İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Akademik Makale
  3. Sultan Üçüncü Murad’ın Hayatı Üzerine

Sultan Üçüncü Murad’ın Hayatı Üzerine

sultan-ucuncu-murad

Devlet idaresinin bozulma sebeplerinden biride padişahın kadınlara olan düşkünlüğü ve bu yüzden saray masraflarının büyük ölçüde olmasıdır. Üçüncü Murad, şehzadeliği sırasında kendisine cariye olarak takdim edilen Venedik’li bir valinin kızı olan Safiye Sultan ile evlenmişti. Aşırı bir şekilde bağlandığı bu kadından soğutmak padişaha özellikle annesi tarafından çok sayıda güzel kadın takdim edilmişti. Bu sebeple cariye nüfusu oldukça artmıştı. Söylentilere göre, bu yüzden tutsak pazarında cariye fiyatları 2 yüz – 3 yüz altından, 2 bin – 3 bin altına çıkmıştır. Vefatı sırasında 20 erkek, 26 kız çocuğu olduğu anlaşılmaktadır. Hatta öldüğü sırada hamile eşleri olduğu ( bazı tarihçiler 7 gece cariyesinin olduğunu yazmaktadır ) çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Osmanlı tarihini yazan yerli ve yabancı tarihçiler onun çocukları ve kadınları konusunda farklı rakamlar vermektedir. Bazılarına göre 102 çocuğu vardır. 106 ve 130 çocuğu var, diyenleri de görürüz. Her ihtimalde 100 ün üstünde çocuğu olan bu padişahın acaba nasıl bir Haremi vardır? Babası II. Selim’in hamamda cariyeleri kovalarken ölmesi üzerine tahta geçen Sultan Murat, dedesi Kanuni yerine babasının yolunu seçmişti.

Sultan III. Murat tahta çıkınca erkek kardeşlerini ‘Nizam-ı Âlem için’ boğdurtmuş, kız kardeşlerini ve babasının cariyelerini de eski saraya nakletmiştir. Başta annesi ve eşi olmak üzere saray kadınlarının, padişahın hocasının, şeyhinin ve başkalarının devlet işlerine müdahaleleri idarenin bozulmasına sebep olmuş, askeri teşkilat bozulmuş, akçenin değer kaybı üzerine düşük ayarlı sikke basılmış, bu yüzden Rumeli beylerbeyi öldürülmüştür. Bu Osmanlı tarihinde vuku bulan ilk büyük katildir. Yine bir defasında da ulufe dağıtımı sırasında sipahilere para kalmayınca divan2. Defa basılmış ancak duruma çabuk müdahale edilebilmiştir. Gerek padişah gerekse devlet erkânı mal tahsiline ve hazineye menfaat teminine çalışırken bazen müsadereye yönelmişler bazen de İstanbul’a gelen zahireye bahası verilmeden el koymuşlardır. Muharebelerin uzaması ve saray masraflarının çokluğu gibi sebeplerde hayat pahalılığını artırmıştır.

