Çağa ayak uydurmak zorunda mıyız?

”Çağımıza uymak zorundayız palavrasına da hiç mi hiç inanmıyorum. Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik eg…emense ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım?

Tam tersine baş kaldırırım, direnirim böyle bir çağa karşı. Bu yüzden dinozorlukla suçlanmam da vız gelir bana. Çünkü ben dinozoru tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınamaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum.”

Mine Urgan bir dinazorun anıları adlı kitabında, böyle yazmış. Akıcı bir dille yazılan, bazıları için bir yapıt niteliğindeki bu anı benzeri kitabı okumak gerek; bunun gibi bir çok ‘gerçek’ sözler var içerisinde…

Ama ne kadar doğru değil mi?

Çağa ayak uydurmak… Bence bu laf, basit insanların ağzından çıkacak nitelikte bir cümle… Neden çağ bana ayak uydurmuyor? Neden kendi özgür düşüncemle hareket edemeyeceğim? neden, neden, neden… Uzar gider bu tartışma aslında…

Bazıları ise bu çağa uymak konusuna eleştirisel gözle bakınca bizleri hemen geçmişin girdabında kaybolanlar kervanına ekleyebilirler: hayır, ben geçmişi istiyorum demiyorum. Tabii ki, geçmişteki bir çok yaşanan olgular zamanımızdan kat be kat iyi. Mesela emanet bırakma olayı ya da arkadaşlık olayı… Ama onlar geçmişte kaldı da diyemiyoruz… Fakat geçmişi zamanımıza getirme gibi bir şansımız yok…

Belki biraz anarşik bir cümle olacak ama: ben kimseye uyamam… Ben ‘tek’im… Herkesten bir düşünce veya bir olgu alabilirim: ama bunu yaparken yine kendi içimde bunu öğütüp mutasyona da uğratabilirim… Ama çağa uyamam… Uyarsam kendimden vazgeçerim… Kendi gerçeklerimden vazgeçerim… Artık başkası olurum…

Yazı dolaşımı

Exit mobile version