1. Ana Sayfa
  2. Gündem
  3. Nedir bu İŞİD belası?

Nedir bu İŞİD belası?

1619246

Bir kaç gündür elimde okuyacak kitap kalmadığı için gazete yazarlarının köşe yazılarını okumakla yetiniyorum; günü birlik iç çekişmelerin olduğu yazılar ile bu ülkede yaşamayı kendileri için utanç gördüğünü düşündüğüm insanların cinsel temalı yazılarını tabii ki okumuyorum. En sık okuduğum konular İŞİD konusundaydı ve bu yüzden kendi çapımda bir İŞİD uzmanı oldum diyebilirim! İnternethaber.com yazarları olan Sedat Laçiner ile Levent Gültekin’in son iki yazısını okuduktan sonra zaten bir kaç gündür aklımda çığlıklar atan -bu konuda yazmalısın hakan!- sesine de kulak vererek, İŞİD konusunda düşüncelerimi klavye aracılığıyla internet alemine aktarmak istedim. Bu arada belirteyim; iki yazarın ortak noktaları, hükümetin son dönem politikalarına karşı olmalarına rağmen (ki ikisi de daha önce devletle çok içli/dışlı idiler) , bunu dile getirmekten ziyade ‘ülkem için doğru bildiğimi yazıyorum’ mantalitesi içerisinde olmaları. Özellikle Sedat Laçiner’in İŞİD konusunda son dönemde peşpeşe yazılar yazdığını da eklemem gerek.

İŞİD şuan dünya gündeminin en üst sırasında; son NATO toplantısı sonrası ilerleyen günlerde de gündemden düşmeyeceğe benziyor. Belki de amaç budur ha, ne dersiniz? İŞİD’i diğer örgütlerden ayıran çok önemli farklar var: dünya gündemine gelmelerini sağlayan büyük çaplı olaylar olmadan bir anda ortaya çıkmaları, örgüt hakkında daha net bilgi sahibi olmadan bir nevi ‘islamafobiya’yı tetikleme görevini üstlenmeleri ve -enterasandır- devlet olmaları gibi farklılıklar sayılabilir. Peki nedir İŞİD? Üzerinde komplo teorileri yazılacak kadar önemli mi? Bütün devletlerin bir araya gelmesini sağlayan gücü nereden geliyor? Kimler tarafından kuruldu? Amaçları neler? Öylesine derin bir konu ki; kendisine orta doğu uzmanı diyen analistlerin bile üzerinde harıl harıl çalıştıkları ve belki de net bilgi sahibi olmadıkları bir yapıdalar.

İŞİD, Irak Şam İslam Devleti demek. Özellikle Batı’da uzun süre islamofobi’yi tetikleyen ana unsur El-Kaide terör örgütü idi. Amerika’daki ırkçılığı bile unutturacak seviyede olayların yaşanmasına sebep olmuş; Batılı insanların ister istemez filmlerine, hayatlarına etki edecek kadar ses getirmişti. Fakat belki de en önemli görevini 11 Eylül’de (ki tesadüftür; hala üzerinden komplo teorileri döner) gerçekleştirdikten sonra Irak ve Afganistan’da bugün bile geri döndürülemez olayların yaşanmasına neden oldu ve bir an da yetkinliğini yitirerek kayboldu ya da kabuğuna çekildi. Bu tip örgütler her zaman, her türlü devlete hizmet edebilmiş yapıları nedeniyle; gün gelir yok olduklarında yerlerinin dolduruması gerektiğini yine aynı devletler bilir. Bu her zaman böyle olmuştur. Bu işlevi de İŞİD almışa benziyor; çünkü 2004 yılında kurulduğu söylenen bu örgütün 2006 sonrası El-Kaide’ye katılması ve 2013 yılından sonra bir an da yıldızının parlaması tesadüfi etkenler ile açıklanamayacak kadar planlı olaylar zincirlerinin eseri gibi gözüküyor: çünkü 2012 yılında yapılan kurucularına yapılan saldırılar sonrası çoğunu kaybeden örgütün, bu aşamadan sonra özellikle ABD’nin Irak topraklarından çekilmesi ve ortaya çıkan bu boşluğun doldurulması gerektiğininden hareketle -bence- istihbarat örgütlerinin kontrolüne girdiği ve bugünler için hazırlandığını söylemek mümkün. (Ki bu konuda örgüt liderinin ajan olduğu iddia edilen resimler paylaşıldı ve tesadüfe bakın ki kısa bir süre sonra da örgüt lideri öldürüldü. Tek resim; tıpkı Usame Bin Ladin olayında olduğu gibi.)

Burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor: Levent Bey’in yazısında üzerinde durduğu bir noktada, gerçek islam’ın İŞİD benzeri örgütlerin yaptıkları ile ilişkili olmadığını konusudur. Bunu çoğu insan bilmiyor; biz bilsek bile tersini anlatmak konusunda yetersisiz. Hemen Amerika ve İsrail suçlanıyor mesela; ama dünyayı kitlesel olarak etkileyen en büyük algı mekanizmaları olan görsel, yazılı, sosyal medya hep onların ellerinde! Aslında buna biz de çanak tutuyoruz. Nasıl mı? Mesela İŞİD diyerek! İŞİD isminde yer alan ‘İslam’ kelimesi, bu örgütün yurt dışında islamofobiyi tetiklemesinden tutun da, İslam hakkında doğru/dürüst bilgi sahibi olmayanların yanlış düşünmesine kadar bir çok sorun doğuracak nitelikte. Düşünsenize; algı yönetiminin en büyük mecraları olan sosyal medya sitelerini en aktif kullanan örgütlerden biri İŞİD. Büyük bir istihbarat örgütünün başında olsam ve İslam ile Orta Doğu coğrafyasını dünyaya kötülemek istesem: İŞİD gibi bir örgütün kurulmasına ön ayak olurdum! Bunun komplo ile alakası yok; biraz zeka ve birazda tarihimize bakmamız yeterli.

Bir kitapta okumuştum; aynen şöyle yazıyordu: ” Tarih; aptallar ve geçmişten ders almayanlar için tekerrür eder. ” Geçmişimizden ders almadan, geleceğe yürüyoruz. Belki de topal hareket etmemiz bu yüzden! Arabistanlı Lawrence’yi hepimiz duyduk değil mi? Ünlü ingiliz ajanı, arapların arasına ektiği nifak tohumları ve başarılı hamleleri ile Arapları, Osmanlı Devletine karşı ayaklandırmış; peşi sıra güçlü devletler en eski sömürgecilik kuralı olan ‘ Böl ve Yönet ‘ taktiği ile islam coğrafyasını mezheplere, aşiretlere, parçalara bölerek yönetmeye başlamışlardı. Bugünün dünden farkı ne sizce? Aslında yap bozun parçalarını doğru yerleştirdikçe; bu coğrafya da oynanan oyunun tek kişinin eseri olmadığını görmek zor olmayacaktır: İsrail’den tutun da Fransa’ya, Almanya’ya, Rusya’ya, ABD’ye kadar bir çok ülkenin rolünün olduğu belalı bir coğrafyadan bahsediyoruz. İŞİD terör örgütü ortaya çıktığında ilk tepki nereden geldi dersiniz? Tabii ki okyanus ötesinden, Amerika’dan! Neden? Aklımıza şu soru gelmeli: Japonya neden ses çıkarmıyor? Onlarda müslüman değil! Doğal olarak İŞİD’in düşmanı olmalılar değil mi? Ama japonlardan ses çıktığını duyan oldu mu? İşte bu coğrafya, yüz yıl önce kimlerin arasında paylaşılmaya kalkındıysa: şimdi de benzer şeyler olduğu aşikar. Mesela Libya topraklarına yapılan saldırıya ön ayak olanlardan birinin İngiltere olması şaşırtıcı mı? Bu yüzden değerli mezopotamya toprakları hakkında konuşurken, İsrail’in komşularını değerlendirirken, Kuzey Afrika ve Orta Doğu toprakları hakkında analiz yaparken unutulmaması gereken iki etken var bana göre: 1. si, en büyük uluslararası istihbarat örgütlerinin buralarda cirit attığını. 2. si ise böl ve yönet taktiğinin bu topraklarda hala sürdürülmek istendiğini. Belki de yap bozu bu şekilde tamamlayacak; gerçeği bu şekilde daha net göreceğiz.

Milenyum çağının en etkili siyasi, toplumsal olaylarının yaşandığı coğrafya belki de Kuzey Afrika ile Orta Doğu. Mısır’a bakın: seçimle iş başına gelen parti, askeri darbe ile al aşağı edildi. Libya toprakları bir an da 3 e bölündü; arap baharı ile Tunus, Fas, Yemen gibi ülkelerde iç karışıklıklar oldu. Lübnan’da iç sıkıntılar hiç bitmedi, Irak ABD’nin girip çıkması ile neye uğradığını şaşırdı ve mezhepler savaşlar arasında kaldı, Suriye’de yeni bir oyun oynanmaya başladı ve bir an da ortalık toz dumana karıştı, İsrail kendini savunma refleksi olarak lanse ettiği bir hamle ile Filistin’de katliam yaptı. Etkilenmeyen ülkeye bakınsana: Suudi Arabistan. Dış güçlerin (bu terime bazıları gülüyor ama gerçekten çok anlamlı bence) en önemli tarihi hamlesi neticesinde arabistan yarımadasının verildiği ailenin yönettiği bir ülkede sorun çıkmaması tesadüf mü sizce? Tabii ki hayır: çünkü, bu ülke bu olaylar yaşanırken sessiz kalmakla yetinmedi, olaylar sonucunda dış güçlerin desteğiyle göreve gelenlere maddi yardımda bile bulundu! Yap boz oyununu severim ama, bu çok zor gerçekten!

İŞİD meselesi, sadece bir örgüt meselesi değil. Aslına bakarsanız: suriye, irak gibi ülkelerde savaşan bir çok grup var. Bunların arasında İŞİD gibi bir güç var; neredeyse yerel güçleri bile yenip bir çok yeri topraklarına katmayı başardı. Tıpkı Amerika Irak’a ilk girdiğinde karşısına kimsenin çıkamaması gibi. Yine eski bir yöntemdir: kardeşi, kardeşe vurdurtmak. Savaşan grupların neredeyse hepsi müslüman. Tarihimizde olduğu gibi yine kardeş kanı döküyoruz.