III. Murad’ın padişahlığı sırasında 11 defa sadrazam, 7 defa da şeyhülislam değiştirilmiştir. Böylece ilk şeyhülislam azli de bu devirde olmuştur. Yine bu dönemde divan ilk defa basılmış ve yine ilk defa olarak Defterdar öldürülmüştür. Sık sık sadrazam, şeyhülislam, kazasker değiştirme, sadrazamın nüfusunun azalması, nedim, mahrem, mabeyinci, sarayda görevli ulemanın tesirlerinin çoğalması, tımar ve zeametlerin sipahiler yerine çingenelere kadar verilmesi, saraya Yahudilerin girip çıkmaya başlaması, rüşvet ve zülumun artması, defterdar ve valilerin devlet malını yağma etmeye başlaması, yeniçeri ağalarının kendilerince seçilmeleri, yeniçeri saflarına yabancıların ve her çeşit insanın katılması, para ayarının bozulması, rütbe ve makamların rüşvetle dağıtılır olması, âlimlerin birbirini çekememesi devletin düzeninin bozulmasına sebep olmuştur.Devlet merkezinde otorite zaafa uğrayınca eyaletlerdeki beylerbeyi ve sancak beylerinin kanunsuz hareketleri baş göstermiş ve bunlarla rekabet edercesine hâkimlerde halkı soymaya başlamış bunun üzerine Anadolu’da sert tepkiler gösteren Celaliler türemiştir III. Murat zamanında Ceneviz, Venedik ve Fransızlara verilen kapitülasyonlar ile ticaret gemileri Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahiptiler. 1583’de İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth bir elçi göndererek aynı imtiyazlardan faydalanmak istediğini belirtti. Venedik ve Ceneviz haricindeki kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572’daki Bartalameos Katliamı yüzünden Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükümeti, Papa’nın koyduğu stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için Protestan olan İngiltere’ye yakınlaştı.[13] Böylece Akdeniz’de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu.Hükümet idaresi gibi İmparatorluğun direklerinden biri olan ilmiye sınıfı da bu sıralarda bozulmaya başlamıştır. İktidar da bulunanların aksi görüşte olanların kâfir olduklarına dair fetvalar alınıp verilmiş, muhalifler zülüm görmüş ve tehdide maruz bırakılmıştır. İlmiye sınıfının terfilerinde ve kadıların tayinlerinde rüşvet ve iltimas rol oynadığında adli tayinlerdeki isabetsizlik ve haksızlık halkın hükümetten nefret etmesine ve âlimlerin karamsarlığa düşmesine sebep olmuştur. Hele ki 1592 yılından sonraki bilginlerin bilgileri dini bilgilerde ve edebi fenlerde sınırlı kalması, vezirlerin ve devlet ileri gelenlerinin çoğunun cahil kişiler olması sebebiyle işi çok yüklü devlet yönetimi gücünü yitirmeye başlamıştır.  Bu arada uğursuzluk gibi batıl itikatlarında oldukça revaç bulunduğunu görülmektedir. Mesela Siyavuş Paşa uğursuzluğu geçinceye kadar devlet hizmetinden uzaklaştırılmış, Budin valisi Mustafa Paşa sarayına ve cephaneliğine yıldırım düştüğü gerekçesiyle katlettirilmiş, Takiyüddün Mehmed Efendi’nin kurduğu rasathane de gökleri gözlemlemenin uğursuzluk getireceği gerekçesiyle yıktırılmıştır.

Bu devirde sağlam bir dış politika takip edilmeye çalışılmış, İngiltere ile iyi ilişkiler içerisine girilmiştir. İran harbinin başından itibaren Özbek hükümdarı Abdullah Han’a Safevilere karşı ortak bir hareket planı takip edilmesi hususunda teşvik ve telkinlerde bulunulmuş, Leh kralının tahta çıkması Osmanlı hükümeti tarafından temin edilmiştir. III. Murad zamanında il teşkilatı daha düzenli bir organizasyona kavuşmuştur. Sultan Murad her ne kadar bazen harcamalarda aşırılığa varmışsa da yine de devlet gücünün israfına izin vermemiştir. Bir ara Müslümanlara katı bir şekilde içki yasağı uygulamışsa da fakat sipahilerin taşkınlıkları üzerine her türlü düzensizlikten sakınmak şartıyla şarap içmeyi tazammum eden yeni bir emir kalmak zorunda kalmıştır. Bazı hayırlı teşebbüslere de padişahın çevresindekilerinin tesiriyle engel olunmuştur. Mesela Karadeniz’i Sakarya ve sapanca gölü üzerinden İznik körfezine bağlama projesi için 30bin işçi seferber edilmişse de halkın sıkıntı çekeceği şiddetli zülüm ile kazanç sağlamanın uygun olmadığı önemli mühimmatın yine gemilerle taşınabileceği bu sebeple gemi yaptırmanın daha uygun olacağı şeklinde padişaha başvurulunca donanma onarılıp çoğaltılarak bu işten vazgeçilmiştir.[14]

