1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Yazılarım
  3. Kitap Yorum: Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı

Kitap Yorum: Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı

abdulhamidinkurtlarladansi1

Tarih, her zaman ilgimi çekmiştir. Filmlerde olsun, kitaplarda olsun: bilgiye olan açlığın ve merakın eseri olan bu ilgi neticesinde bazı şeylerin farkına varmak güzel bir duygu. Her toplumun, tarihini en iyi ve doğru şekilde öğrenmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Tabii ki mutlak doğruyu öğrenmek, ilgili tarihi olayın olduğu anda olsak bile tam olarak mümkün olmayacaktı. Ama tarihi belgeler ışığında hareket etmek, hiç olmazsa tarihin doğru yolunda ilerlemek adına bize yeterli olacaktır.

İşte tarihimizin son dönem en önemli şahsiyetlerinden biri olan Sultân 2. Abdülhamid, hakkında Cumhuriyet dönemi ve sonrasında yapılan kasıtlı karalama kampanyalarına rağmen mutlaka araştırılması gereken biri olarak karşımıza çıkıyor. Onu anlamak bir nevi kurtuluş savaşını da anlamak demek. Keza bana göre yükseliş döneminde kanuni Sultan Süleyman neyse, Osmanlı’nın son döneminde de Abdülhamid odur. Ki birçok tarihçide onun son imparator olduğunu düşünür.

Böyle bir insanı okumak, anlamak, bilmek; ecdadin torunları olarak bir görev belkide bizlere. Onu anlarsak, daha iyi tanırsak: ondan sonraki dönemi ve Cumhuriyet sonrası özellikle tarih konusundaki inanılmaz karalamaları da daha bir iyi anlayacağız. Mustafa Armağan, yabancılar tarafından kızıl sultan lakabı takılan bu büyük insana olan hayranlığını gizlemeyen bir yazar. Bir çok kitabında onun ismini zikrettigini biliyorum. Belki de ülke insanına yanlış tanıtılan bu değerli Osmanlı padişahını, doğru bir şekilde anlatmayı kendine görev olarak seçmiş. Her ne amaçla yaptıysa; doğru yaptığına eminim. Belgeler ışığında bazi hakikatlere vakıf olmak, ecdadi dahabiyi tanımak keyif verdi diyebilirim.

Kitabın arka kapağında şunlar yazar: 
” Kızıl Sultan demişlerdi ona. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Osmanlı’nın paylaşımını pahalıya getirmişti Avrupa’ya. Kansız olacağını sandıkları Osmanlı gövdesindeki ameliyat, 30 yıl gecikme sayesinde Avrupa’nın kanlı bir iç savaşına dönüşmüş ve bir dünya meselesi haline gelmişti.

Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı kurtlarla çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın mücadelesini verdi. Hasta Adam’ın mirasının paylaşılması konusu 1850’lerde gündeme gelmişti. 1878’de Rusya karşısındaki ağır yenilgimiz, emperyalizmin iştahını kabartmıştı ve Türkiye’de darbe üstüne darbe yapılıyordu. Önce Sultan Abdülaziz’e yapıldı darbe, sonra V.Murad’a. sanıldı ki , Osmanlı’nın kaderi pamuk ipliğine bağlı. Nitekim Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde İngiliz Dış işleri Bakanı, kendisini tehdit etmiş ‘Ayağını denk alsın, ona da öncekilere yaptığımı yaparız’ demişti.

Çöküş için gün sayılırken, bu 34 yaşındaki adam, 30 yılını adayacağı bir icraatın düğmesine basıyordu. Ülkeyi bir barış dönemine sokarken, kazanılan zamanda demir yolu ağından eğitim yatırımlarına kadar bir dolu projeye imza atıyordu. Kendisini feda etmişti ama 30 yılda yetiştirdiği nesil, Çanakkale’den Sina çölüne kadar emperyalizme karşı Akif’in deyişiyle ‘kıta kapma’ oyunu oynayacaktı. “

Kitap böylesine derinlemesine bir konu işliyor ve belkide bugün ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun sağlanmasına sebep olan yılları, bizlere uzun dönem yanlı şekilde anlatılanları yalanlayarak ve belgeler eşliğinde doğruları aktararak anlatıyor. Benim elimdeki 3. Baskısı olan 2006 yılında yazılmış kitabın yazım hataları, cümle bozuklukları fazla sırıtsa da yine de önemli olan anlatılmak isteneni öğrenmek, bilmek ve görmek. Abdülhamid’in padişah iken yaptıkları, yapamadıkları; olaylar ve tepkileri; yanlış bilinenler, bilinmesk gerekenler: hepsi neredeyse bu kitapta. Belki de 33 yılı tam hakkıyla anlatmamış olabilir ama yazarın onun dönemini kaba taslak anlamak için her türlü ayrıntıya girmesi okuyucu için yeterli olmuştur. Japonya’ya kadar uzanan, Afrika’nın ücra köşelerindeki kabilerle irtibat kuran, Amerika ile ilgilenen, Çin’deki müslümanlar için bile uğraşan bir padişahın nasıl zorluklarla karşılaştığını okurken, günümüz dünyasını da irdelemek fırsatı buluyoruz belkide. Onun gibi değerli bir padişahın tek başına dünyaya kafa tutmasını okurken: sırtından, kendi halkının aydınları tarafından bir nevi vurulması aslında Türkün kaderini yansıtan bir tekrardan ibaretmis gibi; hiç ders alamadık ki tarihimizden…

Özellikle hanımının, tüm servetini Osmanlı’ya hibe ettiği dip notu okurken ağlamak geldi içimden… Tarihimize karşı, ona karşı çok yanlışlar yapmışız…

Tarih sıkıcı gelir çoğu okuyucuya; çünkü gerçekler acıdır. O yüzden bu konuda biraz meraklı olmak, kitabı bırakmadan okumanız için önemli. Tarihini merak edenlerin ve tarihi sevenlerin özellikle okuması ve kütüphanesinin en özel yerine koyması gereken bir kitap: Abdülhamid’in Kurtlarla dansı. ” Son Sultân ” hakkındaki her şeyi, siyasi dehasını, liderliğini ve insancıllığını anlatan nadide bir eser. Özellikle Abdülhamid hakkında hiçbir şey bilmeden ahkam kesenlerin okuyunca yüzünün kızarmasına neden olabilecek bir eser. Tek atımlık barutuyla dünyanın devlerine nasıl kafa tuttuğunu okumak gerek diye düşünüyorum.

Bu arada unutmadan; kitap beğenildikten ve herhalde yeterli olmadığı da düşünüldüğünden: seri haline getirilip 2. kitabı da yayınlanmış. Onu da okuyunca paylaşacağım.

İyi okumalar.

Yorum Yap