Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi – Maddetü’l-Hayat
Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi , Maddetü'l-Hayat
0

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi adlı kitap, H Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturulan, sağlık alanında bazı bilgi ve tariflerin yer aldığı küçük bir eser. Yayınevi tarafından ilk baskısının 2020 yılında yapıldığı ancak elimdeki baskısının 2024 tarihli 2. baskısı olduğunu belirteyim. “Maddetü’l-Hayat” alt başlığı ile karşımıza çıkan eserin hazırlanmasında Zülküf Perdeci’nin emeği olduğunu görüyoruz. Hali hazırda en çok okunan kitap siteleri üzerinde kitabı 120 TL gibi bir ücrete satın alabiliyorsunuz. Yaklaşık 50 sayfalık bu minik eseri (çeviriden alınan kısım 30 sayfa bile değil bu arada) okumayı uzun süredir bekliyordum: gelin, kitapta neler var, sizlerle paylaşayım.

Akşemseddin hakkında en çok bilinenlerden bir tanesi İstanbul’un fethine olan katkısı ve Fatih Sultan Mehmet ile olan bağıdır. Tabii ki böylesine önemli bir insanın, ilim dünyasına katkısı olan eserleri olacaktır: işte, bu eserde onlardan biri. Ancak “Henüz Akşemseddin Hazretleri’nin bu kitabı ile ilgili kendi el yazmalarına ulaşılamamıştır.” (s. 9) cümlesinden hareketle, elimizdeki eserin orijinal eserin yansıması olmadığını öğreniyoruz. Fakat kitapta verilen “Bu eserin Akşemsettin’e ait olmadığını iddia eden veya ona ait olduğunu şüphe ile karşılayan araştırmacılar da bulunmaktadır. Buna rağmen araştırmacıların çoğunluğu bu eserin Akşemseddin Hazretleri’ne ait olduğu konusunda fikir birliğine varmışlarıdır.” (s.19) sözlerinden hareketle, kitabın ona ait olduğuna yönelik inancın daha yüksek olduğunu öğreniyoruz.

Akşemseddin ve Maddetü’l-Hayat Eseri Hakkında Bilgiler

Burada şu bilgiyi de meraklıları için vermekte fayda var: “Akşemseddin Hazretleri bazı kitaplarını Arapça yazmasına rağmen bu eserini Türkçe yazmıştır. Fakat Akşemseddin Hazretleri’nin orijinal el yazması eserine henüz ulaşılamamıştır. Bu eserin geç tarihlerde aslından kopya edilerek çoğaltılmış birçok nüshası vardır. Kütüphanelerimizde tespit edilen en eski kopyalanmış nüshası 1685 tarihli Ali Emiri’ye ait olan yazma eseridir.” (s.20). Bu cümleden hareketle akla gelen “orijinal eserini Türkçe yazdığına nasıl emin oldular” sorusunun cevabını, inanın bilmiyorum. Ancak içerik ilgi çekici ve okumaya devam ediyorum.

Asıl adı Mehmed Şemseddin olan bu çok yönlü Türk âlimi, tıp insanı ve Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk Tasavvuf tarikatının kurucusu zatın aynı zamanda Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed’in hocası olarak bilindiğini söylemiştik. Akşemseddîn’in eczâcı ve tabip olarak kaleme aldığı, tıp içerikli bir eser olan Mâddetü’l-Hayât, günümüzde herkesin okuyup anlayabileceği seviyede sadeleştirmeye gidilerek “Hayatın Maddesi – Sağlığın Sermâyesi” başlığıyla okuyucunun karşısına çıkarıldı diyebiliriz.

Kitabı okuduğumuzda o dönem sağlıkçılarının ne kadar donanımlı olduğunu şu cümle çok güzel özetliyor: “O dönemlerde hekimliğin ne kadar zor bir meslek olduğu bir kere daha gözler önüne serilmiştir. Hekimlerin tüm hastalıklarla uğraşan komple bir şifacı rolünde olduğu fark edilmiştir.” (s.10). Dr. Zülküf Perdeci tarafından günümüz Türkçesiyle aktarılan eserde, yine hazırlayanın 2024 yılında yazmış olduğu bir önsöz kısmı bizleri karşılıyor. Bu kısımda Akşemseddin Hazretleri’nin hayatından bazı bilgiler var ki onları buraya eklemek istiyorum:

Akşemseddin baba tarafından evliyanın büyüklerinden Şehabeddin Suhreverdi’nin neslindendir, soyu Hazret-i Ebu Bekir’e dayanmaktadır.” (s.13)

Yedi yaşında babası ile Anadolu’ya gelip Amasya’nın Kavak Nahiyesi’ne yerleşti.” (s.13)

Göynük’e çekildi ve 16 Şubat 1459 yılında 70 yaşında iken vefat etti. Göynük’teki tarihi Süleyman Paşa Camii’nin bahçesine defnedildi.” (s.18)

Tıp Tarihinde Bir İlk: Mikrobu İlk Keşfeden Kişi Akşemseddin mi?

