İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Akademik Makale
  3. Varlık Vergisi Kanunu

Varlık Vergisi Kanunu

varlik-vergisi-kanunu
1

2. VARLIK VERGİSİ HÜKÜMLERİ

Varlık vergisi servet ve kazanç sahiplerinin servetleri ve olağanüstü gelirleri üzerinden bir defaya mahsus alınmak üzere 12 Kasım 1942 tarihinde yürürlüğe girmiştir.[2]

Mükellefiyet olarak görülenler dört gurupta toplanmıştır. Bunlar;

  • Kazanç ve buhran vergileri mükellefleri,
  • Büyük çiftçiler,
  • Sahip oldukları binaların ve hisseli ise hissedarlarının hisselerine düşen bir yıllık gayri safi gelir tutarı 2500 TL ve arsalarının vergide kayıtlı değeri 5000 TL den fazla olup bu miktarın indirilmesinden sonra geri kalan gelir ve kıymetlerle vergi verebileceği yetkili komisyonlarca kararlaştırılanlar,
  • 1939‘dan itibaren kazanç ve buhran vergilerine tabii bir iş yada teşebbüsle uğraştığı halde, 1939’dan beri bir defaya mahsus bile olsa ticari muamelelere tavassut ederek komisyon veya tavassut karşılığı para ve mal almış olanlardır.

Bu dört guruptan iki ve daha fazlasına dahil olan mükelleflerin, her birinden ayrı ayrı mükellef tutulacaklarını ve kamu kuruluşlarında çalışanların maaş ve ücretlerinin Varlık Vergisinden muaf oldukları belirtilmiştir. Vergi, gerçek ve tüzel kişiler adına tarh olunacak ve hisseli ile hissesiz şirketlerde hisseye bakılmaksızın, şirketlerin menkul ve gayrimenkul varlığının tamamı üzerinden alınacaktır. Verginin miktarı ise komisyonlar tarafından belirlenmiştir. Yasa, komisyonlara olağanüstü bir yetki vererek inisiyatiflerine yani kanaatlerine göre vergi miktarını ayarlamalarını söylüyordu. Komisyonlara her il ve ilçede mahalli en büyük mülkiye memuru başkanlık edecektir. Diğer üyelerini ise en büyük mal memuru ve ticaret odaları ile belediyelerce kendi azaları arasından seçilen ikişer azadan oluşan bir ve gerektiğinde birden fazla komisyon kurulu olarak belirlenmiştir.

Vergi tarhı için belirlenen süre 15 gündür.

Varlık vergisinin alınmasında idarece takdir yöntemi kullanılmıştır. Komisyon kararları kesin olmakla birlikte bu kararlara karşı adli ve idari yargı organlarında dava açılamayacaktır.

Yükümlüler tebliğden itibaren 15 gün içinde vergilerini ödemek zorundadırlar. Bu sürenin dolmasını beklemeden gerekli görülürse mahallenin en büyük mal müdürü, yükümlülerin menkul ve gayrimenkul mallarıyla alacak hak ve menfaatlerinin tedbir amaçlı haczine karar verebilecektir. Bu 15 günlük süre zarfında vergisini ödemeyen mükelleflerden birinci hafta yüzde bir, ikinci hafta yüzde iki zam uygulanacaktır. İlan tarihinden itibaren 1 ay içinde borçlarını ödemeyen mükellefler, borçlarını tamamen ödeyinceye kadar bedeni yeteneklerine göre, genel hizmetlerde veya belediye hizmetlerinde çalıştırılacaktır ve bunlara verilecek ücretin yarısı borçları için kesilecektir.

Varlık vergisi kanununda varlık vergisine ilişkin hükümler ayrıntılı olmamakla birlikte dönemin şartlarının gerektirdiği şekilde olmuştur.

3. VARLIK VERGİSİNİN ÇIKARILMASI VE UYGULANMASI

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, nüfusu, gayri safi milli hâsılası, bunun sektörel dağılımı, gelir bölüşümü eşitsizliği, piyasaların yapısı, kurumsallaşma düzeyi vb. toplanacak vergi düzeyini ve vergi tekniklerini etkiler.

1942 yılının ikinci yarısında vergilemede sınıra gelinmiştir. Vergi yükü ücretliler üzerinde yoğunlaşmıştı: ücretli kesim kazanç vergisinin büyük bölümünün yanı sıra 1929 Dünya Krizi sonrasında konulan İktisadi Buhran, Muvazene ve Hava Kuvvetlerine Yardım gibi olağanüstü vergileri ödüyorlardı. Ayrıca, ücretler enflasyon nedeniyle erozyona uğramış, geniş kesimler günlük temel ihtiyaçlarını karşılayamaz bir duruma gelmiştir. Konsolide bütçe gelirleri 1940 yılında yüzde 39,2 artarken, 1941 yılında ancak yüzde 18,4 artırılabilmiştir.[3]

1940 Milli Koruma Kanunu ile iki sene ülke para basma ile yönetilmiş, 1942 yılının ikinci yarısında yeni gelir kaynaklarının bulunması gerekli olunmuştur. Yeni ekonomik tedbirlerin hazırlıklarını sürdüren Başbakan Refik Saydam 7 Temmuz 1942’de vefat etmiştir. Ondan sonra Başbakan olan Şükrü Saraçoğlu gelir ve giderler arasındaki farkı kapatmak, tedavüldeki artan para miktarını dengelemek, fevkalade giderleri karşılamak ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla Varlık Vergisi Kanun tasarısını TBMM’ye sunmuştur.

Fiyat artışları, karaborsa ve vurgunculuk temel ihtiyaçların karşılanmasında büyük sorunlar ortaya çıkarıyordu. Gidilecek başka kaynak kalmadığından, spekülatif faaliyetlerden elde edilen kazançlar, başlangıçta zorunlu borçlanma ile devlete aktarılmak istense de, yabancıların piyasadaki egemenliği zorunlu borçlanma yapılmasını sınırlamıştır ve geriye bir tek vergi seçeneği kalmıştır. Bu amaçla Varlık Vergisi Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

Varlık vergisi dönemin şartları gereği uygulamaya koyulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin mali ekonomik ve sosyal durumu verginin en önemli gerekçesini oluşturur. Yüksek enflasyon, azalan üretim sonucu karaborsa oluşması, savaş döneminde kamu gelirlerini artırma politikaları ve gelir ile servet dağılımını düzeltme amacıyla çıkarılmıştır.

Varlık vergisi hakkındaki yasa dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu komutasında mecliste kabul edildikten sonra derhal komisyonların oluşturulması için harekete geçildi. Komisyonlar altı kişiden oluşturuluyordu. Başkanlığı illerde Vali, ilçelerde Kaymakam üstlenecektir. Komisyonda maliyeyi defterdar veya mal müdürü temsil edecektir. Komisyonlar CHP üyelerinden oluşuyordu. Ayrıca Müslüman Türklerde komisyonda yer almıştır.

Halk arasında sürgünleriyle tanınan Varlık Vergisi uygulaması ile tüccar, emlak sahipleri ve büyük çiftçilerden vergi alınacaktı. Ayrıca Ermeni, Rum, Yahudi gibi ticaret yapan kesimlerin yanı sıra bu milletlerden olan işçi, seyyar satıcı, hademe ve şoförlere de uygulanmıştır. Bu guruptan toplam 26 bin kişiye uygulanmıştır. Harp yıllarında en çok parayı tüccarlar kazandığı için, tabii olarak bu verginin en büyük yükünü onlar taşıyacaklardır. Ayrıca han, hamam ve apartmanlarından 2500 liradan fazla gelir sağlayanlar, emlak sahibi olarak vergi ödemekle yükümlü tutulmuştur.

Varlık vergisinde yükümlü sayısı 114.368 idi ve bu mükelleflerden toplam 465 milyon lira almayı hedeflemişlerdir. Verginin %52’sini Gayrimüslimler, %29’unu Müslümanlar, %19’unu yabancılar ödemiştir. Dolayısıyla varlık vergisinden en fazla etkilenen gurup Gayrimüslimler olmuştur.[4] Oluşturulan komisyonlar mükelleflerin ödeyeceği vergi miktarını vergi dairelerine asılan cetvellerle ilan etmiştir. Tek nüsha halinde asılan cetvellerin önü yani vergi dairesinin önü bir anda ana baba gününe dönmüştür. Vergi oranlarının ilanıyla asıl hedef alınan gurubun gayrimüslimler olduğu anlaşılmıştır. Ön hazırlık aşamasında yapılan gizli oturumlarda da bu apaçık belirtilmiştir. Uygulamaya bakıldığında da aksine bir hüküm görülmemiştir.

Varlık Vergisi tespiti ve ilanı için 15 gün, tahsili içinde ayrı bir süre tanınmıştır. Normal tahsilât müddetini takip eden ilk hafta %1, ikinci hafta ise %2 cezalı tahsilât yapılması öngörülmüştür. Bu süre zarfında vergisini ödemeyen mükellefler toplama kamplarına alınmıştır.

Vergi oranların ilanından sonra mükellefler 15 gün içinde vergilerini ödemeleri gerekiyordu.

İstanbul o dönemde yaklaşık 900 bin nüfusa sahiptir. İstanbul’da yoğun olarak gayrimüslimler yaşamaktadır. Tablodaki vergiler, vergide gayrimüslimlerin hedeflendiğini açıkça göstermektedir.

Karşılaştırma açısından İstanbul’da gemi armatörleri olan Barzilay ve Bİnjamen’den istenen vergi 2 milyondur. Oysa kamu kuruluşlarından istenen verginin tamamı bu rakamı bulmuyordu. Sümerbank 140 bin lira, İETT 674 bin lira, Emlak Bankası 34 bin lira, Şirket-i Hayriye 13.500 lira, Denizbank 6 bin lira ve para patronu Merkez Bankası 12 bin lira ödeyecekti. Listenin ilk sıralarında bir milyonun üstünde vergi ödeyecek 11 mükellefin 9’u gayrimüslimdi. Diğerleri ise dönme olarak tabir edilen kesimdi.[5]

On yedi maddelik bu yasa çıkarıldığında verginin miktarına ve oranına karşı kimse itiraz edemiyordu. Tek denilen şey 15 gün içerisinde bu verginin ödenmesi gerektiğiydi. Bu süre zarfında ödeme yapamayanlar çalışma kamplarına gönderilecektir. Ayrıca verginin tahsili için de yakın akrabaların servetlerine el konuluyordu.

Varlık vergisinin bu kadar katı olarak uygulanmasında İkinci Dünya Savaşının etkisi oldukça önemli bir paya sahiptir.

3.1. Verginin Tarh Edildiği 15 Günlük Süredeki Gelişmeler

Zengin çiftçi, ticaret ve sanayi burjuvazisine konan bu vergide kapsam oldukça geniş tutuldu. Kanunla her il ve ilçe merkezinde kimin ne kadar vergi ödeyeceğini belirleyecek, “Servet Tespit” komisyonları kuruldu. Komisyon kararlarına karşı itiraz ve temyiz yolları kapatıldı. Verginin ödemesi tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde yapılacak, vergiyi ödemeyenlerin malları haczedilerek icra yoluyla satılacak, buna rağmen borcunu ödemeyen mükellefler borçlarını “bedenen çalışarak”  ödemeleri için çalışma kamplarına gönderilecekti.

Bu kanun gerçekte, Şükrü Saraçoğlu’nun hükümet programında ifade ettiği “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir o kadar da vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız. (…) Biz ne sarayın, ne sermayenin, ne de sınıfların saltanatını istiyoruz. İstediğimiz sadece Türk milletinin hâkimiyetidir.” diyerek yeni hükümetin sosyal politikasına uygun olarak, ırkçı ideolojinin etkisiyle azınlıklara karşı kullanılmıştır. Milli Koruma Kanunu ile ortaya çıkan savaş zenginleri arasında Yahudi, Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlarımızın önemli bir oran teşkil etmesi sebebiyle, 1942 yazı boyunca İstanbul gazetelerinde hırsızlık, karaborsacılık, vurgunculukla  ilgili haber ve yazılar ön plana çıkarıldı.[6] Hemen her gün ve her gazetede “karaborsacı Yahudi” tiplemesini içeren karikatürler yayınmıştır.

