düzdür ” cümlesi yüzünden aynı ismi veriyor ve kitabını yazıyor. Ekonomi, sosyal, teknoloji, iletişim gibi tüm alanlarda giderek tarihi veya coğrafi bölünmelerin önemi gittikçe azalıyor. Dünyanın neresinde olursanız olun rekabet artıyor, aynılaşıyoruz. Ve bunların mümkün kılan şeyler belli: internet.

Thomas L. Friedman kitabına şu yazıyla başlıyor bir nevi: ” Galileo, dünyanın düz olmadığını savundu; kelleyi aldılar. Mahkeme tarafından idam ettirildi. Dünyanın eskiden de düz olduğuna inanılıyordu; ama farklı bir pencereden bakılıyordu dünyaya. Henüz; Ciga baytlık lezzet’le bakılmıyordu dünyaya. ” Bu çok anlamlı bir açılış notu. Friedman; disiplinler arası bir yaklaşımla, küreselleşme paradigmasına uygun, ekonomik hayatı temel alarak bir bütün hayatı, dünyayı sonsuz parçalara ayırarak bizim hissetmeyeceğimiz bir ustalıkla yeniden bütünsel bir fotoğrafla yeryüzünü bize göstermeye çalışmaktadır. Ucuz emek neredeyse, üretim orada olmalıdır algısıyla küresel aktörlerin sosyal yaşama yansıyan bakış açılarını benimsemiş, ulus-devlet bitmiştir desturuyla politik kabullerini dile getirmektedir. Bunu bize kabullendirmek için de gereken örneklendirmeleri kendi açısından bize aktarıp ‘ben haklıyım!’ diye bas bas bağırmayı da unutmuyor! Yazarın; popüler bir gazeteci olması ve derin bir edebi kurgu anlayışına sahip olması, hissetini, gördüğünü ve gittiği yerlerdeki insanlara ve yaşama ilişkin anlatımlarının açıklayıcı ve duru anlatımını, dünyaya yüklediği anlam, kullandığı sembol değerler, bilgiyi anlama, kullanma ve ürüne dönüştürme becerisi iyi bir analist olduğunun göstergesidir.

Dünyanın nasıl düzleştiğini on temel düzleştirici güçle, dünyanın nasıl düzleştirildiğinin temel teorik ikna edici önermelerinin tartışıldığı bölüm; kitabın ana teması olarak düşünülebilir; Dünyayı Düzleştiren On güç: ‘’Müthiş bir maliyet baskısı vardı ve dünya düzleşiyordu. Ekonomi, insanları, asla yapamayacakları veya yapamayacakları şeyleri yapmaya zorluyordu… Küreselleşme müthiş bir hamle yapmıştı. Hem bilişim hem de üretim için doğruydu bu.’’ (Friedman T.L, Sf: 115- 5. düzleştirici) Bu 10 gücü ise kısaca şu şekilde yazabiliriz: 1- berlin duvarının yıkılışı ve “windows”. 2- netscape 3- iş akışı yazılımı 4- open-source 5- out-source ve y2k 6- offshore 7-tedarik zinciri 8- ınsourcing 9- ın-forming 10- steroidler. Bu düzleştiriciler içinde dünyaca ünlü firmaları ön plana çıkartarak, çalışma şartlarını ve gelişimlerini ve tabii ki bu şirketlerin kurucu ceolarının görüşlerini aktararak okuyucuya aktarmayı da ihmal etmiyor. Rakamsal örnekler fazla vermeyip, okuyucuyu rakamlarla veya tablo-şekillerle yormuyor: fakat düzleştirici güçlerden sonra ‘üçlü yakınlaşma’ ve ‘sessiz kriz’ bölümlerinde bu düzleştiricilerin doğal sonuçlarını da irdelemeden geçmiyor.

Yazar, gelişen bu dünyada şirketlere de öneri de bulunmaktan çekinmiyor. Bu öneriyi yaparken şirketlere ‘ya bunları yaparsınız ya da bitersiniz’ ikazında da bulunuyor. Şirketlerin başarılı olabilmesi için de uymaları gereken kuralları şu şekilde açıklıyor:

kural 1: dünya düzleştiğinde, siz de düzleştiğinizi hissedince bir kazma alıp kendi içinizi kazın. duvarlar örmeye çalışmayın.
kural 2: küçük, büyük oynayacak… düz dünyada küçük şirketlerin gelişmesinin bir yolu, büyük oynamayı öğrenmektir. küçüklerin büyük oynamasının anahtarıysa daha ileriye ve daha derine, daha süratli ve daha kapsamlı gidebilmek için yeni işbirliği araçlarından hızlı faydalanmaktır.
kural 3: büyük, küçük oynayacak… büyük şirketlerin düz bir dünyada gelişmeyi öğrenmek için izlemesi gereken yol müşterilerinin büyük düşünmesini sağlarken, küçük şirketler gibi davranmayı öğrenmelidir.
kural 4: en iyi şirketler, en iyi işbirlikçilerdir. düz dünyada giderek daha fazla iş, şirketler arasındaki işbirliğiyle gerçekleşecek. bunun çok basit bir nedeni var: ister teknolojide olsun, ister pazarlamada, biyo ilaçta, üretimde, değer yaratımının bir sonraki katmanı o kadar kompleks olacak ki hiçbir şirket veya departman tek başına bu sürece hakim olamayacak.
kural 5: düz bir dünyanın en iyi şirketleri, düzenli röntgen çektirip sonuçları müşterilerine satarak sağlıklı kalmaya devam edenlerdir.
kural 6: en iyi şirketler küçülmek için değil, kazanmak için taşerona iş veriyor. çalışanlarını işten çıkararak tasarrufta bulunmak için değil, daha hızlı ve daha ucuza buluşlar yaparak büyümek, pazar paylarını arttırmak, farklı alanlardaki uzmanlardan daha çok yararlanmak için taşerona başvuruyor.
kural 7: taşeronluk sadece benedict arnold’lara uygun bir şey değildir. idealistler de bunu yapabilir.

Sonuç olarak;
Friedman kitabın başında kapitalist sistemin 20. yy sonu ve 21. yy’da nasıl teknolojik bir gelişim gerçekleştirdiğini güzel örneklerle önümüze sunuyor. Başarı öykülerini ve bu başarıları gerçekleştirenlerin bulunduğu durumu oldukça akıcı bir dille bize veriyor. Oldukça yapıcı tespit ve eleştirilerinin yanında, diğer sistemlerin iyi yönlerini kitabına eklememesi dezavantaj olarak göze çarpıyor. Ayrıca bu taşeron devletleri sadece ucuz iş gücü sağlama kaynağı olarak görmesi biraz rahatsız edici; tabii ki bu ülkeler sadece ‘taşeron’ devlet değil. Farklı şeyler var; coğrafi konumu görmezden gelip, yer altı ve yer üstü zenginlikleri göz ardı etmesi (müslüman ülkelerin petrol gelirleri dışında) bir eksiklik bana göre. Bariz bir şekilde batılı devlet sömürüsü ve onların kar maksimizasyonu temalı bu politikayı oldukça savunması, buradaki insanların batılı insanlara göre daha az kazanıp oradaki imkanlardan yararlanamaması üzerinde hiç durmuyor. Yazarın kitabında yazdığı şu ifade, kitabı okuduktan sonra ve dünya gündemini takip eden biri olarak aynı sonuca varmamızı sağlıyor: ” Kısacası; Düz Dünya ne yazık ki hem Infocys’in hem de El Kaide’nin dostudur. ” ( Friedman, T.L. sf:416)

İyi okumalar.

Yorum Yap