Altıncı Koğuş – Anton Çehov Kitap İncelemesi
Altıncı Koğuş
0

Altıncı Koğuş, Anton Çehov’un bir akıl hastanesinde geçen uzun öyküsüdür. Doktor Andrey Yefimıç Ragin ile hasta İvan Dmitriç’in tartışmaları üzerinden acıya duyarsızlığı, adaletsizliği ve aydınların sorumluluğunu sorgular. Bu incelemede kitabın konusunu, karakterlerini ve bende bıraktığı etkiyi, okuduğum baskıdan alıntılarla ele alıyorum.

Elimdeki Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan (Ağustos 2017, 1. Basım; Aralık 2023, 25. Basım) ve Yulva Muhurcişi tarafından Rusça aslından çevrilen bu edisyon, Çehov’un kalemindeki o kasvetli ama sürükleyici atmosferi harika yansıtıyor diyebilirim.

Eserin farklı yayınevlerinden farklı basımları da mevcut. Yazıyı ilk hazırladığım dönemde yaklaşık 30 TL olarak not ettiğim tutar güncel satış fiyatı değildir. Güncel baskı ve fiyat bilgisi için Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Altıncı Koğuş katalog kaydına bakabilirsiniz.

Altıncı Koğuş kitap künyesi

  • Kitap Adı: Altıncı Koğuş (Özgün Adı: Палата № 6 / Palata No. 6)
  • Yazar: Anton Pavloviç Çehov
  • Çeviren: Yulva Muhurcişi
  • Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 72 (yayınevinin güncel katalog kaydına göre)
  • Tür: Uzun Öykü / Novella
  • ISBN: 9786052951569

Kaynak bilgisi: Yayınevinin katalog açıklamasına göre Altıncı Koğuş ilk kez Kasım 1892’de Russkaya Mısl dergisinde yayımlandı. Yukarıdaki 2017 bilgisi Türkçe çevirinin katalog yılıdır. Yazıdaki alıntı sayfa numaraları ise benim okuduğum Aralık 2023 baskısına aittir.

Altıncı Koğuş’un konusu ve ana fikri nedir?

Kitap, Rusya’nın taşrasında, başkentten ve entelektüel merkezlerden uzak, adı belirtilmeyen bir kasabada, bakımsız bir akıl hastanesinin, daha doğrusu hapishaneden farksız olan Altıncı Koğuş’un insanı yer yer üzen yer yer düşündüren hikayesini anlatıyor. Ancak okurken şunu anlıyoruz ki asıl mesele mekân değil, zihniyetler çatışmasıdır. Bunu özellikle kitabın son cümlelerinde daha fazla hissediyoruz.

Kitabın arka planında derin bir felsefi düşünce olduğu hissine kapılırken, felsefeye yönelik betimlemeler ve tespitlerle karşılaşmak çok memnun etti diyebilirim: “… stoacılar muazzam insanlardı, ama öğretileri daha iki bin yıl önce donmuş, bir damla ileriye gidememişti. Pratik ve geçerli olmadığı için ilerleyemezdi de. Bu öğreti sadece, her türlü öğretinin tadına vararak ve üzerlerinde kafa patlatarak ömür tüketen küçük bir kesimde başarı yakalamıştı. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu öğretiyi anlamamıştı bile. …” (s. 38) cümlesi bunlardan bir tanesiydi. Anlamlı bir tespitti.

Altıncı Koğuş’un karakterleri ve Ragin–Dmitriç çatışması

Altıncı Koğuş adlı kitapta birden fazla karakter var, hepsi birbirinden önemli ancak en önemlileri Ragin ile Dmitriç olsa gerek… Çünkü eserde bir tarafta eğitimli, nazik ama “stoacı” bir felsefeye sığınarak kötülüklere göz yuman, eylemsizliği seçen Doktor Andrey Yefimıç Ragin; diğer tarafta ise takip edilme korkusuyla aklını yitirmiş olsa da hayatın acı gerçeklerini ve adaletsizliği en çıplak haliyle haykıran İvan Dmitriç vardır. Onların hikayesini bir nevi takip ediyoruz.

Doktor Ragin’in yaklaşımını acıyı küçümsemek, hayatı anlamaya çalışmak ve huzuru insanın içinde aramak şeklinde özetleyebiliriz. İvan Dmitriç ise acıyı yaşamamış birinin bu kadar rahat konuşmasına itiraz eder. Bu ifadeler, diyalogların birebir alıntısı değil, aralarındaki karşıtlığı anlatan yorumumdur.

Çehov, bu diyaloglarla okuyucuya şu soruyu sorar: Gerçekten deli olan kim? İçeridekiler mi, yoksa dışarıdaki duyarsız toplum mu? Yani bunu okurken belki de siz de kendi kendinize sormuş olabilirsiniz diye düşünüyorum. Hangimiz deliyiz?

