İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sine Kritikler
  3. Sinekritik: John Carter

Sinekritik: John Carter


john carterDaha önce bir çok fantastik veya bilimkurgu filmini izlediğim bir yönetmen olan Andrew Stanton‘ın bu filmini ilk duyduğunda; konusunu araştırmış ve 1910 lu yıllarda yazılmış bir ‘barsoom‘ adlı romandaki bir kurgu hikayeden biri olduğunu öğrenmiştim. Zaten hollywood‘un son zamanlarda; film çekmek için konu bulmakta zorlanması, böyle bir hikayeyi 1 asır sonra çekmeye neden olmuştur diye düşünüyorum. Disney yapımcılığı altında çekilen bu filmin; 250 milyon dolarlık bütçesi ile büyük bir kumar olduğunu da söylemeden edemeyeceğim; çünkü iyi bir geçmişim, referansın etkisiyle yönetmene güvenilip çekilen filmin senaryosu ile ‘kopya’ sahnelerinin filmi izlenir kılmaktan çok tekrar ettirdiğini söylemek bana çok kolay geliyor: tabii buna, filmi taşımaktan uzak oyuncu kadrosunu da katarsak, çok da başarılı bir yapım olmadığı ortaya çıkıyor.

Film; sondaki kurguyu bütünleştircek bir başlangıçla ekrana geliyor: john carter’in 1881 yılındaki ( tarih dikkatinizi çekti değil mi? ) bir mektubuyla başlıyor. Sonrasında bulduğu bir madalyon yardımıyla barsoom ( dünya diliyle mars ) gezegeninde gözlerini açan kahramanımızın, geçmişindeki en önemli özelliği olan ‘yardıma muhtaç olanlara yardım etmek’ huyunun eseri bir savaşa katılmasıyla devam ediyor. Tabii ki mutlu son geldiğinde 1 süpriz bizi bekliyor olacak…

Böyle bir filmde izleyici olarak farklı şeyler ve mantık arıyor insan; çok fazla mantık hatasının olduğu doğru ama mesela şişko köpek filme ayrı bir keyif verdi: buna benzer esprili sahnelerde vardı. Aklımda kalan en önemli cümle ise; ‘ Ben john Carter ‘ dediği kısımdı başrol oyuncumuz olan Taylor Kitsch‘in.. İngilizce telaffuz konusundaki başarısızlığım, o cümleyi söylerken ki halini gözümde çok büyütmeme sebep oluyor diyebilirim…

Dijital olarak yaratılan dünya da baştan sona kaos içerisinde geçen filmin aksiyon sahnelerinde devamlılık hataları çok göze çarpıyor. Büyük bütçeli bu filmde en azından bu açıdan bizi tatmin etmenin daha doğru olduğunu düşünebilirlerdi; zaten senaryo da vasatın üzerinde değildi. Sayısız kesme ve CGI aksiyonuyla normal aksiyonun bariz farklarını özümseyememiş yönetmenlik tercihleri olumsuzluk zincirini uzattıkça uzatıyor. Kendi haline bırakılsa bile vasat üstü bir sonuca varabilecek final savaşının ortasında manasız bir evlenme sekansı olmasının mantığını çözmek ise çok zor. Film; bir şeyler anlatmak kaygısıyla başladı ama sanki bir an önce bitsin de kurtulalım herkes evine dönsün moduna geçti. Mantıklı girişim, mantıksız bir şekilde bitirildi yani… Filmi 3D olarak izlemediğim için 3D konusunda pek yorumda bulunmayacaktım ama yine de forumlarda okuduğum kadarıyla 3D konusunda da başarısız bir yapım olduğu konusunda çoğu insan hemfikir. Filmin çoğu sahnesi de ( savaş sahnesi mesela star wars dan alıntıydı sanki? ) kopya; bunun dışında avatar filminden de kopyalar olduğunu söylesem yanlış yapmam. 🙂

Son söz: Yılın en büyük balonlarından biri olmaya aday film, basit bir aile filmi olarak izlenebilir; tabii değerli vakitinizden zaman ayırmak isterseniz.

İyi seyirler; benim puanım: 6

Ve size filmde en sevdiğim karakterin resmini de paylaşmak istiyorum:

woola

Yorum Yap