Yasanın uygulayıcılarından olan Faik Ökten’in anılarında anlattığına göre, Maliye Bakanlığı savaş dolayısıyla fevkalade kazanç elde ettiği iddia edilen kimselerin cetvelinin yapılarak Müslümanların M, gayrimüslimlerin G, dönmelerin D harfiyle işaretlenmesini talep etti. İstanbul’da kurulan üç komisyon tahakkuk eden vergi listelerini 18 Aralık 1942’de açıkladı. Tahakkuk eden vergiler 3877’si yabancı yani azınlıklardan olmak üzere 114 bin kişiye, yüklenmişti. 27 Ocak ile 3 Temmuz 1943 arasında, tümü gayrimüslimlerden oluşan toplam 1229 kişi çalışmak üzere Erzurum Aşkale’ye yollandı. Ancak içten ve dıştan gelen tepki ve baskılar sebebiyle Hükümet 1943 yılında kanunun uygulamasını durdurarak, tahsil edilmemiş olan Varlık Vergisi borçlarının silinmesine karar verdi. Aralık ayının ilk günlerinde Aşkale ve Sivrihisar’a sürgün edilenler yaklaşık on aylık esaretten sonra evlerine gönderildi.

21 Ocak 1943’te ödeme süresi dolan Varlık Vergisi tahsilâtının en önemli araçlarından biri Aşkale’ye gönderilme tehdidiydi. İki aşamada uygulanan bu tehdidin ilk aşamasında Aşkale’ye gidecekler listesine konulma tehdidi gündeme getiriliyor ikinci aşamada ise Aşkale’deki çalışma şartlarının basında yer alması ile mükellefleri Aşkale’ye gitmemek için her şeye razı etme amacı güdülüyordu. Aşkale’nin ne kadar kötü bir yer olduğunu İstanbul’da kalanlara gösterilerek Varlık Vergisinin tahsilâtına katkıda bulunulmuştur.[7]

“Varlık Vergisi” tahakkuk ettirilen miktarların şekli, itiraz hakkı tanınmaması ve vergi genelliği ilkesine aykırı düştüğü için tümüyle hukuk dışı bir vergiydi. Ve daha çok azınlıklara yüklenmesi sebebiyle ciddi bir ayrımcılık boyutu vardı.  Sonuç olarak, Cumhuriyet tarihinin tartışılan yasaları içerisinde yer alan Varlık Vergisi Kanunu, Milli Korunma Kanunu ve Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu’yla birlikte, Türkiye halkının büyük bir bölümünün CHP iktidarından soğumasına yol açmış, DP’yi hazırlayan etkenlerden biri olmuştur. Ayrıca Türkiye’de ekonomik, sosyolojik ve nüfus açısından da değişimlere yol açmıştır. Varlık Vergisi bazılarınca, verginin  baş uygulayıcılarından  Faik Ökte’ye göre “ Cumhuriyet mali tarihinin yüz kızartan bir sahifesi” olarak nitelenirken, bazıları da devlet aracılığı ile  milyonlar kazanan savaş vurguncuları ve azınlıkları hedef olmasından dolayı vergiyi savunmuşlardır.

3.2. İzmir’de Varlık Vergisi

İstanbul’dan sonra en çok verginin ödendiği şehir İzmir’dir. İzmir merkezde 2.798 mükellefe 25.057.500 lira, kazalarda ise yaklaşık 1779 mükellefe 1.890.260 lira vergi tarh edildi.[8] İzmir’de bazı mükellefler vergi ödememek için Ankara’daki yetkililerle görüşmeyi tercih ettiler.

Altı vergi şubesinde toplanan mükelleflerden, ilk belirlenen 289 mükelleften 115’i Müslüman, 174’ü ise gayrimüslimdi. Hedefin çok açık gayrimüslimler olduğu tek tek isimler bazında belirlenen vergi oranlarında da açığa bir kez daha çıkmaktadır.

Yorum Yap