Bu felsefi çatışma, Nazan Coşkun’un 2022 tarihli “Stoacı Uzlaşmaya Karşı Deliler Koğuşu Anton Çehov: Pro et Contra” başlıklı çalışmasında da ele alınır. Araştırma, eseri Stoacılık ve Aurelius’un uzlaşma düşüncesi üzerinden değerlendirir. Böylece Ragin’in düşünceleri için edebî yorumun yanında akademik bir kaynak da sunar.

Altıncı Koğuş düşündüren önemli bir kitap
Altıncı Koğuş – Anton Çehov Kitap İncelemesi

Altıncı Koğuş adlı kitabın karakter kadrosu oldukça sembolik ve bir o kadar da ilginç:

  • Nikita: Gücü ve zorbalığı temsil eden, acımasız bekçi rolünde karşımıza çıkıyor. Koğuştaki herkes ondan çekiniyor. Koğuşta istediği gibi bir düzen kurmuş gibi… Doktorlar da çekiniyor.
  • Yahudi Moyseyka: Zararsız, herkese yardım etmeye çalışan, “şakrakkuşu gibi ıslık çalan” bir hastadır. Yazar onun hakkında ayrıca “… ya da Türk usulü bağdaş kurarak yatağında oturup …” diye bahseder: Yahudi olmasının özellikle vurgulanmasını anlamlandıramadığımı söylemem gerek.
  • Berber Semyon Lazariç ve Posta Müdürü: Doktorun sığ sohbetler yaptığı kasaba eşrafından bazıları. Posta Müdürünü daha çok okuduk; bazen doktorun evine ziyaret yapardı. Ancak son tahlilde doktorun ‘gerçek’ arkadaşları olmadığını gördük.

Altıncı Koğuş’tan altı çizilesi satırlar

Bu kitabı okurken beni durup düşündüren, kitabın ruhunu özetleyen bazı alıntıları da sizlerle paylaşmak istiyorum:

“…Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla, kaba bir sefahatle ve ikiyüzlülükle çeşitlendirilmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürdürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir. Okullara, dürüst yönetimi olan yerel bir gazeteye, tiyatroya, edebi toplantılara, entelektüellerin birlik olmasına ihtiyaç vardır. Toplumun bilinçlenmesi, dehşete düşmesi gerekir. …” (s. 6)

“Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye?” (s. 17)

“… Dostoyevski ya da Voltaire’in eserlerinin birinde, birisi “Eğer Tanrı olmasaydı bile insanoğlu onu icat ederdi,” demiş. Şuna derinden inanıyorum ki, ölümsüzlük olmasa bile yüksek insan aklı ölümsüzlüğü er ya da geç icat edecektir.” (s. 32)

“İçte ve dışta her şeyin beyhude oluşu, hayatı, acıyı ve ölümü küçümseme, hayatı derinlemesine anlama gayreti, gerçek mutluluk… bütün bunlar Rus tembellerine özgü bir felsefedir.” (s. 40)

Burada bir ekleme yapmak istiyorum: yazarın bazen iç dünyasını yansıttığını düşündüğüm, yaratıcıyı sorgulayan, eleştirdiği felsefecilerin düştüğü duruma düştüğünü gördüğüm cümleleri de vardı, örneğin: “Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. … Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok.” (s. 23-24) gibi…

Bunlar çok derin konular olduğundan, bu cümleleri görmezden gelip, devam ettim. Ancak yazarın iç dünyasını yansıttığını düşündüğüm bu cümlelerin, kurguya eklenmese de pek bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum.

Dikkatimi çeken kelimeler ve okuma notları

Altıncı Koğuş adlı kitapta genel anlamıyla akıcı bir dil kullanılmış; çeviri konusunda yorum yapamayacağım ancak bazı imla hatalarının olduğunu söyleyebilirim: örneğin 63. sayfada “sona” kelimesi bağlama göre “sonra” olmalıydı diye düşünüyorum. Dikkatli okurların gözünden kaçmayacaktır bu tip hatalar… Son tahlilde Anton Çehov, dönemin Rusya’sını ve tıbbi terimlerini metne ustaca yedirmiş diyebiliriz. Genel kültürümüze de katkı sağlayan terimler de vardı.

Okurken karşılaştığım bazı kavramlar ve notlarım ise şu şekilde:

  • Zemstvo: Rusya’da yerel meclis veya yerel yönetim birimi.
  • Kvas: Ruslara özgü, ekmekten yapılan geleneksel bir içecek.
  • Dulavratotları: Hastane bahçesinde bakımsızlığı simgeleyen o meşhur otlar.
  • Laparotomi / Taş Hastalığı / Sifilis: Dönemin tıbbi gerçekliğini yansıtan terimler.
  • Kapik: Rusya’nın para birimi olan rublenin yüzde biri değerindeki paraya verilen isim. Altın rengindedir.
  • Laparotomi: Karın boşluğunu açmak için yapılan cerrahi kesi işlemidir. Teşhis koymak veya iç organlara müdahale etmek (ameliyat) amacıyla karın duvarının kesilmesini ifade eder. Kitapta doktorun mesleki pratiğinin ciddiyetini vurgulayan teknik bir terimdir.
  • Taş Hastalığı: Tıbbi adıyla “ürolitiyazis”; böbreklerde, mesanede veya idrar yollarında sert mineral birikintilerinin (taşların) oluşmasıdır. O dönemde tedavisi oldukça sancılı ve zor olan, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bir rahatsızlıktı.
  • Sifilis: Halk arasında frengi olarak bilinen, cinsel yolla bulaşan bakteriyel bir enfeksiyondur. Tedavi edilmediğinde sinir sistemine zarar vererek fiziksel yıkıma ve zihinsel bozukluklara (deliliğe) yol açabilir. Çehov’un bu hastalığı anması, dönemin hijyen koşullarına ve toplumsal gerçeklerine (sefalet ve hastalık ilişkisine) yaptığı gerçekçi bir göndermedir.

Altıncı Koğuş hakkında kişisel değerlendirmem

Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Anton Çehov, Altıncı Koğuş kitabıyla okurunu sadece paslı parmaklıklar ardına değil, kendi vicdanının derinliklerine de davet ediyor aslında: yani okuru, kendi iç dünyasıyla konuşmaya itiyor, sorgulatıyor.

Yine bunun yanında deliliğin sınırlarının nerede bittiğini ve ‘akıllı’ geçinen toplumun nerede başladığını sorgulatan eserin kapağını kapattığınızda – ki kapak görseli bile inanılmaz bir yalnızlık hissi veriyor – bile zihninizde o sarsıcı soru bir süre yankılanmaya devam edecek: Asıl mahkûm kim; içeridekiler mi, yoksa dışarıdaki duyarsız kalabalık mı?

Şimdi biraz düşünün, arkanıza yaslanın…

Peki, sizce hangisi?

Karar verebildiniz mi?

Evet…

Neyse, iyi okumalar. : )

Altıncı Koğuş hakkında sık sorulan sorular

Altıncı Koğuş roman mı, öykü mü?

Altıncı Koğuş, uzun öykü ya da novella olarak sınıflandırılır. Romana göre kısa bir anlatıda, sınırlı bir mekân ve karakter kadrosu üzerinden derin bir düşünsel çatışma kurar. Kısa oluşu, ele aldığı etik ve toplumsal sorunların hafif olduğu anlamına gelmez.

Altıncı Koğuş ne zaman yayımlandı?

Altıncı Koğuş, Kasım 1892’de Russkaya Mısl dergisinde yayımlandı. Bu tarih eserin ilk yayımına aittir; yazıda incelenen Türkçe çevirinin ilk baskı yılı 2017’dir. İlk yayım tarihi ve çeviri künyesi için yayınevinin katalog kaydı esas alınmıştır.

Altıncı Koğuş kaç sayfa?

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın ISBN 9786052951569 numaralı, Yulva Muhurcişi çevirisi güncel katalogda 72 sayfa olarak listeleniyor. Sayfa sayısını eserin tüm çevirileri için tek bir değer olarak kullanmamak gerekir. Alıntıları karşılaştırırken de yayınevi, çevirmen ve baskı bilgisi birlikte değerlendirilmelidir.

Altıncı Koğuş’un ana fikri nedir?

Bu okumada öne çıkan ana fikir, başkalarının acısına uzaktan bakmanın ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmadığıdır. Ragin’in düşünceleri ile koğuştaki yaşam arasındaki karşıtlık, duyarsızlığın sonuçlarını görünür kılar. Bu, kitap hakkındaki kişisel yorumumdur; eserin tek ve değişmez yorumu olarak görülmemelidir.

Benzer temalar üzerine diğer kitap incelemelerim

Bireyin toplum karşısındaki yalnızlığı ve düşüncenin sınırları ilginizi çektiyse Franz Kafka’nın Açlık Sanatçısı incelemesini de okuyabilirsiniz. Toplumsal baskı ve düşünce özgürlüğü üzerine farklı bir okuma için Fahrenheit 451 kitap yorumuma bakabilirsiniz. Diğer okumalarım ise kitap incelemeleri arşivinde yer alıyor.

Kaynaklar ve baskı notu

Bu yazı kişisel bir okuma değerlendirmesidir. Eserden yapılan sayfa numaralı alıntılar, başta belirttiğim Aralık 2023 baskısından alınmıştır. Katalog bilgileri ile edebî yorumun akademik bağlamı için başvuru kaynakları şunlardır:

Reaksiyonunu Göster!
  • alk_
    Alkış
    6
  • be_enmedim
    Beğenmedim
    0
  • sevdim
    Sevdim
    0
  • _z_c_
    Üzücü
    0
  • _a_rd_m
    Şaşırdım
    0
  • k_zd_m
    Kızdım
    0
Paylaş

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir