Altıncı Koğuş – Kitap İncelemesi
Altıncı Koğuş
0

Altıncı Koğuş, ünlü Rus yazar Anton Pavloviç Çehov’un ölümsüz eserlerinden bir tanesi. Yazar bu eserinde, sadece bir hastane koğuşunu değil, tüm bir toplumun çürümüşlüğünü, aydınların eylemsizliğini ve felsefenin gerçek hayat karşısındaki sınavını anlatmaya çalışıyor. Elimdeki Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan çıkan (Ağustos 2017, 1. Basım; Aralık 2023, 25. Basım) ve Yulva Muhurcişi tarafından Rusça aslından çevrilen bu edisyon, Çehov’un kalemindeki o kasvetli ama sürükleyici atmosferi harika yansıtıyor diyebilirim. Eserin farklı yayınevlerinden farklı basımları da mevcut: bu yazıyı hazırladığım sıralarda 30 TL civarında bir satış fiyatı olduğunu da belirteyim.

Kitap Künyesi

  • Kitap Adı: Altıncı Koğuş (Özgün Adı: Palata No: 6)
  • Yazar: Anton Pavloviç Çehov
  • Çeviren: Yulva Muhurcişi
  • Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 68 (yaklaşık)
  • Tür: Uzun Öykü / Novella

Delilik ve Dahilik Arasındaki İnce Çizgi: Altıncı Koğuş – Anton Çehov Kitap İncelemesi

Kitap, Rusya’nın taşrasında, başkentten ve entelektüel merkezlerden uzak, adı belirtilmeyen bir kasabada, bakımsız bir akıl hastanesinin, daha doğrusu hapishaneden farksız olan Altıncı Koğuş’un insanı yer yer üzen yer yer düşündüren hikayesini anlatıyor. Ancak okurken şunu anlıyoruz ki asıl mesele mekân değil, zihniyetler çatışmasıdır. Bunu özellikle kitabın son cümlelerinde daha fazla hissediyoruz.

Kitabın arka planında derin bir felsefi düşünce olduğu hissine kapılırken, felsefeye yönelik betimlemeler ve tespitlerle karşılaşmak çok memnun etti diyebilirim: “… stoacılar muazzam insanlardı, ama öğretileri daha iki bin yıl önce donmuş, bir damla ileriye gidememişti. Pratik ve geçerli olmadığı için ilerleyemezdi de. Bu öğreti sadece, her türlü öğretinin tadına vararak ve üzerlerinde kafa patlatarak ömür tüketen küçük bir kesimde başarı yakalamıştı. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu öğretiyi anlamamıştı bile. …” (s. 38) cümlesi bunlardan bir tanesiydi. Anlamlı bir tespitti.

Altıncı Koğuş adlı kitapta birden fazla karakter var, hepsi birbirinden önemli ancak en önemlileri Ragin ile Dmitriç olsa gerek… Çünkü eserde bir tarafta eğitimli, nazik ama “stoacı” bir felsefeye sığınarak kötülüklere göz yuman, eylemsizliği seçen Doktor Andrey Yefimıç Ragin; diğer tarafta ise takip edilme korkusuyla aklını yitirmiş olsa da hayatın acı gerçeklerini ve adaletsizliği en çıplak haliyle haykıran İvan Dmitriç vardır. Onların hikayesini bir nevi takip ediyoruz.

Bir sahnede Doktor Ragin, “Acıyı küçümse, hayatı anlamaya çalış, huzuru içte ara” derken; hasta İvan Dmitriç ona, “Siz hayatı tanımıyorsunuz, hiç acı çekmediniz, fildişi kulenizden konuşuyorsunuz” diyerek meydan okur. Çehov, bu diyaloglarla okuyucuya şu soruyu sorar: Gerçekten deli olan kim? İçeridekiler mi, yoksa dışarıdaki duyarsız toplum mu? Yani bunu okurken belki de siz de kendi kendinize sormuş olabilirsiniz diye düşünüyorum. Hangimiz deliyiz?

Altıncı Koğuş düşündüren önemli bir kitap

Altıncı Koğuş adlı kitabın karakter kadrosu oldukça sembolik ve bir o kadar da ilginç:

  • Nikita: Gücü ve zorbalığı temsil eden, acımasız bekçi rolünde karşımıza çıkıyor. Koğuştaki herkes ondan çekiniyor. Koğuşta istediği gibi bir düzen kurmuş gibi… Doktorlar da çekiniyor.
  • Yahudi Moyseyka: Zararsız, herkese yardım etmeye çalışan, “şakrakkuşu gibi ıslık çalan” bir hastadır. Yazar onun hakkında ayrıca “… ya da Türk usulü bağdaş kurarak yatağında oturup …” diye bahseder: Yahudi olmasının özellikle vurgulanmasını anlamlandıramadığımı söylemem gerek.
  • Berber Semyon Lazariç ve Posta Müdürü: Doktorun sığ sohbetler yaptığı kasaba eşrafından bazıları. Posta Müdürünü daha çok okuduk; bazen doktorun evine ziyaret yapardı. Ancak son tahlilde doktorun ‘gerçek’ arkadaşları olmadığını gördük.