Savaşları her değerlendirmek istediğimde aklıma nedense David Baldacci’nin ‘ Asıl Gerçek ‘ adlı kitabı geliyor; CİA’nın ‘algı yönetimi’ konusundaki raporundan hareketle yazılan bu romanda Savaş Baronları anlatılır. Aslında mantıklı bir soru değil mi? : Savaşın galibi kim? Kesinlikle savaşan iki tarafta galip değil, dışardan bir izleyici olarak iki tarafında kesin kazanamayacağını söyleyebilirim. O zaman kazanan kim? Tabii ki silah satıcıları. Bu yüzden her şey bir ‘kılıf’. Amerika çıkıp ‘İŞİD e karşı yerel güçlere destek olacağız’ diyor; peki nasıl: beleş mi? Tabii ki petrol karşılığında! Peki İŞİD nasıl silah sağlıyor? Yine petrol karşılığında!

Bu arada 49 rehine konusunda da bir şeyler söylemem gerek: o kadar belli ki, analistcilerin anlamamasına şaşıyorum aslında. 2 olasılık var: 1.si Türkiye; konsolosluk çalışanlarının rehine alınmasına izin vererek öncelikle Irak içerisindeki Şii etkinliğini kırmak istemiş, dolayısıyla mezhepsel savaşlar yerine mezheplerin bu örgüte karşı birleşmesini sağlamayı düşünmüş ya da İŞİD veya arkasındaki ‘büyük’ güç, Türkiye’nin bu coğrafya da etkin bir politika izlemesinin önüne geçilmesini sağlamak için ‘beklenmediği bir anda’ konsolosluk çalışanlarını rehin alıp farklı noktalara göndermiştir. Bu iki olasılık en fazla PKK terör örgütüne yarıyor: her halükarda ülke içinde ‘açılım politikasının’ devam etmesine ülke dışında ise profesyonelleşip, yabancı ülkeler tarafından benimsenerek (zaten her halükarda sevilmişlerdi) terör örgütleri listesinden çıkarılmalarına neden olacaktır. Ve bir ek daha: casusluk oyunlarında ve bazıları tarafından kutsal sayılan bu topraklarda eğer söz sahibi olmak istiyorsanız, bu tip örgütler ile muhatap olmak zorundasınız; o yüzden, ülkemizin bu örgüt içine ajan sokmasını vs. yanlış bulmuyorum. Yine de son NATO toplantısı ve sıklaşan diplomasi trafiğinin ana amacının ülkemizi İŞİD konusunda bir nevi ‘kucağa oturtmak’ olduğunu düşünenlerdenim. Daha önce Irak’a girmemiz meclis kararıyla gerçekleşmemişti ama şimdi neler olacak: hep beraber göreceğiz. İŞİD’e karşı yapılacak koalisyonların kazancı kaybettirdiklerinden çok olabilir; müslüman bir örgütün müslümanları katletmesini eleştirirken, koalisyonlara girerek bir müslüman ülke olarak müslüman olduğunu iddaa eden bir örgüte karşı savaşmakta yanlış olacaktır. Keza görünürde tarafsızlığımızı kaybedersek, yapılacak eylemlere de ‘bahane’ vermiş de olabiliriz. Sessiz kalmak ise bir yandan sıkıntı… Doğru karar almak gerek. İŞİD konusunda yapılan kehanetlere ise girmeye gerek yok.

Son tahlilde: İŞİD; çok uluslu bir örgüt olmasının yanında yine bir çok istihbarat örgütünün içerisinde cirit attığı, orta doğu topraklarında istenilen ‘istikrarsız’ görüntünün devamını sağlamak için görev biçilen ve görevi bitene kadar gündemde kalacak, böl ve yönet taktiğinin forvet elemanı olarak görevini jübilesine kadar devam ettirecek, Usame Bin Ladin gibi bilinen bir karakter oluşturmadan ve sürekli lider değiştirerek sadece yerel güçler ile savaşarak yoluna devam edecek, bir çok devletin uzun bir süre daha silah ve petrol ticareti yaparak yaşamasına devam etmesine izin vereceği, islamofobiyanın hafızalardan silinmemesi için uzun bir süre daha kafa kesme gibi ritüeller ile gündeme gelecek, İsrail’e kesinlikle saldırmayacak, ‘islam’ ile ilişkilendirilip belirli bir kılıfa sokulmaktan öteye gidemeyecek, abartılan ama abartının yanında ‘aşırı bir şekilde’ belirli odakların desteklediği BİR YAPILANMA bana göre.

Millet olarak, dinini vatanını seven biri olarak: bu tip örgütlere karşıyız, karşı olmaya devam edeceğiz. Tabii ki sadece basit bir örgüt olmaktan uzak olan böyle bir yapılanma karşısında devletimizin ve istihbaratımızın çok dikkatli olması gerektiği de aşikar…

Yorum Yap