1. Ana Sayfa
  2. Paylaşacağım Yazılar
  3. Dünyayı değiştiren iki genç

Dünyayı değiştiren iki genç

Zaman gazetesi okuduğum ender gazetelerden biri; hakkında ileri – geri çok şey söylense de bu benim gazete alışkanlığımı değiştirmeyecek. Çünkü bana göre ülkemizde zaman gazetesinden daha iyi gazetecilik yapan bir gazete yok; zaten iki tercihim var: habertürk ve  zaman gazetesi.

Ahmet ÇAKAR ise zaman gazetesinin spor yazarlarından biri. kendisi galatasaraylı ve galatasaray hakkında yazılar yazıyor. Ben bu takımı tutmamama rağmen ahmet çakar’ın köşesini sürekli takip ediyorum, neden? Çünkü taraflı yazılar yazmamaya çalışıyor. Bazen çok iyi tespitlerde bulunuyor, bazen de çok iyi yazılar paylaşıyor: aşağıda olduğu gibi…

Ülkemizde özellikle darbe sonrası daha çok arttığı söylenen bir şey var: ırk ayrımcılığı.. Osmanlı döneminde mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamış olan ermeniler, rumlar, kürtler ve türkler son yarım asırdır düşmanca yaklaşımlar içerisinde aynı havayı solumaya devam ediyorlar. Neden alt kimlik olayı bu kadar el üstünde tutulup halkın tabanına kadar herkese empoze edildi bilmiyorum; daha doğrusu biliyorum da: burada tartışmanın anlamı yok. Uzun bir konu; fakat aşağıdaki yazıyı okuyunca gençlerimize fırsat verildiğinde neler yapılabileceğini göreceksiniz. Hatta ve hatta bu kadar çeşit milleti bir arada tutmanın ne kadar kolay olduğunu da göreceksiniz… Yeter ki iste! Uygula! Başar!


15 yaşında iki lise öğrencisi… Mahallelerinde yaşanan tatsız bir olaydan etkileniyorlar. Olay, o mahalleye sonradan göç etmiş bir ailenin çocuğuyla yerli ailelerden birinin çocuğunun kavga etmesi gibi klasik sayılabilecek türden tatsızlık…

Bu kadarla kalmayıp ailelerin de işin içine girmesi, karşılıklı tehditler olayın endişe verici boyutunu artırıyor.

Zaman içinde çok daha vahim boyutlar kazanabilecek çatışmanın ilk adımları atılmıştır. Bundan sonra neler olabileceğini tahmin etmek zor değildir. Bu aşamada iki genç, ‘bu konuda biz ne yapabiliriz’ diye düşünüyorlar ve futbol aracılığıyla bir çözüm bulunabileceğini değerlendiriyorlar.

Düşünüp değerlendirmekle kalmayıp uygulamaya geçiyorlar. Valilikten izin, Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi ile temas, okul müdürünün desteğinin sağlanması gibi süreçlerin tamamlanmasının ardından iki günlük bir futbol turnuvasıyla ilgili çalışmalara başlıyorlar.

Dört takım oluşturuluyor. Adları Barış, Sevgi, Kardeşlik ve Uzlaşı. Okulun halı sahasında haftasonunu kapsayan 2 günde bitecek turnuva için başka bir yığın hazırlık ve düzenleme daha yapılıyor.

Takımlarda oynayacak çocukların ailelerinden izin belgeleri alınıyor. Okulun yatakhanesinden yararlanma imkânı oluşturuluyor. Maçların ardından yemek ve öteki etkinliklerle ilgili destekler sağlanıyor.

Bütün bunlar çok büyütülecek durumlar olarak görülmeyebilir ama isterseniz bir deneyin! Bunların herbirinin insanı çatlatacak zorlukları bulunan birtakım süreçler olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz.

Üstelik olayın en çarpıcı yanı bu değil. Takımların oluşturulmasında bildiğimiz mahalle ya da sınıf arkadaşları gibi ölçüler uygulanmıyor. Her takım, birbirini tanımayan oyunculardan oluşturuluyor. Biri zengin mahallesinden, öteki yoksullardan, üçüncüsü Romanlardan, dördüncüsü Güneydoğu’dan göç etmiş aileden gibi seçimlerle takımlar oluşturuluyor.

Sonuç, her yönden olağanüstü bir başarı. Daha önce semte korku salan ve suçun kıyılarında görünen mendil satıcısı Roman delikanlı ile ondan epeyce tırsan zengin mahallesi çocuğu en iyi arkadaş oluyor. Ötekiler arasındaki kaynaşma da herkesin gözünü yaşartacak düzeyde oluyor.

Okul müdürü, emniyet müdürlüğü çocuk büro amiri ve bütün öteki ilgililer büyük bir mutluluk içinde gelişmeleri izliyorlar. Onlar da ödül törenine ve sonrasındaki yemekli eğlencelere katılıyor, çocuklara armağanlar veriyorlar.

Size bir düşten filan sözetmiyorum. Geçen Cuma, Ömer Üründül ve Rıdvan Dilmen arkadaşlarımla Coşkun Eğitim Kurumları’nın düzenlediği 1. Ulusal Uzlaşı Olimpiyatları’nın spor bölümünde jüri üyesi olarak görev yaptım. Finale kalmış 10 projeden 9’u arasında seçim yapmaya çalıştık. (Gerçi Rıdvan Dilmen dostumuz, yaklaşık 4,5 saat tutan çalışmanın 4,5 dakikasına katılabildi ama olsun, adı yeter!) Üründül’le bu çalışma karşısında gözyaşlarımızı zor zaptedebildik.

Konya Büyükkoyuncu Lisesi’nden M. Lütfi Kurt ve Necmettin A. Kızılok’un birlikte hazırlayıp uyguladıkları bu proje sadece birinciliği kazanmakla kalmadı bizi de allak bullak etti. Bizler sürekli konuşup duruyoruz ama 15 yaşındaki iki arkadaş, dünyayı değiştirecek bir eylemde bulunuyor. Etkilenmez misiniz?

Memleketin bir yığın ve karmakarışık sorunlarının böyle romantik yaklaşımlarla çözülebileceği heyecanı içinde filan değilim. Gerçeklerin ne kadar katı olduğunu, sorunların da aşılmaz dağlar haline geldiğini çok iyi biliyorum. Yine de bu çalışma bizi derinden etkiledi.

Sadece onlar mı? Öteki bütün projeler ödülü hak eden çalışmalardı ama ne yazık ki sadece 4’ünü seçebilme hakkına sahiptik. Onlar bir ödül kazanmanın çok ötesine geçtiler ve bu ülkede güzel birşeyler yapılabileceğine ilişkin umutlarımızı canlandırdılar. Yani dünyamızı değiştirdiler.

İkinciliği kazanan Mersin Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden Sultan Erkar-Meryem Anşin’i, üçüncülüğü elde eden Kayseri M.Germirli Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden Pipin Yusmar Yusuf ile Mustaqim Azhari’yi, teşvik ödülüne layık görülen Feza Berk Sosyal Bilimler Lisesi’nden Merve Şenel-Betül Doğan Filiz ile öğretmenlerini yürekten kutluyoruz. (Farkındayım, Pipin ile Mustaqim isimleri için açıklama bekliyorsunuz. Yerim doldu. Başka yazıya.)

Hâlâ bu ülkede yapılabilecek pek çok iş olduğunu hatırlamamızı sağladılar, bunun için de onlara teşekkür borçluyuz.

 


Alıntıdır. Zaman gazetesi, 13 Mayıs 2010 tarihli Ahmet ÇAKAR’ın köşesinde yayınladığı yazıdır.
Link: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=983359
Resim bana aittir.

Yorum Yap