Altıncı Koğuş Adlı Kitaptan Altı Çizilesi Satırlar

Bu kitabı okurken beni durup düşündüren, kitabın ruhunu özetleyen bazı alıntıları da sizlerle paylaşmak istiyorum:

“…Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla, kaba bir sefahatle ve ikiyüzlülükle çeşitlendirilmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürdürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir. Okullara, dürüst yönetimi olan yerel bir gazeteye, tiyatroya, edebi toplantılara, entelektüellerin birlik olmasına ihtiyaç vardır. Toplumun bilinçlenmesi, dehşete düşmesi gerekir. …” (s. 6)

“Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye?” (s. 17)

“… Dostoyevski ya da Voltaire’in eserlerinin birinde, birisi “Eğer Tanrı olmasaydı bile insanoğlu onu icat ederdi,” demiş. Şuna derinden inanıyorum ki, ölümsüzlük olmasa bile yüksek insan aklı ölümsüzlüğü er ya da geç icat edecektir.” (s. 32)

“İçte ve dışta her şeyin beyhude oluşu, hayatı, acıyı ve ölümü küçümseme, hayatı derinlemesine anlama gayreti, gerçek mutluluk… bütün bunlar Rus tembellerine özgü bir felsefedir.” (s. 40)

Burada bir ekleme yapmak istiyorum: yazarın bazen iç dünyasını yansıttığını düşündüğüm, yaratıcıyı sorgulayan, eleştirdiği felsefecilerin düştüğü duruma düştüğünü gördüğüm cümleleri de vardı, örneğin: “Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. … Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok.” (s. 23-24) gibi… Bunlar çok derin konular olduğundan, bu cümleleri görmezden gelip, devam ettim. Ancak yazarın iç dünyasını yansıttığını düşündüğüm bu cümlelerin, kurguya eklenmese de pek bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum.

Altıncı Koğuş adlı kitapta dikkatimi Çeken Kelimeler ve Notlar

Altıncı Koğuş adlı kitapta genel anlamıyla akıcı bir dil kullanılmış; çeviri konusunda yorum yapamayacağım ancak bazı imla hatalarının olduğunu söyleyebilirim: örneğin 63. sayfada “sona” kelimesi bağlama göre “sonra” olmalıydı diye düşünüyorum. Dikkatli okurların gözünden kaçmayacaktır bu tip hatalar… Son tahlilde Anton Çehov, dönemin Rusya’sını ve tıbbi terimlerini metne ustaca yedirmiş diyebiliriz. Genel kültürümüze de katkı sağlayan terimler de vardı. Okurken karşılaştığım bazı kavramlar ve notlarım ise şu şekilde:

  • Zemstvo: Rusya’da yerel meclis veya yerel yönetim birimi.
  • Kvas: Ruslara özgü, ekmekten yapılan geleneksel bir içecek.
  • Dulavratotları: Hastane bahçesinde bakımsızlığı simgeleyen o meşhur otlar.
  • Laparotomi / Taş Hastalığı / Sifilis: Dönemin tıbbi gerçekliğini yansıtan terimler.
  • Kapik: Rusya’nın para birimi olan rublenin yüzde biri değerindeki paraya verilen isim. Altın rengindedir.
  • Laparotomi: Karın boşluğunu açmak için yapılan cerrahi kesi işlemidir. Teşhis koymak veya iç organlara müdahale etmek (ameliyat) amacıyla karın duvarının kesilmesini ifade eder. Kitapta doktorun mesleki pratiğinin ciddiyetini vurgulayan teknik bir terimdir.
  • Taş Hastalığı: Tıbbi adıyla “ürolitiyazis”; böbreklerde, mesanede veya idrar yollarında sert mineral birikintilerinin (taşların) oluşmasıdır. O dönemde tedavisi oldukça sancılı ve zor olan, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bir rahatsızlıktı.
  • Sifilis: Halk arasında frengi olarak bilinen, cinsel yolla bulaşan bakteriyel bir enfeksiyondur. Tedavi edilmediğinde sinir sistemine zarar vererek fiziksel yıkıma ve zihinsel bozukluklara (deliliğe) yol açabilir. Çehov’un bu hastalığı anması, dönemin hijyen koşullarına ve toplumsal gerçeklerine (sefalet ve hastalık ilişkisine) yaptığı gerçekçi bir göndermedir.

Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Anton Çehov, Altıncı Koğuş kitabıyla okurunu sadece paslı parmaklıklar ardına değil, kendi vicdanının derinliklerine de davet ediyor aslında: yani okuru, kendi iç dünyasıyla konuşmaya itiyor, sorgulatıyor. Yine bunun yanında deliliğin sınırlarının nerede bittiğini ve ‘akıllı’ geçinen toplumun nerede başladığını sorgulatan eserin kapağını kapattığınızda – ki kapak görseli bile inanılmaz bir yalnızlık hissi veriyor – bile zihninizde o sarsıcı soru bir süre yankılanmaya devam edecek: Asıl mahkûm kim; içeridekiler mi, yoksa dışarıdaki duyarsız kalabalık mı?

Şimdi biraz düşünün, arkanıza yaslanın…

Peki, sizce hangisi?

Karar verebildiniz mi?

Evet…

Neyse, iyi okumalar. : )

Reaksiyonunu Göster!
  • 2
    alk_
    Alkış
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    _z_c_
    Üzücü
  • 0
    _a_rd_m
    Şaşırdım
  • 0
    k_zd_m
    Kızdım
Paylaş
İlginizi Çekebilir
Sandıklı Efsaneleri

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir