1. Ana Sayfa
  2. Kişisel Yazılarım
  3. Kitap Yorum: Yasak Tevrat

Kitap Yorum: Yasak Tevrat

yasak-tevrat

yasak-tevratTarih, her zaman ilgi çekmiştir. Bir çok konu var, bir o kadar da mistik hikaye. Bu da roman yazarlarının ilgisini hep çekmiştir. İskandinavya edebiyatından da son zamanlarda dünya çapında kitaplar çıkıyor; buna en son örnek olarak milenyum serisi (mesela: Ejderha Dövmeli Kız) verilebilir. Yasak Tevrat romanının yazarı Tom Egeland’da son zamanlarda yıldızı parlayan yazarlardan biri. Kapak arkasına baktığımızda övgü dolu sözler aldığını görüyoruz Yasak Tevrat romanı ile… Romanında vikingler, firavunlar, Hristiyan Avrupa ile beraber Musa dönemine kadar giden ve günümüzdeki bağlantısı ile takip ettiğimiz gelişmeleri okuyoruz. Yasak Tevrat içerisinde tarihi bir çok olayı işleyen bir gerilim romanı aynı zamanda.

Yasak Tevrat kitabının arka kapağında yazan yazı: 1013 yılında, para ve yağma peşindeki Viking korsanları, bir Mısır mezarını talan ettikleri zaman farkında olmadan Tevrat’ın en büyük sırrını yanlarında Norveç’e taşırlar. Günümüzde, alışılmadık bir arkeolog, bilmecelerle dolu antik parşömenler bulunca sıradan hayatı birden altüst olur. Parşömenlerin kaynağını bulmak için çabalarken kendini asırlardır süren, ölümcül bir dinî komplonun içinde bulur. Onu engellemeye çalışan güçlerle mücadele ederken Yasak Tevrat’ı ortaya çıkartabilecek mi, yoksa binlerce yıldır saklanan bu sır tarihin sayfalarına mı gömülecek?

Yasak Tevrat hakkında yazmadan önce yazarı biraz tanımamız gerek: çünkü, kitaba kendisinden çok şey katmış. Tom Egeland, 1959 doğumlu. Norveçli. Kitabında Norveç’ten sıkça bahsetti. Eski bir gazeteci. Ailesi Hristiyanken, o inanmayı bırakmış bir süre sonra. Lisenin bir bölümünü okuduğu ABD’de yanlarında kaldığı aile de Mormonluğa inanıyordu. Önce gazetecelik, habercilik alanında şansını denedikten sonra roman yazarlığı ile yoluna devam etmeye karar vermiş. Asıl çıkışını ise Circle’s End ile yapmış ki bu kitabı nedeniyle Dan Brown ile kıyaslanmaya başlandı. (Bir açıklamasında bu olayın, yani yazdığı kitap ile Dan Brown’un kitabının benzer konuları incelemesinin tamamen tesadüf olduğunu söyledi) 2007 yılında yazılsa da ülkemizde 2012 yılında Pegasus Yayınları aracılığıyla yayınlandı. Arka kapağındaki Mısır, Viking, Tevrat gibi kelimeler okuyucuyu kendine çeken etiketler olmuş. Kapağındaki ankh, tiwas ve haç ise simge bilimlerini merak edenler için cezbedici olsa gerek.

Yasak Tevrat kurgu olarak değişik yüz yıllarda geçen olaylarla ilerliyor. Bu olayların başka bir yüz yılda yansımasını da anlatıldıktan sonra roman karakterlerinin günümüzde olayları deşifre etmesi adına çabalarını takip ediyoruz. Runik yazı şekli sıkça karşımıza çıkıyor (Tabii daha beteri de var: norveç dilinde şehir veya mekan isimlerini okumak aşırı yorucu, örneğin; ríkislögreglustjóri. Bize garip geliyor). Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemi, aşağıda runik yazı sistemindeki harfleri de paylaşmak istedim. Kitabın bazı sayfalarında şifre çözerken bu ifadelere rastlıyoruz. Ayrıca kitabın kapağında da aynı işaretlerden var ki onu da aşağıda paylaştım.

runik-yazi

yasak-tevrat-runik

Kitaptaki karakterlerin gerçek hayatta da karşılıkları var tabii ki; bazı ‘hayali’ karakterlere ise yine onlara uygun düşecek tarihi şahsiyetlerin isimleri verilmiş: buna örnek olarak Thomas Phelippes verilebilir. Yaşanmış tarihi olayları da kurguya dahil etmesi güzel bir fikir: örneğin Howard Carter‘ın, Firavun Tutankamon’un (ki kendisi en ünlü firavunlardandır) mezarını krallar vadisinde bulduğu olayları kurgusuna dahil etmesi romana renk katmış. Tutankamun’u üne kavuşturan lanet dedikodularıyla, romanda Vikinglerin peşine düştüğü Lahitin ‘lanetli olabileceği’ tezi de benzerlik içeren bir diğer öğe. Howard Carter bu keşfi ile kendisine iyi bir kariyer sağlasa bile fakirlik ve unutulmuşluk içinde ölürken cenazesine bir iki kişi dışında kimse katılmamıştır. Kitaptaki katedrallerin neredeyse hepsini inceledim: haritalarda karşılaştırma yapma şansım olmadı ama katedraller bence kitapta daha iyi tasvir edilebilirdi. Fakat okuyucuların kitabı okuduktan sonra hiç olmazsa fotoğraflarını incelemelerini, o anları kafalarında bir daha yaşamalarını isterim açıkçası.

Kitap her ne kadar simgesel imgelerin sıkça geçtiği bir dönemde geçse de fazla simge ile karşılaşmadık. Yine de simgelerin ruhani dinlerdeki etkileri konusundaki cümleleri okurken, yazarın bir ateist olduğu izlenimine kapılmaktan kurtulamadım. Tarihte beş köşeli bir yıldızın sürekli olması, dinlerin insanlar tarafından oluşturulduğunun değil de yaratıcının insanlara sürekli benzer şekillerde yol göstermesinin bir sonucu olamaz mı? Yazar aksini söylemek için her fırsatı değerlendirdi diyebilirim. 5 rakamının neler ifade ettiği, 5 köşeli yıldızın dinlerdeki anlamları bu fırsatı kullanmak adına değerlendirdiği argümanlardan bir kaçı. Aynı zamanda karakterler arası diyaloglarda sürekli yaratıcıyı sorgulaması da yazarın kendi karakterinin kitaba yansıması olarak görülebilir.

Yazar, romanında mekan tasvirleri konusunda o kadar başarılı olamadı: bir diğer başarısız alanı ise şifreler konusunda idi. Dan Brown ile kıyaslanamayacak kadar kötüydü; belki de elindeki imkan bu kadardı ama elime kalem alıp, şifreyi çözmek için hiç uğraşma gereği duymadım. Kitabın başındaki runik ifade kitabın sonuna kadar devam etti, şifreler hep Sezar şifrelemesi ile çözüldü; sanki o dönemde başka şifreleme metodu yokmuş gibi! Tapınak Şövalyeleri gibi tarihsel oluşumları anlatırken de çok sıkıcı cümleleri uzatması gereksizdi. Yine de bazı kültürel bilgilere de sahip oluyoruz; mesela Mısır firavunlarının ensest yani kardeşleriyle veya anneleriyle evlenmeleri durumu gibi… Fakat tarihi olaylar hakkında sorduğu -kendince- sorular üzerinden kurguyu şekillendirmesi, romana ayrı bir hava katmış olabilir; buna örnek olarak Musa’nın ruhani dinlerde hasır bir sepete konulup nil nehrine bırakılması olayı gösterilebilir. Bu tip örnek ve ifadelerle sonucu şu şekilde bağlamaya çalıştı: Musa diye bir peygamber yok! 3. Amenhotep’in tek din anlayışı ile Musa’nın amacının aynı olması üzerinden bir sonuca varmaya çalışıyor, bunu örnekler ve tarihi açıklamaları karşılaştırarak yapmaya çalışıyor fakat koskoca İsrail kavmini peşinde sürükleyen biri için bu tip iddialar komik kaçıyor. Yine de film havasında olduğu kesin. Kitabın teşekkür kısmında da bu konuda ufak bir notu var; aslında ‘bunların hepsi benim, sizene?’ tarzında bir not… Mamatha Gandhi nin ünlü bir sözü olan ” tanrının dini yoktur. ” ile sonlandırıyor kitabını ki bu da dinlere bakış açısını özetler nitelikte. Ateist izlenimine kapıldım mı demiştim yazar hakkında? Deist demek daha mantıklı olur bu durumda…

Yazar nedense tüm ruhani dinlere karşı bir garezi varmış gibi hareket ediyor ama bir türlü Müslümanlara çatamıyor: bunu başaramıyor! Tabii ki yapamaz; diğer dinler gibi değişmiş değiliz değil mi? Yazarın İslama bakış açısı biraz ters yani üstten, aşağılayıcı, ben her şeyi bilirim modunda ve klasik İslamofobi tarzında. Bunu, ana karakteri takip eden ajanları İslamcı terörist olarak nitelemesi örnek olarak verilebilir: Neden İslamcılar peki? Arap oldukları için. Bu çok komik, sıradan bir tercih ve söylemdi. Kitabın kurgusuna bu kadar kişisel düşünce koyması yanlıştı. Gazetecilik mesleğinden kalan bir huy olsa gerek. Dünyaca ünlü şehirleri sayarken tarih konusunda bir çok şehirden ileri olan İstanbul’u saymaması da garibime gitti doğrusu. Fakat kitabın bir bölümünde Türk kilimlerinden bahsedilirken İstanbul geçti, haksızlık etmeyelim! Kitabın tercümesinde de ufak hatalar vardı. Mesela konuşan kişilerin isimleri bazı yerlerde yanlış yazıldı. Bazı cümleler ise devrikti.

