Baragan’ın Dikenleri

Baragan’ın Dikenleri, 1928 yılında Panait Istrati tarafından Fransızca kaleme alınan, yalnızca Romanya’nın değil, bütün Balkanların yaşadığı zorlu günlerin bir yansıması olarak karşımıza çıkan, yaklaşık 112 saylık bir eser. Bertan Onaran tarafından çevirisi yapılan eserde 1900 lü yıllarda Romanya’da zengin toprak sahiplerinin açlık ve sefalete terk ettikleri köylülerin yaşadığı dramı ve isyana sürüklenişlerini bir çocuğun ağzından dinliyoruz. Türkiye İş Bankası yayınlarından okuyucuyla buluşan ve özgün adı “LES CHARDONS DU BARAGAN” olan eserin elimde 2022 tarihli ikinci baskısı bulunmakta.

Hızlı Bakış: Kitap Künyesi

  • Kitap Adı: Baragan’ın Dikenleri (Özgün Adı: Les Chardons du Baragan)
  • Yazar: Panait Istrati
  • Çevirmen: Bertan Onaran
  • Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • İlk Basım Yılı: 1928 (Ülkemizde ilk kez 1953 – Elimdeki 2022 2. Baskı)
  • Sayfa Sayısı: Yaklaşık 112

Baragan’ın Dikenleri Kitabının Konusu Nedir?

Ülkemizde ilk kez 1953 yılında okuyucuyla buluşan ve çok eski bir eser olan Baragan’ın Dikenleri, günümüze kadar birçok yayın evi tarafından okuyucuyla buluşturulmuştu. Son olarak Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yeniden okuyucuyla buluşturulan eserin, Romanya’nın ağır yaşam koşulları, toprak ağalığı ve tabii ki isyan ve sonrasında yaşananlar etrafında anlattıkları: bir nevi Türkiye’nin bir döneminin de yansıması olarak düşündürebilir sizi… Tabii tarih meraklısıysanız. O dönem yakın coğrafyalarda benzer sıkıntılar yaşandı diyebiliriz.

Baragan neresidir?

Romanda bahsedilen Bărăgan aslında bir yer ismi… Baragan, Romanya’nın güneydoğusunda yer alan ve Eflak Ovası’nın doğusunu oluşturan, verimli kara topraklara sahip bozkır bir ovadır. Yoksulluk ve direnişin simgesi olan bu bölge, 1950’lerde siyasi sürgünlerin de merkezlerinden biri olmuştur. Panait Istrati’nin ünlü eseri Baragan’ın Dikenleri ile yoksulluk, açlık ve direnişin simgesi haline gelen bu bölge, 1950’lerde siyasi sürgünlerin de merkezlerinden biri olarak dikkat çekmiş bir yer; hakkında pek iyi bir şey yok yani.

Yazar, bu bölgeyi ve yaşananları anlatırken “Bu durumdaydı işte 1906 sonbaharında Romanya köylüleri.” (s.75) ifadesini kullanarak sözlerini kullandığında, içim burkuldu diyebilirim. Bu bölgede yaşayanları ise “…. Boş hayaller içinde sürüp gittiği başına buyruk, tembel Baragan’ın dölleri bizler….” (s. 49) sözleriyle özetlemesi de gerçekten üzücüydü ama bir o kadar da gerçekçi geliyordu. Tabi bunları bir çocuğun gözlerinden ve sözlerinden aktarıyordu bizlere…

Romanda Türk İzleri ve Yazarın Bakış Açısı

Baragan’ın Dikenleri adlı kitapta, oldukça fazla “Türk” kelimesi görüyoruz ki; “Fenerci hemen sesini kesti. Sonra adamdan ‘bir bardak’ içki istedi, ona Türkçe yok dendi.” (s. 58) gibi cümlelerde Türk izini görüyoruz. Ancak, yazarın Türklere bakış açısı, ne yazık ki gerçekçi değil ve bu kadar sert ve taraflı olacağını düşünmemiştim: “Çünkü dillere destan zalim Türk egemenliğinden beri, güzelim, çalışkan ülkem bu öyküde anlattığımdan daha korkunç günler yaşamamıştır; sevecen ulusum hiç o kadar amansızca acı çekmemiştir.” (s. 49) gibi bir çok cümlesinin objektif olduğunu düşünmüyorum. Yazarın bu “Türk” düşmanlığının nereden geldiğini bilmiyorum.