III. Murad tahta çıkınca Kanuni ve II. Selim devrinin de sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa’yı yerinde bırakmıştır. Sultan Murad’ın tayinlerinde ne kadar isabet etmeye çalıştığını bu hadise göstermektedir. Buna diğer bir delilde tarihçilerimize göre Yavuz, Kanuni, Babür, Şah İsmail hükümdar kumandanlar hariç 16. Asırda yetişen Türk kara askerlerinin en büyüğü olan Özdemiroğlu Osman Paşa’yı da sadrazamlığa da getirmesidir.Şuan da adet haline gelmiş bazı şeylerin başlangıcı da Sultan 3. Murad zamanına uzanmaktadır. Bunlardan biri Şeyhülislam Bostanzade zamanında ilk defa olarak yılın 7 mübarek gecesi olan Regaip, mevlid, miraç, kadir, iki bayram ve berat gecelerinde gecelerin de camilerde kandil yakılmasıdır.Matbaa da ilk defa olarak bu devirde yurda girmiştir. Bunun için Osmanlı harfleriyle kitap basmak ve gümrük vergisinden muaf tutulmak üzere izin istenmiş ve alınan ferman da 1588 de basılan bir kitabın başına aynen konulmuştur.

SULTAN III. MURAT’IN SANAT ANLAYIŞI VE ÇAĞDAŞLARI İÇERİSİNDEKİ YERİ

Sultan III. Murad büyük dedeleri II. Murad, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazid gibi hattattı.[15] Bilhassa nesih ve talik yazı da mahareti büyüktü. Yazmış olduğu levhalar bugün hala elimizdedir. Bunlardan biri de İstanbul Yazı Sanatları Müzesi 255 numarada kayıtlı 26 cm çapındaki üzerinde 3.Murad’ın 4 mısralık hattı ile Kadirî kavuğu şeklinde resimlemesi bulunan levhadır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi T. 5580 numaradaki Münirî Divan-ı’nın müstensihi de Üçüncü Murad’dır. Sultan Üçüncü Murad Halvetiye’nin Ahmediye kolunun şubesi olan Hasan Hüsameddin Uşakki’nin kurduğu Uşakkiye Tarikatına mensuptu. Yukarıda vasıflarını söylediğimiz levha onun kadiri olabileceğini de düşündürmektedir. Zaten o devirde yoğun bir dini faaliyet vardı.

III.Murad kelimelerin ruh ve anlamlarını bütün inceliklerini bilecek kadar uyanık ve bilgili bir insan olarak yetişmiştir. Türkçeden başka Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir söyleyebilecek kadar bildiği divanından anlaşılmaktadır. Sultan III. Murad’ın mahlası ‘Muradi’dir. Bunu bazen ‘Murad’ şeklinde de kullanmıştır. Sultan III. Murad şiirlerini diğer Osmanlı padişahları gibi sade ve basit bir dille söylemiştir. Oldukça işlek bir şiir tekniğine sahiptir. Şiirlerinde Arapça ve farsça kelime kullanmakla beraber terkiplere fazla rağbet etmemiştir. Sanat yapma endişesi yoktur. Adeta konuşur gibi bir şiir yazma tekniğine sahiptir. Üçüncü Murad şiirlerinde kâinatın hakikat sırlarını ortaya koymuş yer ve gökteki yüce sanat eserlerine bakarak Cenab-ı Hakk’ın azamet ve kudretini bir kere daha ifade etmiştir. Vahdet-i Vücudu ispatlar mahiyetteki bu sözlerin çoğu güzel ve zarif sözlerdir. III. Murad şiirlerinde yaşadığı inanç dünyasını aksettirmeye çalışmış, dünyanın faniliğini, cihanın süsünün geçiciliğini, tevekkülü, teslimiyeti ve vuslatı dile getirmiştir.

Sultan Üçüncü Murad’ın şiirlerinden özellikle gazellerinin mahlasını söylediği makta beyitlerinde aşırı bir övünme görünmektedir. Öyle ki o marifet dükkânını Attar’ın[16] hocasına kuşdilinde söyletecek biçimde açmıştır. Onun şiirlerindeki rumuzları Şeyhi Basri[17] bile bilemez. O bir aşk ehlidir. Onun açıkladığı müşkilleri anlayanlar için dahi kıyamete kadar menkıbe yazılsa yeridir. Sultan Üçüncü Murad şiirlerinde aşkı, sözlerinin gücü, mantığı, manevi kudreti, nefesi, duası, inayeti ile övünmektedir.

Yazının devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz.

Yorum Yap