İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Gündem
  3. Bu iktidarın yaptığı hiç mi iyi bir şey yok?

Bu iktidarın yaptığı hiç mi iyi bir şey yok?

levent-gultekin

levent-gultekin

Bir konuyu en iyi anlamanın yollarından biri de: olumlu ve olumsuz konu hakkında söylenenleri okumaktır. Ülke siyasetinde olup bitenler konusunda gazeteci ve aydınların neler yazdıklarını tartmak adına son dönemde okuduğum yazarlardan biri de; internethaber.com -ki tek takip ettiğim haber sitesi- yazarı olan Levent Bey. Son ” Bu iktidarın yaptığı hiç mi iyi bir şey yok? ” adlı yazısına, aynı başlıkla bir cevap yazmak istedim.

Levent Bey’in bence en önemli sorunu; olaylara geniş perspektiften baktığını sanıp, nefret ve kin düzleminde doğrunun tersine gittiğini fark etmemesi. Bunu, yazılarını kurgularken ki çabasından iyi anlıyoruz: son yazısında da ülkenin gidişatını tren’in tersine tehlikeli bir şekilde gitmesine benzetmiş! Neye göre, kime göre? Merak ediyorum: bu ülkenin gidişatı bugün ki durumundan farklı olarak hangi yönde olmalıydı? Bence en kısa zamanda hayal ettiği Türkiye’yi tüm karakterleri ile yazmalı!

Levent Bey’in yazısını yazmasına iten sebep, gelen ” bu iktidarın yaptığı hiç mi iyi bir şey yok? ” eleştirileri. Buna cevap verirken ” evet iyi şeyler yaptı. ” diyemiyor bir türlü; geveliyor ama diyemiyor! Bunun sebebi gururumu yoksa 1980lerde yıkılan Berlin duvarı benzeri mantık süzgecinde örmüş olduğu kendi duvarını yıkamama sorunu mu? İnanın, ben de bilmiyorum: yanlız, bulduğu sorunlara çıkarım yaparken enter tuşuna her bastığında, düşünce duvarının tuglalarini hep yanlış dizdiginden habersiz yazmaya devam ediyor. Hangi ülkede yaşıyor ki? Ve hangi dünyada? Levent Bey olayı, siyaseti kahve kültürüyle yapan halkın seviyesinin daha altına düşerek değerlendiriyor: ” evet, iktidar yol, hastane, havaalanı yaptı. ” derken bile yapılanları hiç önemsemedigini de belli ediyor! Bu iktidarın sadece iyi açıdan söylüyorum: yol, hastane, havaalanı yaptığını söylemek; zeki olduğunu düşündüğüm bir gazeteciye yakışmayan türden sığ, nefret ürünü ve kin ile beslenmiş cümleler. 12 yıldır iktidarda olan bir partiyi bu şekilde sıkıştırıp yermek; çırpınan mantığın içerisinde doğruyu haykıramayanlarin son zamanlardaki yöntemi bana göre. 12 yıldır iktidar olan partiyi sadece yol ve havaalanı yapmasıyla değerlendirip bu başarıyı anlatmak hangi bilimsel yöntemle mümkün ben de merak ediyorum!

Yazar, günümüzdeki tüm ahlaksızlık ve yolsuzluk vakalarını Akp’nin kucağına bırakma niyetinde. Bu kadar acımasız olmamalı! Cadı avı gibi… Yani bir an ” akp içinde hepsi bir değil tabii ki ” benzeri bir cümle bekledim ama o da yok! Herkes tu kaka! Günümüz dünyasını sadece siyasi açıdan bilen birinden aksini beklemek zaten benim suçum olurdu! Teknolojiyi, sinemayı ve geçmişten gelen biriken sorunlar ile kalıplaşmış ideolojileri yazısında bahsettiği “kefeye” yerleştirebilse, hiç olmazsa ahlaksızlık konusunda daha mantıklı hareket etmiş olacaktı ama yok! İlla yerecek. İlla hükümet kaka olacak! Kendisini en kısa zamanda subliminal mesajlar kavramını, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisini vs incelemesini öneriyorum. Dizi, film ve videolar üzerinden nasıl bir gelecek inşa edildiğini ve dünya çapında gerçekleşen bu sisteme (genelde emperyalist derler ama daha uygun bir kelime bulma işini aydınlara bırakıyorum) karşı herhangi bir düzeltme hamlesinin, bu ülkede özgürlük naraları atılarak tepki çekeceğini bilmesini veya hiç olmazsa tahmin etmesini isterdim. Bu ülkede, ilçe muftusunun ‘ birbirini tanimayan erkek kızın horon oynaması haramdır ‘ cümlesi bile eleştirilip, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz tepkisini aldı yahu! Hem de internet haber de bu şekilde yayınlandı! Bunları geçtim: Günün 25 (!) saati teknoloji ile ilgilenen bir nesle istediğin kadar eğitim ver ve aile olarak ahlâkî yetiştirmeye çalış: bir faydası olmadığını (bu konuyu sosyologlara veya PDR uzmanlarına veya psikolojik danışmanlara sorabilir) bilmesini de isterdim! Onun dediği gibi: ‘kefeye doğru yerleştir…’ Ama nerde? Sosyal medyanın gücü ve etkileri konusunda David Baldaccinin ‘asıl gerçek’ adlı romanını -arap baharı öncesi yazılması tesadüf müdür bilinmez- okumanız, bu konuda farklı düşünceler içine girmenizi sağlayacaktır eminim.

Müslümanlığın düştüğü acınasi hali bile iktidarın sırtına vurması, körlük belirtisi mi? Görmek istemiyor olabilir: Başörtülülerin yaşadıkları onca zulüm sonrası geldikleri durum övgüye değer değil midir cidden? Tek bir cümle ile geliştirilemez bir başarı bu; laik olup laikliği anlamayan kemalist ve vesayet gücünün had safhafa olduğu bir ülkede hem de bunlar oldu. Tüm dünyada zulüm gören kardeşlerimize, büyük güçlere rağmen -ki almanya, abd tavrını görmüş olmalı- tepki koyan tek ülke kimdi Allah aşkına? Ne zannediyor: elinde bir sihirli kılıç mı var ya da tek atışla her istediğimizi alabilen bi yapıda mıyız? Müslümanları bugün kötü gösteren akp mi yoksa tarihin bir çok devrinde Müslümanları kullananlar mı? Ki bu durumda güçlenen bir müslüman devleti olarak, ilerisi için destek olmak varken köstek olmak neden? Işid ve daha bir çok konuda yazara açıklama yapmak istemiyorum çünkü yazar zannimca bütün bu konulara tam anlamıyla hakim değil.

Yargının düştüğü hali örneklerken bile sadece hükümeti suçlaması; kinin ve nefretinin en belirgin özelliği. Ben bir gazeteciden dürüstlük bekliyorum: hükümetin suçu olabilir ama bakış açısı burada önemli. Yargı vesayet ve grupların denetimi -zamanında yanyana idiler deyip işin içinden çıkma sakın- altında iken ve AYM başkanının Raportör tarafından verilen ” yargı cemaat tarafından ele geçirildi. ” tespitinden sonra bile cemaat yerine yine hükümeti suçlamasına rağmen neden bunları eleştirmiyor ve yazını eksik bırakıyorsun ki? Ben de bunu anlamıyorum. Terazi ve kefeden bahseden birinin, tartarken hile yapmasına dayanamıyorum!

Buraya bir ara parantez acmak istiyorum. Tarih, günümüze her zaman ışık tutmuştur. Ben tarihi bu yüzden seviyorum. Ülke halkının arkasında durduğu liderler her zaman doğru karar veremeyebilir. İnsan sonuçta: ama bazen yanlış hareket üzerinden doğruya ulaşmak isteyebilirler; yanlışı amacı için kullanabilir. Bu konuda ünlü son Samuray filmini izlemenizi öneririm.

Muhalif yazarların bu şekilde bir tercihe itildikleri hissine kapılmalari ve muhalif gömleğine alıştıktan sonra algı olarak körelip, eleştiriler karşısında kendilerini haklı duruma çıkarma çabaları insani olsa da bazen komik duruyor. Ülke halkının çoğunluğunun, Yılmaz Özdilvari sürekli eleştiren veya sürekli sahiplenen yazarlara bakış açısını, artık kendine aydın ve yazar diyen insanların anlaması gerekiyor: sevilmiyorlar!!! -bir kısım pohpohcular dışında-

Ben sadece bir takipçi olarak yazarın eksiklerini yazdim. Akp tabii ki mükemmel değil; bu dünya bile mükemmel değil. Ben ve levent bey bile mükemmel değil. Dünya bir elma olsa ve bu elmanın içinde çürükler, kurtlar olsa: elma büyümeyi ve gelişmeyi bırakır mı? O haliyle gelişmeye devam eder değil mi? Bir ekşi sözlük klonu olan sitenin sloganı geldi aklıma, çok anlamlı: ” sadece yıkmak yetmez! ” işte bu yüzden yıkıcı eleştirilerin tarihi perspektifte bakarsak bile hiç bir yararı olmadığı aşikar iken neden bu yıkmak ısrarı? Neden çözüm telaffuz etmek yerine sadece suçlamak? Neden bu öfke? Neden bu kavga? Hiç mi ders almak yok? Bu tip sadece eleştiren kesim yüzünden bu ülke çok çekti; bakınız: Abdülhamid dönemi inceleyin lütfen, ufkunuz genişlesin…  Abdülhamid dönemini şimdilerde daha iyi öğreniyoruz; onun döneminde de kendine aydın diyen halktan kopuk uçuk fikirliler, padişahı sürekli eleştirmiş ve yabancı güçlerin maşası olup ülkenin kaosa sürüklenmesine neden olmuşlardı. İyi mi ettiler? İşte kalemi eline aldığında yazdığımın kimin işine yarayacağını da hesap etmek gerek.

Ben şuanki ülke durumudan memnun değilim, yine de şükür ediyorum tabii… Yaşım itibariyle son yirmi seneyi, okuduğum duyduğum üzerinden son 80 seneyi bildikten sonra; bugün iyi durumdayız diyebilirim ama tabbi ki daha da iyi olabiliriz. Eksiklikler için önerilerim de elbetteki var.

İşte bu yüzden diyorum ki: gazetecilik demek; kendini hükümetin bindiği trenin ‘gercek’ makinisti olarak görmek demek değildir. Herkes haddini bilmeli; eline kalem alan insan yazdıklarıyla kimi kesip öldürüyorum, kimlerin arasına nifak sokuyorum, kimlerin hakkını yiyorum, kimlerin canına kastediyorum, kimlerin birbirine düşürüyorum vs diye düşünmeli: öyle ” öteki tarafta bize bunları sorarlar ” gibi cümleler kurmakla olmuyor efendi; bu cümlenin içini bu şekilde bi önce doldurmali…

Soruyorum: Abdülhamid dönemi muhaliflerden bugün hangisi hatırlaniyor?

Soruyorum: internethaber.com da yazmak için kıstaslar ne acaba?

Yorum Yap