Yine Türk izini “…. üstü üste yığılmış eşya ağlaşmalar, çığlıklar, koşuşmalar bejenar günlerinde Türklerden kaçan köylülerimizi andırıyordu.” (s. 100) cümlesinde görüyoruz: burada da yazar bu tip cümleleri özellikle geçmiş yüzyıllardaki Osmanlı/Türk veya Tatar seferlerinden kaçarak evlerini terk eden, dağlara veya ormanlara sığınan köylüleri ifade etmek için kullanıyor olmalı. Bir de hamamın izine rastlıyoruz: “….. kimi akşam şurada, kimi akşam burada yatarak, kireç ve balçık kokan havası Türk hamamındaki gibi genzimizi yakan bir ortamda, bir kazadan kurtulmuşçasına ne bulduysak onu yiyerek yaşadık.” (s. 87). Hamamı bile övememiş!

Romanya’da Bir “Kaymakam” (Caimacam) Tartışması

Bir de kitapta Kaymakam ibaresine rastladım ki, yazıma eklemesem olmazdı: “İstemese de yeni evlilerin sağdıcı yapılmış “Sayın Kaymakam’ın da katılmasına karşın, köyde bu evliliğe “yüz kızartıcı” nikah deniyordu.” (s. 80). Peki, Romanya’nın bir köyünde geçen bu romanda neden ‘Kaymakam’ (Caimacam) unvanı kullanılıyor? İnsanın okurken haklı olarak “Romanya’nın bir köyünde kaymakamın ne işi var?” diye sorası geliyor! Ancak bunun hem tarihi bir arka planı var hem de çevirmen bilinçli bir tercihte bulunmuş gözüküyor ki anlatayım:

Normalde Romanya’nın bulunduğu topraklarda bir dönem tarihi adlarıyla Eflak ve Boğdan beylikleri olarak bildiğimiz yerler vardı ve bu yerler yüzyıllar boyunca Osmanlı egemenliği altında kalmıştı. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, bu beylikleri yöneten asıl prens (Hospodar) İstanbul’a çağrıldığında, öldüğünde ya da yeni bir prens atanana kadar geçen sürede tahta vekalet eden üst düzey yöneticilere Romanya’da resmi olarak “Caimacam” (Kaymakam) unvanı verilirdi. Osmanlı’nın idari sisteminden Romenceye geçmiş yüzlerce kelime arasında Caimacam kelimesi de vardır. Kaymakam kelimesi de aslında birine/makama vekalet eden anlamındadır.

Panait Istrati'nin 1928 yılında Fransızca olarak kaleme aldığı Baragan'ın Dikenleri, yalnızca Romanya'nın değil, tüm Balkanların yaşadığı zorlu günlere ayna tutan oldukça sarsıcı bir eser.

Ancak yazarın burada, Caimacam’dan ziyade başka bir şeye atıf yaptığını da düşünüyorum. Kitabın Fransızca aslını okuyabilseydim eğer daha iyi bir çıkarımda bulunabilirdim. Neden böyle söylüyorum? Romanya’da bizler gibi Fransız idari sisteminden etkilenmiş bir ülke ve romanın konusunun geçtiği dönemlerde illerin (Romence: Județ) başındaki yöneticiye Prefect (Vali) deniyordu. İllerin bir alt birimi olan ilçelerin/bölgelerin (Romence: Plasă) başındaki yöneticiye ise Pretor veya Subprefect (Fransızca: Sous-préfet) deniliyordu. Çevirmen, bilinçli bir tercihte bulunarak köyün bağlı olduğu bölgenin en büyük mülki idare amirini (Pretor/Sous-préfet) Türk okuruna en net şekilde anlatabilmek için kelimesi kelimesine “alt-vali” çevirisi yapmak yerine, devlet hiyerarşisindeki tam karşılığı olan “Kaymakam” kelimesi kullanmış olabilir. Bu bilgilerin bazılarını internet sayesinde öğrendiğimi belirteyim.

Velhasıl…
Uzatmayalım bu konuyu ve devam edelim.

Baragan’ın Dikenleri adlı kitapta yazarın dini eleştiri kokan cümleleri de vardı: “İsa’nın doğumunu kutlamak için ellerinde derin derin iç çekmekten başka şeyi olmayan “toprak köleleri” nin hali ne kadar acıklıydı.” (s. 87) cümlesi buna örnek gösterilebilirdi. Ancak genel hatlarıyla bakıldığında döneminin iyi bir yansıması, aynı zamanda sağlam bir eleştirisini yapıyordu eserinde: “Ülkenin bir başından öbürüne, insanlar her yerde yargılanmadan kurşuna diziliyordu, hem de sıradan bir ihbar üzerine.” (s. 106).

Çeviri, Redaksiyon ve Kitaptan Alıntılar

Kitapta 111 tane dipnotun olduğunu ve okuma akıcılığının da iyi olduğunu söyleyebilirim; ancak çevirmenin bir çok orijinal kelimeyi aynen kullanarak dipnot ile aktarmaya çalıştığını da eklemek lazım. Türkçe imla hatalarına fazlaca rastlamadım, not da etmemişim: bu haliyle iyi bir redakteden geçtiğini söylemek mümkün.

Kitabın sonuna doğru artık rüzgar yön değiştirir ancak Baragan’ın makus talihi ne yazık ki değişmez ve bu koca coğrafyada ilerleyen tarihlerde de benzer sahnelerin yaşandığını bilmek, hiç olmazsa o dönemi yazarın kaleminden okumak, insanı üzüyor doğrusu… Yazar Istrati, romanında anlattığı adaletsiz düzenin içinde sıkışıp kalmayı reddedenlerin türküsünü şu unutulmaz diyalogla fısıldar aslında finalde bize: “Nereye gidiyoruz, Yonel? … Dünyayı dolaşmaya, Matake, ardımızda dikenler.” (s. 107). Yol nereye çıkarsa çıksın; o batan dikenlerin sızısı, umuda ve yeni bir dünyaya atılan her adımda onlara eşlik etmeye devam edecektir diyebiliriz… Umut, hiçbir zaman bitmez, bitmemeli.

Baragan’ın Dikenleri Hakkında Kısaca Sıkça Sorulan Sorular

  • Baragan’ın Dikenleri kimin eseri ve ne zaman yazıldı? Baragan’ın Dikenleri, 1928 yılında Panait Istrati tarafından Fransızca olarak kaleme alınmıştır.
  • Baragan’ın Dikenleri kitabının konusu nedir? Eser, 1900’lü yıllarda Romanya’da zengin toprak sahiplerinin açlık ve sefalete terk ettikleri köylülerin yaşadığı dramı ve isyana sürüklenişlerini bir çocuğun ağzından anlatmaktadır.
  • Baragan neresidir? Baragan, günümüzde Romanya’nın güneydoğusunda yer alan, Eflak Ovası’nın doğusunu oluşturan verimli kara topraklara sahip bozkır bir ovadır.
  • Baragan’ın Dikenleri Türkiye’de ilk kez ne zaman yayımlandı? Eser, ülkemizde ilk kez 1953 yılında okuyucuyla buluşmuştur.

Bu arada her ne kadar biz “Baragan’ın Dikenleri” şeklinde yazmış olsa da aslında Romen diline göre karşılığı “Bărăgan’ın Dikeni” şeklindedir, bunu da belirterek devam edeyim. Kitaba adını veren “Bărăgan”, Romanya’da devasa bir bozkırın adı demiştik ve ben de bölgenin Romence orijinal ismine gidip metne o şekilde yansıtmak istedim.

Baragan’ın Dikenleri, Istrati’nin eserinde adaletsizliğe karşı direnişi ve umudu sembolize eden derin bir anlatı sunmaktadır. Eserin başlığı, Romanya’nın zorlu coğrafyasıyla birlikte, karakterlerin yaşadığı acıların ve mücadelelerin özünü yansıtmaktadır.

Bu arada yazar hakkında da kısa bir bilgi eklemek isterim:

Panait Istrati Kimdir?

Blog yazımda size internetten öğrendiğimiz kadarıyla hayatı tam bir film gibi olan, kitaplarındaki o acıları bizzat kendi yaşadığı dile getirilen Panait Istrati’den kısaca bahsetmek istiyorum. 1884’te Romanya’da yoksulluk içinde doğan Istrati, babasız büyümüş ve gençliği boyunca boyacılıktan hamallığa kadar yapmadığı iş kalmamış tam bir gezgin. Hayatın sillesini o kadar yemiş ki 1921’de Fransa’da intihara kalkıştığında, cebinden çıkan bir mektup sayesinde ünlü yazar Romain Rolland tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına kazandırılmış.

Ana dili Romence olmasına rağmen eserlerini Fransızca kaleme alan ve o sokak kokan gerçekçi diliyle “Balkanların Gorki’si” olarak anılan yazarımız, ne yazık ki gençliğindeki sefaletin bedelini henüz 51 yaşındayken veremden hayata veda ederek ödemiş. Eserlerinde kurgudan çok gerçeğin o batan dikenlerini hissetmemizin sebebi tam olarak bu sarsıcı hayat hikayesinde saklı gibi gözüküyor. Diğer eserlerine de bir ara şans verip okumaya çalışacağım.

Kitaptan bazı alıntıları da sizlerle paylaşmak isterim:

“…. Bu dünyada çok uğraşıp didinmeye değemezdi, çalışmak insanı hiçbir yere götürmezdi çünkü…” (s. 10)

“Han, pazarları ayinden sonra açılıyordu. Köylülerin, meyhane açık olmayınca hiç değilse pazar günü kiliseye gitmeleri için böyle bir yasa benimsenmişti.” (s. 81)

İyi okumalar.

Yazı gezinmesi

Mobil sürümden çık