İlginizi Çekebilir!
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: Düşmanı Korurken

Sinekritik: Düşmanı Korurken

İki başrol oyuncusunun olduğu filmlerde iyi ile kötünün savaşını izleriz genellikle ya veya iyi bir insan neden kötü olur? sorusunun cevabı iyi insanın eşliğinde bulunur ya… İşte bu filmlerden biri idi; düşmanı korurken filmi…

Denzel Washington ile Ryan Reynolds gibi sevdiğim, filmlerini her zaman izlediğim başarılı oyuncuların başrolde oynadığı filmi; önyargısız ama beklentim yüksek bir şekilde izlediğim için mi bilmiyorum: ‘ bu muydu yani film?’ diyerek bitirdim.

Gene bir CIA hikâyesi anlatan Antoine Fuqua imzalı televizyon filmi “Exit Strategy”ye yazdığı senaryoyla dikkat çeken David Guggenheim’ın kaleme aldığı senaryoyu, İsveçli yönetmen Daniel Espinosa’ya teslim eden yapımcılar, ilk Hollywood çalışmasına soyunan sinemacıdan istedikleri verimi kısmen almışlar diyebiliriz. Önceki filmi “Snabba Cash”le 2010’da İsveç’in en çok izlenen filmine imzasını koyan ve bu başarıyla Hollywood’un kapısına dayanan Espinosa, Düşmanı Korurken’de klişeleri esnetmeyi düşünmeden, hikâyenin beklenen rotasını takip ederek bir sonuca varmayı deniyor. Elindeki birinci sınıf oyuncu kadrosundan, özellikle de Denzel Washington ve Ryan Reynolds’tan yararlanmayı beceren yönetmen, kovalamaca sahnelerindeki başarısıyla da Hollywood’da kalıcı olabileceğinin işaretlerini veriyor.

Hikâyeye ve onun dinamiklerine dönersek, bu filmde herhangi bir ‘derinleşme’ çabasının sezilmediğini söyleyebiliriz. Yüzeyde görünenin ötesine geçip karakterlerin içine bakmayı düşünmüyor bu çalışma, ‘kaçış’ın heyecanına kaptırıp gitmeyi tercih ediyor. Bu tercih, filmin temposunu olumlu yönde etkilese de, çoğu zaman karakterleri silikleştirip ‘tip’e dönüştürüyor. Böylesi bir sonuç, ‘saf aksiyon’ arayışının bir ürünü olarak kendini gösteriyor, ki bunun kimi anlarda ‘doğru’ seçim olduğunu bile söylemek mümkün. Ancak bu anların filmin geneline yayılamamasıyla ‘aynılık’ hissiyatına kapılıyoruz bir süre sonra, karakterlerin içine bakamamak koparıyor bizi hikâyeden. Birkaç sahnede, Frost ve Weston’ı konuşturup onların ruhlarını görmeye çalışıyor film, ama bu çabalar da son derece yetersiz kalıyor ve gördüğümüzün ötesinde noktalara taşımıyor karakterleri. ( beyazperde.com alıntı )

Film başladığında; filmdeki kötü karakterin kim olduğunu ve filmin sonunda neler olabileceğini tahmin ettim diyebilirim. Çok klişe bir senaryosu vardı ve insanı heyecanlandıracak ”aaa bu nerden çıktı?” diyecek sahnelerin eksikliği filmi sıradan yapmaya yetti. Fakat, başroldeki 2 oyuncunun oyunculukları izlemeye değerdi; iki isim filmi göklere çıkarmaya yeterde artar bile diyebilirim.

Benim oyum 10 üzerinden 6,5

İyi seyirler.

 

Yazar Hakkında

1986 Rize/Çayeli doğumlu. Öğrencilik hayatında bir çok kulüp organizasyonlarında, etkinliklerde ve sempozyumlarda yer aldı. Sosyal medyayı aktif olarak kullanmasının yanında; bu blogu ile 2010 yılında Türkiye çapında yüzlerce katılımcının yer aldığı yarışmada 1. oldu. Kitap okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyor...

Yorum Yap