Kitapta en dikkat çekici yerlerden biri, mikrobun varlığından bahsedilmiş olmasıdır: “Akşemseddin Hazretleri’nin bu kitabında, bazı hastalıkların ‘bitki tohumuna benzer’ canlı bir molekül ile taşındığı vurgulaması, ‘mikrop’ kuramının keşfinden yaklaşık iki asır önce salgın hastalıkların yayılmasını açıklaması tıp tarihi açısından oldukça önemlidir. Ayrıca yine epilepsi, gut, vitiligo ve cüzzam gibi hastalıkların ırsî (genetik) geçişi olduğunu belirtmesi oldukça şaşırtıcıdır.” (s.12).

Bunu, hocamızın “Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözler görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” (s. 16) cümlesinden de çok iyi anlıyoruz. Bilindiği üzere Batı kaynaklarında mikrobun A. Van Leeuwenhoek tarafından keşfedildiği söylenegelmiştir. Oysa Mâddetü’l-Hayât’ta bu zattan yaklaşık iki yüzyıl önce bazı hastalıkların “bitki tohumuna benzer canlı bir molekül” ile taşındığının vurgulanmasıyla bahsedilen tohumlar mikroptan başka bir şey değildir. Dolayısıyla tıp tarihinde mikro-organizmalardan bahseden ilk kişi olarak Akşemseddîn Hazretleri’ni söyleyebiliriz.

15. Yüzyıl Osmanlı Tıbbından Tedavi Yöntemleri ve ‘Hayat Sıvısı’

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi adlı eserde hayatın maddesi olarak lanse edilen bir tür sıvıdan bahsediliyor ve bu sıvı yardımıyla yapılan bazı ilaçların yine bazı hastalıkları iyileştireceği iddia ediliyor. Kitapta bahsedilen ve bu ‘hayat maddesinin’ iyi geldiği iddia edilen bazı hastalıklar şunlardır:

  • Çeşitli ağrılar ve kulak tıkanıklığı
  • Frengi, verem ve sıtma
  • İdrar yolu hastalıkları ve basur
  • Depresyon, saçkıran ve unutkanlık
  • Hazımsızlık ve kalp çarpıntısı

Bu sıvının ham maddesi olarak nitelendirilen yakut taşı hakkında hocamızın “…..yakut da taş türünün sultanıdır.” (s. 29) ifadesini kullandığını görüyoruz: hatta “……hekimler yakuta mübarek veya şerefli anlamında Hacer-i Mükerrem adını vermişlerdir.” (s.29) sözüyle hekimlerin gözünde çok önemli olduğunu da öğreniyoruz. Bu sıvının hazırlanışını da kısaca “Yakut, yeşil veya kırmızı, sert damarlı mermer üzerinde iyice dövülerek toz haline getirildikten sonra bir miktar şeker ve gül suyu ile içilirse, dert ve kederi olanların rahatsızlığını giderir, kalbe parlaklık ve temizlik verir, yalancı susuzluğu yok eder, vücudun hararetini alır ve normal sıcaklığına getirir. Böylece insanın vücut derisini canlı kılarak, tazelik, letafet ve pembelik verir.” (s.29) sözleriyle anlatıyor yazar…

Yani şaşırtıcı değil mi? Değerli bir maden, insan vücudu için çok önemli bir ilaca dönüştürülüyor neredeyse… Hocamız devamında “Özellikle bu cevher mâhir üstatlar ve işini eksiksiz yapan kâmiller elinde eriyik (çözelti) haline getirilirse, insan midesinde kolayca hazmedilir, damarlarında akıcı kıvama ulaşır.” (s.30) sözlerini kullanırken, yakuta ek olarak, “Filozoflar civa ve kükürt (sülfürü) elementlerinin birini nefs, diğerini ruh olarak adlandırmışlardır. Bu elementler kimyasal özellikleri bakımından mükemmel olup, faydaları açıklanamaz derecede çoktur.” (s.30) ifadelerini paylaşıyor.

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi - Maddetü’l-Hayat adlı kitabı yapay zekaya sorduğumda bana bu görseli verdi.

Cıva ve kükürt demişken; hazırlanan bu sıvının cıva ve kükürtle olan bağlantısı da şu sözlerle anlatıyor: “….yakut taşı dövülerek toz çözelti haline getirildikten sonra civa ve kükürt elementleri üzerine eklenip, ateş üzerinde karıştırılarak birleştirilir. Elde edilen karışımdaki maddeler birbirine iyice kaynaşır ve daha güçlü bir ilaç haline gelir. Bu şekilde elde edilen mübarek sıvı, insan bedeninin hastalıklarına, illetlerine, acılarına, yumrularına (tümörlerine) deva ve şifâ olmaya yetkin ve etkili hale gelir.” (s.30). Hocamız bu buluşunda o kadar iddialı ki “Şâyet akıllı bir adam eksiksiz tedbirler ile bu çözelti-karışım haline getirilmiş olan değerli ilacı az bir sıcaklıkta tutar ve tarif üzerine kullanırsa bu ilacın bütün hastalıkları tedavi edici etkisi olduğunu görecektir.” (s.31) cümlesini kullanıyor.

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi adlı eserin devamında yazar “Aşağıda bu mübarek sıvının hangi hastalıklarda ve ne şekilde kullanılması gerektiği anlatılmıştır.” (s. 31) sözleriyle, hangi hastalıklara iyi geldiğini ayrıntılı olarak anlatmaya çalışıyor. Bunları 31 farklı “Tesir” başlığı altında okuyucuya aktarıyor. Ben bazıları hakkındaki tespitlerinden birkaç cümleyi de aşağıya ekliyorum:

Eğer sızlayan dişin çürüğü varsa küçük bir pamuk ile çürük olan diş içine damlatılır” (s. 33-34)

Bu mübarek sıvıdan pamuk veya misvak aracılığı ile kuvvetlice dişlerine sürüp fırçalar ise dişleri inci gibi bembeyaz olur” (s. 34)

Koç boynuzu yakılıp dumanı hastanın burnuna dayanabildiği kadar tutulur.” (s.35)

Aynı zamanda lavman ve müshil ile de bağırsaklarını temizlemelidir.” (s.37)

Bu rahatsızlık ya balgam fazlalığından ya da günah işlemekten meydana gelmiş olabilir.” (s.42)

Eğer bu rahatsızlık balgam fazlalığından meydana gelmişse müshil kullanarak bağırsakların temizlenmesi gerekir.” (s.43)

Yiyecek ve içeceklerden meydana gelen hastalıkların tohumu çok çabuk gelişir ve ilacı da ishaldir.” (s.45)

Sıçan kulağı otu ve siklamen (tavşan kulağı otu) çiçeği gibi bitkiler de diş için kullanılan ilaçlardandır. Eğrelti otu kökü veya ayva (bih) kökü de bunun gibi diş rahatsızlıklarında kullanılan ilaçlardandır.” (s.46)

“……. Baş dönmesi, basur hastalığına (hemoroid) ve kas romatizmalarına (kulunç) iyi gelir.” (s.47)

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi adlı esere ayrıca “Meşe Palamudu Macunu Bileşimi” (s. 49) ve “Akşemseddin Macunu” (s. 47) adlı iki tarif daha eklenmiş. Tabii denemek isteyen için önemli olabilir ancak bunlar hakkında herhangi bir sağlam kaynak sanal alemde bulamadım. Ayrıca kitapta yer alan tarifler 15. yüzyıl tıbbının çok kıymetli tarihsel reçeteleri olarak dikkat çekse de günümüzde birer takviye ürünü veya ticari bir ilaç olarak raflarda yer aldıklarına dair bir bulguya da rastlamadım. Tabii son kısımda yer alan macunların arama sonuçlarında çıktığını görsem de kitapta yer alan bilgilere göre birebir aynısı olup olmadığını da kontrol edecek bilgiye sahip değilim.

Kısaca bu eser, sadece Akşemseddîn’in tebabete dair bilgisini değil, döneminde Osmanlı’nın tıp alanında geldiği seviyeyi de göstermesi açısından önemli ancak günümüzde uygulamasını gerçekte bul(a)mayan, modern tıp alanında kullanılmayan tarifleri içermektedir diyebiliriz. Eserin içeriğinde, orijinal eserin yer aldığı nüshaların bulunduğu kütüphanelerin isim ve yerlerine dair bir listenin de yer aldığını belirteyim.

Özetle şu soruları sorabilir ve cevaplarını verebiliriz:

Hayatın Maddesi Sağlığın Sermayesi (Maddetü’l-Hayat) kitabını kim yazmıştır? Kitabın orijinalinin Akşemseddin’e ait olduğu araştırmacıların çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir.

Mikrobu ilk kim keşfetti? Batı kaynaklarında A. Van Leeuwenhoek olarak geçse de, ondan yaklaşık iki yüzyıl önce Akşemseddin Hazretleri bu eserinde mikroplardan bahsetmiştir.

Kitap ne anlatıyor? 15. yüzyıl Osmanlı tıbbını, hastalıkların nasıl bulaştığını ve dönemin tedavi yöntemlerini anlatır.

İlgilisinin okuması gereken bir eser…

İyi okumalar.

Reaksiyonunu Göster!
  • 1
    alk_
    Alkış
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    _z_c_
    Üzücü
  • 0
    _a_rd_m
    Şaşırdım
  • 0
    k_zd_m
    Kızdım
Paylaş
İlginizi Çekebilir
Ya öyle değilse - Kolumbus kam nur bis Hannibal

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir