İlginizi Çekebilir

giden”Biliyorlar aslında. Seni gazete kağıdına sardığım şarap gibi biliyorlar. Uluorta ve gizli gizli seni sevdiğimi”

Küçük İskender ’den bir sözle giriş yapmak istedim yazıma. Odamın camına vuran kar taneleri eşlik ediyor bana, soğuk bir kış gecesinde… En güzel şarkılar çalıyor bilgisayarımda. Bu yazı ”Giden”’e yazılmış bir yazı. Giden’in hikayesi bu. Belki de hiç gelmemiş olanın… Belki de gittiğini sanana yazılmıştır, kim bilir? Belki de giden benimdir, gitmesi gereken olduğum için… Bir şekilde kayda geçildi işte…

Hepimiz hayatımızda sıkıntılar yaşıyoruz mutlaka. Acılar, dertler, mutsuzluklar, umutsuzluklar. Bunlar hayatın gerçekleri. Aşk acısı da belki insana en çok acı çektireni. İşte böyle bir acının senaryolarından birini paylaşmak istiyorum sizinle:

Hayatın ne kadar boş olduğunun düşünüldüğü anlar vardır ya. Onlardan birindesindir. Oturursun. Bir çok ünlü yazarın dediği gibi bir elinde sigaran, bir elinde şarabın olsun dersin ama dumansız hava sahası müdavimlerinden olduğundan bunu sadece hayal edersin. Denizi izlersin. Bir parça huzur bulmak hayaliyle beraber bakıp durursun sonsuz maviliğe. Hayatta tutunacak bir şeyler ararsın. Tutunmak zorundasındır, yaşama devam etmek ve sırf bazıları için zoraki gülümsemelisin. Günler geçer, sıradan günler… Sonra biri çıkar karşına. Gözleri en güzel ceylanın gözlerinden bile daha güzel gelir size… Saçları en değerli hint kumaşları gibidir, elinizi dokundurduğunda ne kadar değerli olduğunu hisseder elinizi geri alamassınız. Eliniz hep orada olsun istersiniz… Önemsemezsin bu durumu önce, çünkü belki de herhangi biridir. Hayatına girip çıkmış yüzlerce insandan sadece birisi. Yolda görüp devam ettiğin insanlardan birisi. Değeri sıfırdır senin için ilk başta. Sonra tanımaya başlarsın, tanıdıkça sevmeye. Bir alışkanlık yakalar seni, pençeleriyle tutar kalbini. Kopamazsın. Koparamassın kendini. Konuştukça daha çok sıkar kalbini o pençeler. Kalp artık patlayacak noktaya gelmiştir. Ama kimseye de anlatamazsın. Ne annene, ne babana, ne de en yakın dostuna. Herhangi biri gibi tanıtırsın onu çevrendekilere. Karşındakine bile söyleyemezsin değerini. Paha biçilemez olmuştur artık senin için. Onsuz geçen beş dakika, ömründen seneler götürür. O da senin gibi zannedersin. ” O da benim gibi seviyor ” dersin içten içe. Böyle devam eder günler. O artık senin bir parçan olmuştur. Yatarsın aklında o, kalkarsın yine aklında o. Rüyalarında bile onlasındır. Onun hayaliyle geçer dakikalar, saniyeler ama bir an gelir, o gider. Gittiği zaman ne kadar çok şey götürdüğünün farkında değildir. Kalbinden bir parça götürür gidişiyle beraber. Sen eksiksindir artık. Bin parçaya bölünmüştür kalbin, vücudun, beynin. İçkiye boğarsın kendini. Unutmak için. Silmek için. Silemezsin. Resminin karşısına oturup dakikalarca oturursun. Saatler önce yanında oturan insan, artık hayatının bir parçası değildir. Ve en kötüsü ki, o üzülmez senin üzüldüğün kadar. Devam eder hayatına. Belki de sana yaptığı ”kabul edilemez” şeylerden sonra bile haklı olduğunu düşünür, hayatına eğlenceli bir şekilde devam ediyordur. Anlarsın ki sen bir hiçmişin onun gözünde. Belki hiçten bile az. Edilen sözler, konuşulanlar, paylaşılanlar, verilen sözler, yapılan yeminler hiçbir şey ifade etmemiş karşı tarafa. Hiç olma duygusu bu hayatta hissedilebilecek en kötü şeylerden biri. Birşey ifade etmeme, yanlış değer verme. Karşındakine verdiğin değeri geri alamama olayı. Sen onu defterinin en baş köşesine yazarken, o bir silgi darbesiyle siler seni. Tozlarını bile temizlemez. O senin kalbindedir, sen onun beyninde. İnsan beyinden çok daha çabuk siliyor bazılarını. Kalpten silmek içinse çok daha fazla zaman gerekiyor. Kalp beyinden küçüktür, çok az insan sığar oraya. O yüzden silmek çalışmayı gerektirir. “Anladım ki benim içimi cız ettiren ona vız geliyor.” demiş İskender. Tam olarak durum böyle. Senin için yanarken, o eğleniyor, geziyor. Senin kalbin onla doluyken onun kalbinde senden eser yok. Sen onu unutmak için her şeyinle mücadele ederken, onun seni unutması en fazla 15 dakika sürüyor. İnsana en çok koyan da bu.

Peki yapılması gereken ne? Ne yapmak gerekiyor bu süreci atlatmak için. İnanın ki bilmiyorum. Bilenin olduğunu da zannetmiyorum. Zaman her şeyin ilacı belki de. Bir çok insan, bir çok yöntem denemiştir ama zamanla şunu anlayacağız belki de: onun ne olamayacağını görmek… Belki de hayallerinizdekini daha çok seveceksiniz, belki başka bedenlerde onu arayacaksınız… Ama yine de düşünmemek en güzeli. Düşünmeden, hissetmeden yaşamak. Hayal etmeden, umutlanmadan bir şekilde hayata tutunmak. Olabilecek bir şey mi, kimse tahmin edemez. Ama hayatı bir şekilde sürdürmek gerekiyor, ne olursa olsun. İskenderle başladım, onla sonlandıracağım:

“Bir acıyı; mutluluk değil de yeni bir acı unutturduğunda gerçek ağrı asıl o zaman başlıyor… İnsan soruyor kendisine “Nereden başlasam kanamaya? ” Sondan başa mı? Baştan sona mı?

notum: http://adieumonpays.blogspot.com/2010/07/gidenler.html sayfasındaki yazıda düzenlemeler yaparak paylaştığım bir yazıdır.

Yorum Yap