1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Büyük Hesaplaşma

Sinekritik: Büyük Hesaplaşma

hesat

heatMiami Vice gibi TV dünyasının en önemli polisiye dizilerinden biri olan Michael Mann‘ın yönetmen koltuğunda oturduğu Heat ( Büyük Hesaplaşma ) filminin oyuncu kadrosunda ise Al Pacino ve Robert De Niro gibi iki dev isim yer alıyor. Van Kilmer gibi sonrasında aksiyon filmlerinin aranan oyuncularından birinin yer aldığı, bunun yanında bir çok filmde izlediğimiz Jon Voight , Amy Brenneman gibi önemli isimlerinde oynadığı Büyük Hesaplaşma, suç dünyasını en iyi yansıtan filmlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Heat, hiçbir ödül almayan hatta oscar/altın küre gibi önemli ödüllere aday bile gösterilmeyen bir yapım belki de ama bizlere filmlerin başarısının ödülle belirlenemeyeceğini itina ile gösteren bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor.

heat2

IMDB Top 250 de kendine yer bulan kült filmlerden biri olan Büyük Hesaplaşma’nın konusuna gelince; Kovalanan, ekibiyle birlikte büyük soygunlar gerçekleştirilen usta bir soyguncu Neal McCauley’dir (Robert De Niro). Kovalayan ise başarısız bir evliliğin içindeki inatçı ve akıllı polis dedektifi Vincent Hanna’dır (Al Pacino). Los Angeles dekorunda birbirine çok benzeyen ve aslında başka şartlarda iki iyi dost olabilecek bu iki sıkı adam arasında büyük bir kovalamaca yaşanıyor. Birbirleriyle sadece iki kere yüzleşiyorlar. Birincisinde kahve eşliğinde güzel güzel sohbet ediyorlar, ikincisinde ise birinin ölmesi gerekiyordur.

Büyük hesaplaşma, suç dünyasını yansıtmak konusunda “sorun” yaşamayan Michael Mann’ın elinde bir şahesere dönüşüyor adeta: Mann, filmin neredeyse tamamını gerçek mekanlarda çekmiş. Film için tamı tamına 125 adet mekan kullanılmış. Filmin o ünlü sokak çatışması sahnesi bile Los Angeles’in en işlek caddesi trafiğe kapatılarak gerçekleştirilmiş. Bu açıdan bakıldığında epik suç filminin arka planında da çok başarılı işler yapıldığı gerçeği ortada. 2 saat 50 dakikalık uzun film, tamamıyla bir analiz filmi. Aslına bakarsanız ben filmi, “en iyi banka soygunu filmleri” listesinde gördüm, izledim. Eski bir yapım fakat eskinin tadı bir başka oluyor. Yıllanmış şarap gibi derler ya… O misal. Fakat içerisinde banka soygunu sadece 10-15 dk. İşte bu bile analiz filmi dememize kanıt niteliğinde: baştan sona karakter analiziyle birlikte sevgiyi, yalnızlığı, ihaneti, ailenin önemini çok iyi anlatması da cabasıdır.

Bu filmi farklı kılan bazı şeyler var; mesela sokak ortasında yapılan soygunda insanları öldüren ekip arkadaşına kin duyan bir “lider”i görünce şaşırıyorsunuz. Soygun esnasında yerde kanlar içerisinde yatan ekip arkadaşına doğru koşan bir hırsızı görünce onların ruh halini anlamaya çabalarken buluyorsunuz kendinizi: neden? Ve daha da önemlisi bu hırsızların sevgi karşısında ne kadar yoksun ve bir o kadar da sevgiye ihtiyaç duyduklarını görünce şaşırıyorsunuz. Ekip içerisindekilerin aileleri ile olan bağlarını sağlam tutmak için elinden geleni yapan bir “lider” profili düşünün. Tek bildikleri hırsızlık; fakat önem verdikleri kavramlara bakın? Bunun yanında ailenin önemi ve ailede çocukların durumu sanki bir “aile belgeseli” izler gibiydi: o zamanlar henüz ergen olan Natalie Portman’ın küvetteki sahnesinde verilmek istenen mesajlar ve kopuk aile bağlarının işlenişi insanların geldiği noktaya parmak basmaktaydı. Ekipte bulunanların takım elbiseleri içerisinde etrafa güzel tehditler savurması ise ilgi çekiciydi. Bir şey daha var: işlerini, evlerinin dışında bırakmaları da verdiği sosyal mesaj açısından da önemliydi. İş başka, ev başka… Bütün bunları bir araya getirdiğimizde ortaya sinema tarihinin en kibar hırsızları, en akıllı hırsızları tabirini kullanmak yanlış olmayacaktır.

hesat

Oyunculuklara gelince; Al Pacino’nun bu filmde canlandırdığı karektere bakıldığında üç kez evlenmesine rağmen hala mutlu olmadığı , mutlu olabildiği tek yerin sokaklar olduğunu gördüğünüzde gerçekten böyle adamların olduğu düşüncesi bile farklı havalara sokuyor sizi. Robert De Niro’nun oynadığı Neil karakteri ise bir ekip liderinde olması gereken her şeyin onda toplandığının göstergesiydi. Fakat iki adamda da eksik olan en önemli şey ise şuydu: işine aşırı bağlılık! İkiliyi finale götüren de buydu. İki efsane karakterin karşılıklı oturup konuştukları sahne ise mükemmeldi. Natalie Portman‘ın Leon filminden sonra ikinci uzun metrajlı filmidir ve yine o sevimli hali ile karşımızdaydı. Danny Trejo nam-ı değer Machete/Ustura tam rolü için biçilmiş kaftandı; tabii sonu iyi olmadı!

Sonuca gelirsek; profesyonel oyunculuk, iyi senaryo ve doğru kurgu ile ortaya güzel bir film çıkmış diyebilirim. Replikler ise akılda kalıcı ve yerindeydi. Filmin müziklerini ise çok beğendim diyemeyeceğim. Her halükarda bence hakkını veren yapımlardan biri olmuş ve izlenilmeyi hak etmiştir; arşivinizde bulunması gereken bir film. Filmi izleyen bir arkadaşın şu sözüne ise katılıyorum: “bu filmi izlememek gerçekten büyük kayıptır ve aynı zamanda bu ikiliye ayıptır.” Film bir hırsızlık şebekesi lideri ile cinayet masasında görevli bir teğmenin hesaplaşması gibi gözükse de iki büyük efsane bir araya gelince “büyük” ismine yakışır bir şekilde sinemasal açıdan keyifli bir filme dönüşüyor.

Şu söz ise filmin finalini en iyi anlatan cümle bana göre: “Çöküşten önce kibir vardır.”

İyi seyirler.

Yorum Yap