1. Ana Sayfa
  2. Gündem
  3. Gezi Parkı Olayları ve Siyaseti Yeniden Düzenleme Çalışması

Gezi Parkı Olayları ve Siyaseti Yeniden Düzenleme Çalışması

gezi parkı olaylarıAtilla YAYLA ile tanışmam başörtüsü konusunda NTV’de yayınlanan bir programda söylediği sözler sonrası olmuştu. Bir an da en beğendiğim yazarlardan biri olmuş, sonrasında düşüncelerini takip ederek her kesimi içine alan mantıklı yazılarına rastlamıştım. Bu yazısını da internette okuduktan sonra hepsini değil özetini yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum: tabii ki siyah renkle olanlar bana aittir. Hocam ile beraber sizlerle konuşmak istedim bir nevi. 🙂 Aslında gezi parkı olaylarını destekleyen veya takip eden herkesin okuyup dersler çıkarması gereken anlamlı bir yazı oldu.

Gezi olayları sırasında birçok komplo ortaya atıldı; bir tanesi de ‘ Siyaseti dizayn teşebbüsü ‘

Sanırım plan şuydu:  Tayyip Erdoğan’ı siyaset dışı bırakarak, AK Parti’yi iktidardan düşürecek ve yok edecek bir süreci başlatmak. Bu akıllıca bir plandı. Dev parti grubunu ve %50’ye ulaşan parti tabanını bütün olarak hedef almak yerine Erdoğan’ı bitirmeyi denemek çok daha iyiydi. Eh, Allah var, Erdoğan da paternalist tavırları, buyurgan üslubu ve başkalarının hayat tarzlarına ve tercihlerine haksız eleştirileriyle buna malzeme sağlamakta cimri değildi ve zaten aleyhinde kullanılabilecek epeyce malzeme birikmişti. Tırmanan olaylar hem Erdoğan’ı demoralize edecek, hem de onu partisinde izole edilmeye itecekti. Nasıl oluyorsa, Erdoğan “diktatör”dü ama partisi ve hükümeti değildi. Ki özellikle sosyal medya üzerinde yapılan eleştirilerin hepsi de Erdoğan üzerineydi. Kimse parti tabanını karşısına almak istemedi. 31 Mayıs’taki haksız ve vahşi polis baskını fişeği ateşledi. Değişik toplum kesimleri polis şiddetine sonuna kadar haklı ve yerinde bir reaksiyon gösterdi. Nihayetinde polisin yaptığı meşru şiddet kullanımını aşmakta, zulüm boyutlarına varmaktaydı. Binlerce insan Taksim’e koştu. Bu harika bir şeydi. Ancak, ertesi gün işin boyutları değişmeye başladı. Ağaç sevdası ve polis şiddeti unutulup, daha doğrusu araçsallaştırılıp, Tayyip Erdoğan hedef tahtasına oturtuldu. Toplumun haklı reaksiyonu Erdoğan’dan nefret eden fakat onu sandıkta yenemeyen çevrelerin ve elbette Atatürkçülerin iştahını kabarttı. Burada sözde Atatürkçüler ile provokasyoncuları ve sol grupları da es geçmemek gerek: onların yaptıkları ile işler daha da kötüleşti, büyüdü. Eski mutlu günler olsaydı ordu hemen işi hallederdi. Ordu hiçbir görüş açıklamadı, sessiz kalmayı yeğledi fakat yine de protestocular arasında Ordu’yu göreve çağıranlarda olmuştu. Denklemin bu kısmı eksik olunca “devrimci” holdinglerin, faşist finans sermayesi çevrelerinin, şiddete tapan proleter devrimcilerin ve Atatürkçü kitlelerin içinde yer aldığı bir koalisyon Erdoğan’ı istifaya zorlamaya çalıştı. Bunu başarabilselerdi, liderinin kellesi alınmış ve terbiye edilmiş bir partiyi kontrol altına almalarının gayet kolay olacağını hesaplıyorlardı. Sokak işgalleri ve şiddet yoluyla ülkeyi yönetilemez hâle getirecekler ve iktidarı devireceklerdi. Böyle bir plana körü körüne bağlı olup hala sokaklara – öfkesiyle – koşanların olması da garipti. Para yoksa huzur yoktu ama bazıları ya Erdoğan gidecek ya gidecek mantığıyla hareket ediyordu. Böylece, devletin iktidar alanında bir daralma olmadan demokratik iktidar geriletilmiş, devlet iktidarı tahkim edilmiş olacaktı. Çeşitli sebeplerle plan tutmadı. Oyunu sezen toplum kesimleri ona alet olmamak için tavır değiştirmeye başladı. Erdoğan ve partisi direndi. Demokrat kesimler de. AKP tabanı Erdoğan’ın arkasında birleşti. Zamanla Erdoğan’da hitaplarında yatışmaya başladı, AVM gibi sözlerden vazgeçti ama yine de dik duruşunu kaybetmeden tabanının da desteğiyle yoluna devam etti. Böylece, Haziran 2013 darbe veya siyaseti yeniden dizayn teşebbüsü başarısız oldu.

Kimseye haksızlık etmek istemem. Birçok insan Taksim’e başlangıçta iyi niyetlerle, haklı sebeplerle koştu. Bu insanlara darbeci demek insafsızlık olur. Ancak, sahibi kimler idiyse, Taksim olaylarının ve ülkedeki yansımalarının bütünü içinde, bir yerlerde yukarıdaki gibi bir plan olduğu açık. Buna ilaveten, bir süre işgal altına alınan Gezi’de egemen olan  felsefeden ne bir özgürlük teorisi ne de özgürlükçü bir sistem çıkabilirdi. Özgürlük istemekle özgürlüğün genel bir değer olarak ne olduğunu ve nasıl tesis edilebileceğini bilmek ayrı ayrı şeyler. Taksim Platformu’nun (TP) mantığı ve tavrı bu tespitin en büyük ispatı. TP sözcüsü şöyle bir açıklama yaptı: “Gezi Parkı için referandum olmaz. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde toplumsal duyarlılık dikkate alınır ve gereği yapılır. Bilimsel gerçekler referandum yoluyla değiştirilemez.” Halk arasındaki deyişle, bu söze, ancak, “buyur burdan yak!” diye cevap verilebilir. Bu açıklama hükümetin şikayetçi olunan “dayatma”sından kat kat güçlü bir dayatma, zira, Başbakan’a “sen de kimsin!” diyebilirsiniz, ama “bilim”e diyemezsiniz, değil mi? Bu, arkaik 19. yüzyıl pozitivizmine dayanan totaliter zihniyeti yansıtan bir duruştur. O zaman, Başbakan otoriter ise, TP totaliter. TP halk adına konuştuğunu söylüyor, halktan korkuyor. Tipik sol kafa. Halk iyidir, ama bizim gibi düşünüyorsa. Hatta daha fazlası, halk biziz demeye getirdiler. Daha fazla ileri giderek kanal İstanbul ve yeni havaalanı gibi projelerin iptal edilmesini de istediler ki bu da gezi parkındaki ağaçların bu olaylar açısından bahane olduğunun bir göstergesi. Ekonomik olarak birçok kazanç getirecek projelere balta vurmak, halkın ekonomik gücünü korumak yerine yok etmek ve çevreye zarar vermek de özgürlük gibi olumlu olgularla açıklanamayacak düzeyde eylemlerdir. Bu gibi istekleri başbakan da haklı olarak Osmanlı’nın çöküş dönemindeki Yeniçeri isteklerine benzetmiştir: hatırlarsanız bu istekler ile devletin çöküşü hızlanmış, Avrupa’ya olan bağlılık artmıştır. Hani özgürlük istiyordunuz? İşte geleceği hesap edecek insanların böyle bir olaya alet olup sokaklara dökülmesi de ironi olarak karşımıza çıkıyor. TP sözcüleri kendi duyarlılıklarını, toplumun duyarlılığı sanıyor. Valla, ben de İstanbulluyum ama Gezi hakkında hiç duyarlılığım yok. Öyle de olur, böyle de. Ağaçlar da önemsiz. Her yıl binlerce ağaç kesiliyor, binlerce ağaç dikiliyor. Ya İstanbulluların çoğu benim gibi düşünüyorsa (ki bu uzak bir ihtimal değil) ne olacak? Taksim Platformu dediğiniz Tahakküm Platformu, Taksim Dayanışması dediğiniz Taksim Dayatması olmasın? Ki ben de Gezi Parkı’nı bilen biri olarak: o parkın ıslah edilmesini ve kesilen en fazla 10 ağaç yüzünden ülkenin milyarlarca zarara uğratılıp hem ekonominin hem de ülke huzurunun bozulmasına karşıyım. ‘ Bir birikim sonucunda oldu ‘ gibi savunmalara da takdir edersiniz ki ‘ öfkeyle kalkan zararla oturur ‘ atasözüyle cevap vermek yeterli olur diye düşünüyorum. Ya siz abartıyorsanız? Ya ‘ özgürlükler elden gidiyor ‘ cümleniz bence çok boşsa? Özgürlük elden gidiyor diyenlerin çoğu istedikleri gibi küfürler ettiler, istedikleri gibi içtiler ve hadlerini de fazlasıyla aştılar diye düşünüyorum. Özgürlük vs. bu değil!

Gezi’deki hicivlerin ve mizah çalışmalarının bazıları çok güzeldi. Bunları takdir ediyorum. Hatta ben de bununla ilgili gezi parkı sanatı başlığı altında bir yazı paylaşmıştım. Ama bunlar benim soruma cevap vermiyor. AK Parti’yi, Gezi’yi, TP’yi filan at kenara, ana problem şu: Bu tür kararlar kim tarafından alınmalı ve nasıl alınmalı? Duyarlılıklara elbette kulak verilmeli, temennilere de. Sorun şu ki birbiriyle çelişen çok sayıda duyarlılık ve temenni var. Bunları nasıl bağdaştıracağız? Bağdaştıramazsak hangilerini, niçin, nasıl dikkate alacağız? Evet, hükümetin tavrı tamamen değilse de biraz otoriteryen. İyi de, hükümetin otoriteryenizminden kaçarken TP ve TD kafasının totaliteryenizmine mi yakalanacağız? Buna mı mahkûmuz? Demokrasi yukarıda belirtilen temel soruya verilen bir cevaptır. Vatandaşlardan sandık yoluyla dönemlik yönetim hakkını alan organlar (Meclis, başbakan, hükümet, belediye başkanı, belediye meclisi…)  kamusal kararlarda asıl yetkilidir. Kuşku yok ki, onların aldığı kararların her zaman doğru olacağının bir garantisi yoktur ve kimi  kararlar bazılarımıza gerçekten tahammül edilmez görünebilir. Kimse mükemmel değildir. Hükümeti eleştirenler dâhil kim başa gelirse gelsin, herkesi memnun edecek davranışlarda bulunması zordur. O yüzden terazinin yanlış ve doğru kısımlarını doğru tartmalı, hile yapılmamalıdır. Bunun doğuracağı sıkıntıları azaltmak için yapılabilecek çok şey var: Adem-i merkezileşme, mahallî idarelerin güçlendirilmesi, kamusal kararlara bağlanacak konuların ve alanların azaltılması, devlet iktidarının kısıtlanması, kamusal karar alma otoritelerinin yetkilerinin daraltılması gibi. Katılımın artırılması da elbette iyi, ama ana problemimizi çözmesi söz konusu olamaz. Kısaca, daha az siyaset ve devlet, daha fazla özel bireysel alan ve özgürlük. Gezi Parkı olayları keşke biraz da bu konular üzerinde düşünülmesine vesile ve vasıta olsa.

 

Yorum Yap