Bu arada kitabı okuduğum sıralarda ” Amerika’yı Müslümanlar buldu ” haberleri de ekranlarda sıkça tartışılan bir konuydu; kitaptaki karakterimiz olan Belto’nun da benzer ifadeleri bu sefer ” Vikingler Kolomb’tan önce Amerika’yı buldu ” şeklinde Norveç’liler için kullanması ilginç geldi. Norveç kültürünün esintilerinin Amerika kıtasında bulunmasını da buna örnek olarak gösterdi. Harbi ya: Amerika’yı önce kimler buldu? : )

Karakter tahlili

Björn Belto : Norveçli arkeolog. Akademik çevresinde çok ünlü olan ve daha önce de önemli bir buluş gerçekleştiren biri. Kitabın baş karakteri. (Kendini romanda tasvir ettiği bir bölümde var) Onun etrafında olayları takip ediyoruz. Aynı zamanda bir albino fakat bu halinden pek memnunmuş gibi değil. Kadınlarla ilişkisi sorunlu; en son ilişkisinde kullanıldığını fark etmesi kadınlardan uzak durmasına neden olmuş gibi. Fakat kitaptaki iki kadın karakterle de ilginç fantezileri olduğunu söylemek mümkün. Duygularını iyi ifade edemeyen biri; aynı zamanda zeki ve bir çok sorunu çözmekte başarılı olmuş. Romanın 90. sayfasına kadar cinsiyeti konusunda tam fikir edememiştim. Aşırı düzenli bir o kadar da ajan vasfı olan biriydi. Evdeki tüm eşyaların yerini hatırlayacak kadar da hafızası kuvvetli.

Rahip Asım : Mısırlı rahip. Amon Ra kültünün en önemli rahiplerinden biri. Musa diye bilinen birinin mezarını korumakla görevli kültün baş rahibi (kim olduğu aslında kitapta yazılıyor ama buraya yazmayayım). Tüm dinlere inanıyor, hepsine yakın mesafede ama yaratıcı inancı biraz farklı. Korudukları mezarın vikinglerin eline geçmesi sonrası o da vikingler ile beraber Avrupa’ya gidiyor ve romanın kurgusunu oluşturan kiliselerin belirli bir düzende yapılıp mezarı güvenli bir yere saklamakla kalmıyor; yüz yıllarca bu mezarı koruyacak gizli bir muhafız teşkilatı kuruyor.

Sira Magnus : İzlandalı bir rahip, Björn’ün arkadaşı. Eski yazmalar eline geçtiğinde kurguya dahil oluyor.

Snorri Sturluson : İzlandalı tarihçi, şair ve politikacı. Eski viking hikayelerini yeniden yazmasıyla bilinir. Yazarın ondan çok etkilendiğini düşünüyorum. Gerçek hayatta da var olan bu karaktere yazarın farklı özellikler kattığını da sanıyorum.

Thomas Phelippes : Björn’ün çözemediği şifreleri çözmesi konusunda yardımcı olan akademisyen. Karakteristik özelliklerini bilmesek de yazarın bu ismi seçmesinde bir amaç olduğunu düşünüyorum; çünkü, bu isim İngiliz tarihi açısından önemli bir şahsiyete, Elizabeth’e karşı komploları deşifre eden ünlü bir istihbarat uzmanına ait.

Luigi : Antika dünyasının gizli kralı bir nevi… Leonardo da vinci ile akraba olduğunu iddia eden fakat dışarıdan bakıldığında ‘eşekle çiftleşmiş bir endülüslü’ye benzediğini söylenir. (Yazar kitabında aynen bu şekilde ifade etmiş; Müslümanlara karşı bir ön yargısı olduğu açık)

Bard : Kitaptaki anlatıcı. Savaşçı aynı zamanda. Kral Olaf ile yaşadıkları savaşları, olayları ve buldukları değerli hazineyi nasıl Mısır’dan aldıklarını ve sakladıklarını anlatıyor mahkum olduğu bir odada.

Kitaptan not ettiğim kısım;

Prokoviev’den romeo ve juliet ezgisinden bahsedilmişti kitapta; işte o müzikalden görüntüler.

Bunun dışında bir çok sayfanın fotoğrafını çekmiştim ama kitabı okumayanlara haksızlık olur diye paylaşmaktan vazgeçtim.

Son tahlilde…
Tarihi ve simge bilimi üzerine kurulu romanları sevenlerin bir solukta okuyacağı bir kitap: neticede içerisinde firavunlar, mısır, krallar vadisi, vikingler, Amerika gibi bir çok ilgi çekici unsuru barındıran bir yapısı var. Aşk yerine daha çok karşı cinsle olan yakınlaşma üzerine durulması da farklı bir tercih açıkçası. Yine de bir sinema filmi tadında; içerisinde gerilim ve komplo teorilerini de barındıran ve bir çok karakter ile beraber işleyen kurguya sahip bir kitap Yasak Tevrat. Doyurucu bir kurgu olmakla birlikte beni asıl şaşırtan, yazarın kitabı oluştururken yaptığı araştırmaların ve kitapta sözü geçen belgelerin son sözde gerçek olduğunu vurgulaması oldu. Bunu da yazımda belirtmiştim zaten. Eksiği çok, bir Dan Brown kitabı kesinlikle değil ama okunası.

İyi okumalar.

Yorum Yap