İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Akademik Makale
  3. Sultan Üçüncü Murad’ın Hayatı Üzerine

Sultan Üçüncü Murad’ın Hayatı Üzerine

sultan-ucuncu-murad

Lehistan Kralı ölünce memleket taht kavgasına düşmüştü. Avusturya ve Rusya kendilerinin gösterdikleri namzetlerin Leh Kralı olması için faaliyet gösteriyorlardı. Hatta bu maksatla Rusya kuvvet bile sokmaya kalkıştıysa da Osmanlı kuvvetlerini karşısında bulunca geri çekilmeye mecbur kaldı. Osmanlı Devleti için Lehistan çok ehemmiyetliydi. Bu yüzden diğer devletlerden daha atik davranıp nüfuzu kullanarak kendisine tabi Erdel Bey’i Bathory’i Leh Krallığına seçtirdi. Böylece Türk nüfuzu Baltık kıyılarına hatta İsveç sınırına kadar erişti. Lehistan bundan sonra vergiye bağlandı.[8]

III .Murad’ın cülusundan sonra hükümet idaresinin başında yine Sokullu Mehmed Paşa vardı. Ancak son zamanlarda saraydaki bazı şahısların tesiri ile Sokullu’ya olan itimat ve muhabbet azaldı ve hatta Sokullu’nun zevcesi İsmihan Sultan ve Valide Nurbanu Sultan olmasaydı belki de görevden azledilecekti. 3 padişah devrinde aralıksız sadrazamlık yapan Sokullu Mehmed Paşa Osmanlı tarihinde ehemmiyetli yeri olan bir devlet adamıdır. Aslen Bosna’nın Sakoloviç köyünden bir devşirmedir. Zekâ ve kabiliyeti ile yükselmiş, Kaptan-ı Derya’lık dâhil devletin çeşitli hizmetlerinde bulunmuştur. Bir savaş adamı olmaktan ziyade onun siyasi tarafının daha büyük olduğu görülür. Sultan Üçüncü Murad devrinde Sokullu’nun eski nüfuzunun kalmadığı anlaşılıyor.

III. Murad padişah olduğu zaman İran Hükümdarı Şah Tahmasb, Tokmak Han idaresinde bir elçilik heyeti yollayarak tebriklerini ve hediyelerini sunmuştu. Elçilik heyeti İstanbul’da gayet iyi karşılanmıştı. Fakat bir müddet sonra Şah Tahmasb’ın ölmesiyle İran’da taht kavgaları başladı. Bir ara Tahmasb’ın oğlu İsmail Şahlığı elde etti. Bunun zamanında Osmanlı İran dostluğu bozuldu. Şah İsmail Osmanlıya bağlı bazı Emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükümeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti. İran’ın Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirdi. Osmanlı devleti Avrupa ile Sulhlar yaparak İran ile meşgul olmaya başladı çünkü şah Osmanlılarla süren barışı terk ederek Doğu’daki Kürtleri aleyhimize kışkırtıyordu. II. Şah İsmail’de ölünde İran’da taht kavgalarının sürüp gitmesinden Osmanlı’lar istifade etmek istediler. Doğu’daki valilerinde durumunu müsait görüp ‘İran’a saldırmanın vaktidir’ yollu haberler üzerine Sultan III. Murad 1578 yılında İran’a harp açtı. O zaman Sokullu Mehmed Paşa daha yaşıyordu ve İran savaşına engel olmaya çalıştı. Sokullu Mehmed Paşa İran’ın geniş bir ülke olduğunu, galip gelinse bile halkının itaat altına alınamayacağını söylüyordu ki bunda ne kadar haklı olduğu sonradan anlaşıldı: Padişah kendisi sefere gidecek karakterde bulunmadığından ordunun başına Lala Mustafa Paşa’yı serdar tayin etti.  Lala Mustafa Paşa’nın asıl hedefi, Gürcistan’ı istila etmek olacaktı. Topladığı kuvvetlerle Gürcistan’a girip fetihlere başlayan Lala Mustafa Paşa, Tokmak Han idaresinde bir İran ordusunun üzerine geldiğini duyunca buna karşın maiyetindeki kumandanlardan Özdemiroğlu Osman Paşa’yı yolladı. Osman Paşa İran kuvvetleriyle Çıldır’da karşılaştı ve Tokmak Han’ı mağlup etti. [9]

Lala Mustafa Paşa Gürcistan içinde ilerleyerek Tiflis’i ele geçirdi ve Şirvan’a doğru ilerledi. Şirvan’ın bir kısmını zapt eden Lala Mustafa Paşa Özdemiroğlu Osman Paşa’yı Serdar tayin ederek kendisi Erzurum’a döndü. İran kuvvetleri Osman Paşa üzerine taarruza geçtilerse de mağlup olup geri çekildiler. Fakat İranlıların tecavüzü bitmiyordu. Kuvvetleri çok azalana Osman Paşa geri çekilmek zorunda kaldı. Muharebelerin İran lehine dönmeye başlaması üzerine Lala Mustafa Paşa, azledilerek, yerine Koca Sinan Paşa Serdar tayin edildiyse de kayda değer hiçbir muvaffakiyet elde edilemedi. Özdemiroğlu büyük bir gayretle İran savaşlarına devam ediyordu. Nitekim 1583 yılında Meş’ale Savaşı’ndan sonra İranlılar Şirvan bölgesini boşaltmak zorunda kaldılar. Yeni Serdar Ferhad Paşa büyük kuvvetlerle İran sınırına gelip bazı muharebeler yaptı: daha sonra Sadrazam ve Serdar tayin edilen Özdemiroğlu Osman Paşa ile beraber Tebriz’i almayı başardılar. Tebriz’e giren Osmanlı Ordusu Hasan Paşa Camii’nde Cuma namazı eda edilerek hutbede Sultan Üçüncü Murad’ın ismi okunmuştur.[10] Osman Paşa’nın vefatından sonra Ferhad Paşa 2. Defa olarak Serdarlığa getirildi. Ferhat Paşa’nın bu ikinci serdarlığında Osmanlı orduları bazı muvaffakiyetler daha kazandılar. Ayrıca doğuda Türkistan hükümdarı Özbek Han, İran’a saldırınca Şah Abbas Osmanlılardan barış istedi. 1590 yılında yapılan Ferhad Paşa antlaşmasına göre: Tebriz, Şirvan, Gürcistan, Dağıstan bölgeleri Osmanlılara verilecekti.  Bu antlaşma ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu. Tebriz de yapılan tahrirler ve buraların mini rejim içerisine dahil edilmesi Osmanlı Devleti’nin kalıcı bir hakimiyet tesis etmek istediğini göstermesi bakımından önemlidir. Fetihten sonra burada görev yapan Cafer Paşa’nın bölge de imar çalışmasına girişmesi de bu isteğin en büyük göstergesidir.[11] Büyük kayıplar karşılığında alınan bu yerler Osmanlıların elinde fazla kalmayacak tekrar İranlılara geçecektir.

İran’la antlaşma yapıldıktan sonra İstanbul’da Yeniçeri ve Sipahi isyanları vuku buldu. Bu isyanlar her ne kadar ulufe ( Yeniçerilere 3 ayda bir verilen maaş ) yüzünden çıkmışsa da asıl sebebini devlet teşkilatının bozulmaya yüz tutmasında aramak daha doğru olacaktır. İlk defa 3. Murad devrinde Yeniçeri Ocağına rastgele kimseler alınarak kanun bozuldu. Yine ilk defa rüşvetle iş görülmeye başlandı. Askere ayarı düşük akçeler verilmek istenince Yeniçeriler, isyan ederek saraya yürüdüler. Asiler Defterdarın başını istediler. İstedikleri yerine getirilince büsbütün şımardılar. 1589 yılında meydana gelen bu olaya Beylerbeyi Vak’ası denmektedir. 3.Murad devrinde 1593 yılında da sipahilerin isyanını görüyoruz. Ulufelerin geri bırakılmasına kızan sipahiler saraya yürüyüp defterdarın kafasını istediler. Kendilerine nasihat etmek için gelenleri kovdular. İstanbul halkıda seyretmek için saraya doluşmuştu.  Halk dışarı çıkartılırken ‘Urun hâ!’ diye bir ses duyuldu. Saray muhafızları bunu padişahın emri sanarak asilerin üzerine saldırdılar ve 400 e yakın asiyi öldürdüler, diğerleri kaçarak kurtuldu.

Bosna Beylerbeyi Telli Hasan Paşa Avusturya topraklarına 1593 yılında büyük bir akın harekâtına girişmişti. Avusturya valilerinin Osmanlı sınırlarına tecavüzlerine karşılık yapılan bu harekât mağlubiyetle neticelenmiş komutan ile birlikte çok şehit verilmiştir. Bu hadise Osmanlı – Nemçe harplerinin başlamasına sebep olmuştur. Nemçe Savaşı’na Sadrazam Sinan Paşa gönderilmişti. Budin Beylerbeyi imdada giderek Nemçe ordusuyla harbe girdi ve mağlup oldu. Nemçeliler çok sayıda Macaristan kalesini ele geçirdiler. 1594 yılı baharında Estergon Kalesini muhasara altına aldılar; ancak muvaffak olamadılar. Kırım kuvvetlerinin yardıma gelmesine rağmen tam bu sırada Osmanlı Devleti’nin başına bir gaile daha çıktı: Osmanlı Devleti’ne tabi olan Erdel, Eflak ve Boğdan Beyleri Papa’nın teşvikiyle isyan edip Avusturya tarafına geçtiler. Tam bu sırada yani 1595 yılında Padişah III. Murad vefat eyledi. III.Murad’ın saltanatının sonuna doğru Osmanlı toprakları yaklaşık 19 milyon902 bin 191 kilometre kare idi. Bunu Avrupa’da Polonya, Afrika’da Fas dâhildir.

III. Murad zamanındaki Sadrazamlar arasında yılları sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa, Koca Sinan Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa ve Mesih Paşa’yı; diğer komutan ve devlet adamlarından Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, Damat İbrahim Paşa, Okçu-zade Mehmed Paşa ve Muallim-zade Nişanı Mahmud Çelebi’yi; şeyhülislamlar arasında Hamid Efendi, Ma’lûl-zade Mehmed Efendi zikredilebilir.[12]

SULTAN III. MURAT’IN HAYSİYETİ VE DÖNEMİN EKONOMİK DURUMU

III. Murad devrinde İmparatorluğun kudreti en yüksek noktaya çıkmışsa da gerileme sebeplerinin de açıkça ortaya çıkması bu devirde olmuştur. İkinci Selimden sonra Osmanlı padişahlarının çoğu ordunun başında sefere çıkmamış hatta saraylarında kapalı bir hayat yaşamışlardır. Tabiatı ile bu seferde etraflarını bir takım çıkarcı kimseler çevirmiştir. Üçüncü Murad bu padişahlardan biridir. Ancak onun avantajı sancakta yetişmiş olmasındandır. Daha sonraları şehzadelerin sancak beyliği yapma usulleri de ortadan kaldırılmıştır.

Yazının devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz.

Yorum Yap