Sinekritik: Jack Reacher

Özgün senaryo sıkıntısı çeken Hollywood sinemasının son zamanlarda sıkça başvurduğu ‘popüler romanları sinemaya aktarma’ olanağından yararlanan bir kitap uyarlaması daha karşımızda; Jack Reacher. Film, Lee Child ismini lakap olarak kitaplarında kullanan İngiliz yazar Jim Grant’ın “Jack Reacher” temalı suç ve gerilim romanları serisinin, 2005 tarihli “One Shot” adlı romanından uyarlama. Gerçi Lee Child imzalı 17 adet Jack Reacher romanı var, hatta 18.‘si de yolda. Ayrıca serinin “best-seller” (çok satan) etiketiyle yurtdışında çılgın bir hayran kitlesine sahip olduğunu ve yazarına pek çok ödül kazandırdığını da ekleyelim. Bu popülerlik, şüphesiz ki başrol Tom Cruise’a getirilen ‘kitaptaki karakterle benzerlik taşımıyor’ eleştirilerini de beraberinde getirse de; bu tip gerilim ve aksiyon temalı filmler için aranılan bir aktör olan oyuncu açısından eleştirilere bir nevi cevap niteliği taşıyor. Ki kendisinin o soğukkanlı ama atletik ve yakışıklı yapısı ( gerçi artık yaşlanıyor! 50 yaşında bir ünlü oyuncu o artık. ) film için gayet uygundu ki kendisi de filmdeki oyunculuğuyla gelen eleştirilere çok net cevap veriyor diyebiliriz. Ki filmin yönetmeni de onun seçilmesi konusunda şunları söyleyecektir: “Bu rolü canlandırmak için yeteneklerini tam olarak gösterebilen bir aktöre odaklanmak istedik. Tabii ki bu aktörün Jack’in nev-i şahsına münhasır kişiliğini ortaya çıkarabilecek yetenekte olması lazımdı…” Yönetmen kendi istediği oyuncu ile çalışmak ister değil mi? Bunda bir sorun yok; peki kitabın yazarı bu konuda ne demiştir sizce? İşte cevabı: ‘Gelmiş geçmiş en büyük film yıldızının yarattığım karakteri canlandırmasını neden istemeyeyim ki? Cruise, kitaplarda tasvir edilen Reacher’a benzemiyor olsa da, Jack Reacher’ın dünya görüşünü yakaladı. Bence bu her türlü fiziksel benzerlikten daha önemli.’ Zaten aslına bakarsanız; kitapta tasvir edilen karakterde bir oyuncuyu bulmak çok zordu; ki bu karakterin koskoca filmi ayakta tutabilecek bir oyuncu olması da gerekiyordu!

Filmi izleyen herkesin kitabı okumamış olacağını düşünerekten; aksiyon ve gerilim filmlerini sevenler için tatmin edici film ile karşılaşacaklarını söylemek zor değil. Fakat, uzun süreli bir film olması ve filmin ilk yarısının kurguyu, konuyu ve filmin sonucunu belirleyecek olayları anlatması nedeniyle sıkıcı geçebileceğini de söylemek gerek.

Filme ve konusuna gelirsek; Pittsburgh kentinde sakin ve güneşli bir sabah, mesai saatinden hemen önce insanlar işlerine doğru koşturmakta, günlük telaşlarını yaşamaktadırlar. Tam bu sırada 10th Street köprüsüne bakan parkta, nehrin karşısı yakasından gelen 6 el silah sesi duyulur ve birkaç dakika içinde 5 masum insan kanlar içinde yere yığılarak hayatını kaybeder. Usta bir nişancının elinden çıktığı belli olan bu olayı Pitssburg polis departmanının çözmesi ve katil zanlısını yakalaması fazla sürmez; daha 24 saat dolmadan 5 cinayetin faili yakalanır. Fakat sorgu esnasında hiçbir şey söylemeyen genç adam bir kağıda sadece “Jack Reacher’ı bulun!” yazar. Tüm kanıtlar gün gibi ortadayken eski bir asker olan Jack Reacher olayın görünmeyen yönlerini açığa çıkartacağı bir davanın içine girecektir. Bu arada zanlı Jason Barr’ın avukatı Helen Rodin de Bölge Savcısı olan Alex Rodin’in kızıdır. Baba-kız arasındaki hesaplaşmanın boyutları ise çok farklıdır…

Konusunu okuduğunuz üzere; yabancısı olmadığınız ve benzer filmlerin ABD sinemasında yayınlandığını anlayacaksınızdır. Jack Reacher karakteriyle karşımıza çıkan Tom Cruise, Görevimiz tehlike filmindeki hareketlerini bu filme yansıtmamaya özen göstermiş diyebilirim; çünkü bu filmin karakterine yanlış bir hareket olurdu! Jack Reacher karakteri her olaya farklı bir açıdan bakan ve sürekli şüpheye düşen fakat ayrıntılarda boğulmayan biri ve en önemlisi her şey bittikten sonra bile hayatına devam edebilen, kaldığı yerden devam edebilen soğukkanlı biri. Geri planda ABD’nin tüm dünyadaki tartışmalı varlığı, savaşın insanları katile dönüştürmesi, bağdatta yaşanan ve gizlenen, su yüzüne çıkmamış olayları aceleyle ekrana getirmesi, acımasız kapitalizmin kötülüğü gibi ciddi temalar da var. Rosamund Pike filmde gerçekten muhteşemdi ve olaylar karşısındaki tepkisi, duruşu, hareketleri ile rolünün üstesinden başarıyla geldi diyebilirim; filmi izledikten sonra ilk yorum yaptığım ve aklımda kalan sahnelerin bir çoğunda yer alan kişi de oydu. :) Robert Duvall ve Richard Jenkins her zamanki gibi süper. Gizemli Zec karakterinde ünlü Alman yönetmen Werner Herzog’u filmde görmek ise bizler için bir sürprizdi. Bir ‘carsploitation’ filminde görebileceğiniz türden takip sahneleri ve arabalardan çıkan o müthiş seslerle beraber geçen dakikalar gerçekten güzeldi. Takip sahneleri kadar filmde yer alan müziklerde güzeldi.

Özellikle filmin final sahnesinin çekildiği taş ocaklarında ki sahneyi izlerken aklıma rahmetli Kemal Sunal’ın Katma Değer Şaban filmi geldi: o da filmde, taş ocaklarında düşmanlarının karşısına tek başına çıkmış ama uzaktan yaptığı komik çözümlerle düşmanlarını yerle bir etmişti: tabii bu filmde ünlü karakterimiz silah ve dövüş teknikleriyle düşmanlarıyla boy ölçüştü.

The Usual Suspects- Olağan Şüpheliler’in Oscar’lı senaryo yazarı Christopher McQuarrie‘nin ikinci yönetmenliği olan film, kitap serisinin hayranları için önemli bir yapım ve aksiyon/gerilim sevenleri de tatmin edecek düzeyde başarılı bir yapım. Yaşlanan Tom Cruise’nin bu tür son filmleri diyebiliriz; o yüzden de kaçırmamak gerek.

Benim puanım 10 üzerinden 7,5

İyi seyirler.

Yazı dolaşımı

Exit mobile version