İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Ocean’s Twelve

Sinekritik: Ocean’s Twelve

oceans twelveSeri film takıntımın devamı olan Ocean ve takımının maceralarına kaldığım yerden devam ediyorum. Yine muhteşem bir kadro var karşımızda. Vurgun 3 yıl sonra kaldığı yerden devam ediyor, tabii ki serinin ilk filmi olan Ocean’s Eleven ın son sahnesinde bize kendini dillendiren sahne ile intikam kokan bir film bizleri bekliyor. İlk filmin sadece amerikan sinemasında gösterdiği başarıdan sonra bu filmde amerika da toplamda 120 milyon dolarlık bir gişe geliri ile perdeleri kapadı.

Filmde bir çok kişinin ayrı ayrı hayran olduğu bir çok ünlü oyuncu yer alıyor, filmin ortasına doğru bizi kurguyu birleştirip devam ettirecek sahnelerde güzel süprizler bekliyor. Julia Roberts ile Bruce Wills filmde gerçek hayattaki halleriyle karşımıza çıkıyor güya ve bu da güzel bir çözümmüş gibi bize sunuluyor. Aslına bakarsanız biraz magazinsel ve basit gelen bu çözüm belki de kurguyu kurtarmak için kısa yol olarak seçilen bir yöntem oldu.

Artık hırsızlar dünyasında tanınmış bir ekip olan Ocean’s Twelve ( ki bu yeni ismi ekibe yeni katılanlardan alıyor ) 160 milyon doları gayet sessiz ve sakin bir şekilde yasal yollarda çalışarak harcamaya devam ederken eski düşman bir gün hırsızların 1 numaralı kuralını hiçe sayan biri tarafından paranın asıl sahibi kumarhaneci Benedict tarafından bulunuyor. İlk sahnede dünyaca ünlü bayan oyuncu Catherine Zeta-Jones’un kırmızı elbisesiyle yatakta görüyoruz ve ilk süpriz bu oluyor, sonrasında ise bu geçmişte yaşanan sahne sonrası Benedict’in takım üyelerini dünyanın farklı yerlerinde ziyaret etmesini ve 2 hafta süre vermesini izliyoruz. Aynı anda bu kadar yeri gezmesi ve hepsine de aynı tarihi vermesi belki de biraz hayalperest olmuş ama kurgunun devamlılığı için gerekliydi deyip geçiştirelim. Sonrasında tekrar bir araya gelen ekip bu parayı amerika topraklarında bulamayacaklarına karar verince Amsterdam yollarına düşerler: ilk filmde Danny Ocean’ın hırsızlık kararını etkileyen eski eş faktörü bu filmde Rusty’nin eski sevgilisine olan özlemi ve aşkı neticesinde soyulacak yer olarak amsterdamı seçmesine neden oluyor diyebiliriz. Kurgunun giriş kısmı olarak ilk filmdeki standartını koruyan ekip bu sefer daha zorlu soygunlar yapmak zorundadır, 1 tane ile parayı toplamaları imkansızdır. Fakat tam bu sırada bir nevi hırsızların en ünlüsü ( Gaspar Lemarc olarak ismi geçiyor filmde ve araştırdım biraz: gerçek hayatta böyle biri yok yani tamamen hayal ürünü ) tarafından eğitilmiş ve Night Fox olarak lakap takılan bir düşmanla da başetmeleri gerekmektedir. Çünkü hem onların ekmeğine çomak sokuyor hem de yakalanmalarını sağlıyor. Fakat kusursuz bir ekip olmaları yüzünden bu olaydan da zeka ürünü bir planla şans eseri ve başkalarının yardımıyla kurtulmayı başarıyorlar. Filmin sonunda gece tilkisi lakaplı hırsızın düştüğü komik durum ilk filmde Benedict’in yaşadığı hayal kırıklığından daha kötüydü diyebiliriz. Filmin son sahnesinde iki eski düşmanın barışması yeni film konusunda ipucu vermese de artık düşman olmadıklarının bir kanıtı oldu ki bu durumda serinin son filmine taşındı.

Catherine Zeta-Jones gerçekten çok yapmacık bir oyunculuk sergilese de mükemmele yakın güzelliği ile her şeyi unuttuyor diyebilirim. Julia Roberts ile karşılaştırılmayacak bir durumda ki ilk filmdeki filmin kadın yükünü kendi başına bu sefer sırtlıyor ve film boyunca topuklu ayakkabılarıyla beraber yapmacık ama yerinde bir oyunculuk sergiliyor. İlk filmden sonra filmin intikam boyutunda devam edeceği belliydi ama iki düşmanın karşı karşıya gelmesinden ziyade kurguya katılan yeni kişiler arasında danışıklı dövüşün yapılması gerçekten mükemmel bir tercihti. Ve filmde her ne kadar magazinsel bölümler yer alsa da daha çok bilimsel verilere de yer verilmesi güzel bir tercih oldu, bazıları hayal ürünü olan bu bilgilerden mesela max schumann’ın istanbul ve venedikte evleri yerlerinden su yardımı ile kaldırması taktiğinin anlatılması film için güzel bir seçenek oldu. Steven Soderbergh ilk filmde olduğu gibi bu filmde de yönetmen koltuğunda fakat ilk filmde kullandığı giriş sahnesini bu filmde denememiş. Kurguyu farklı bir şekilde ele almış ve bu da bize yönetmenin süreklilik ve istikrarlı bir yönetmenden ziyade daha çok yenilikleri deneyen biri olduğunu gösteriyor.

Film sonunda tüm takımın bir araya geldiği sahne belkide biraz daha uzun olabilirdi, yine de bu sahnede ekibin yeni oyuncuları Catherine Zeta-Jones’in katılmasına çok sevindikleri gözlerinden belliydi. Gecenin göze batan ismi o oldu, hem seyircinin gözünde hem de ekibin gözünde… İlk filmin kahramanı olan andy garcia bu filmde arka planda taşları yerinden oynatan bir oyuncu olarak pasif kalmış gibi gözükse de istediğini faiziyle aldı fakat ona yardım eden fransız hırsız ortağı kazdığı kuyuya kendi düştü ve akıl akıldan üstündür lafını tekrar onaylamamıza yardımcı oldu diyebiliriz.

İlk filmdeki kurgudan farklı olarak kamera oyuncularını seven yönetmenin daha farklı şeyleri deneyip mükemmel bir kurgu ile karşımıza çıktığı film , soygun filmlerini sevenler ile bu filmdeki bir çok oyuncunun hayranı olanlar için izlenilmesi gereken bir devam filmi. İlkinden çok kötü olmaması da önemli bir başarıydı. İMDB puanı belki biraz düşük ama benim puanım yine 8 olacak. Film, akıllı ve espirili diyaloglar, kimsenin kendisini daha fazla öne çıkartmadığı oyunculuklar (tamam, belki Linus haricinde) üzerine kurulmuş. İlk film bunun yanında “gerçek” bir hırsız filmi olarak kalıyor. Ama siz de bunu önemsemiyorsunuz değil mi? Bu filme gitme sebebiniz sadece herkesi bir arada görebilmek. Oyuncular, bir yerden sonra film çekmekten çok eğlenmek için bu işi yapıyorlar gibi duruyor, bu da filmi daha izlenebilir kılıyor.

İyi seyirler.

Yorum Yap