Yepyeni Yazılar
Anasayfa / Genel Kategoriler / Hikayeler / Yanlış Kadın

Yanlış Kadın

yanlış kadınAdam, hızlı adamlarla uzaklaşırken; arkasında bıraktığı kadını hiç mi hiç düşünmüyor, sadece bu kadına verdiği değerden dolayı kendine kızıyordu. Bastığı her adım da sanki gölgesini değil de ruhunu ezmek, daha fazla işkence etmek istiyordu: nasıl da böylesine saf olabilirdi ki?

Kadın, arkasında seslendi: nereye?
Durmadı adam, devam etti. Arkasından sesler gelmeye devam ediyordu; ‘Nereye gidiyorsun?’

Adam durdu.
Sinirden barut gibiydi.
Susması en büyük cevap olacaktı belki de ama yine dayanamadı. Patladı karadenizin hırçın dalgaları gibi: ‘Neden durayım he? Neden? En saf halimle gelmedim mi karşına? En söylenmeyecek duygularımı açmadım mı sana? En iyi şeyleri söylemedim mi sana?’

Kadın başını öne eğdi.
O kelimeleri kendi duyduğunda bile utanmıştı; haketmemişti. Ama iyi kadın rolünü oynamaya devam etmişti. Kalbinin sesini dinleyememişti yine…

Adam devam etti: ‘ Ama ben de kirlendim artık. Dayanamıyorum buna..’ Üzgün bir şekilde uzaklara bakarken, saf ve temiz duygularının nasıl oyuna geldiğini düşündükçe daha da kahroldu. Kimse ona bir şey yapamazdı, kimse üzemezdi; ama kendi kendini üzüyordu, üzüyordu…

Kadına döndü; gülüyordu o an ama ellerine kollarına hakim olamıyordu: ” Sen, düşündüğüm gibi biri değilmişsin. En iyi halin bendeymiş bunu öğrendim. Geçmişini öğrendim. Yaptığın iğrençlikleri öğrendim. Ne olduğunu öğrendim. Geçmişini hiç merak etmemiştim ama bu yalan dünya bir şekilde onları bana getirdi. Neden biliyor musun? Çünkü ben iyiyim. İyi insanım. Safım! Temizim! Böyle insanlar bu dünyada barınamazlar… Hemen geçmişinin kirleriyle kirlendi düşüncelerim işte..”

Adam, sanki komik bir şeye gülüyormuş gibi kahkahalar atmaya başlamıştı. Kadın şaşkın şaşkın ona bakarken, geçmişinde ne yaptığını bilerek suskun bir şekilde arkasını döndü. Gitmek istiyordu ama gidemiyordu. Bir yanı kalmak, bir yanı gitmek isterken; onu iteleyecek söz adamdan geldi:

” Ben lanetliyim. Hangi kadın hakkında iyi düşünsem, o kadının aslında kötü kadınlardan farklı olmadıkları ortaya çıkıyor. Aslında ben de kalan sizin hep iyi haliniz. Onu da gelip kalbime gömüyorsunuz belki de. Kötü halinizle bu dünya da el olup, kaybolmaya mahkumsunuz. ”

Kadın ağır adımlarla uzaklaştı. Adam yine uzaklara baktı, baktı ve kendi kendine: ” Sen de herkes gibisin…”

Bu yazımızı beğendiyseniz, bu kategoride yer alan Dünya sana dar gelecek başlıklı adam, aşk ve ayrılık konularında bilgi veren bir önceki yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.

Hakkında Hakan KARA

1986 Rize/Çayeli doğumlu. Öğrencilik hayatında bir çok kulüp organizasyonlarında, etkinliklerde ve sempozyumlarda yer aldı. Sosyal medyayı aktif olarak kullanmasının yanında; bu blogu ile 2010 yılında Türkiye çapında yüzlerce katılımcının yer aldığı yarışmada 1. oldu. Kitap okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyor...

Bu Yazıları da Okumalısınız!

Bir daha mektup yazmayacağım

Tam 10 yıl sonra…Bir kumsal kenarında, sessizce yürüyorlardı. Geçen 10 yıllık süreçte, birbirlerini hiç görmemişler, …

Korna sesleri ve zaman

Korna sesleri.Tik, tak, tik, tak…İnsan sesleri.Tik, tak, tik, tak…Bağrışmalar, bebek sesleri.Tik, tak, tik, tak… Meydandaki …

1 yorum

  1. Turkuaz Okyanus

    Beyaz Dizi…
    “Seni sevmekten sıkıldım, yanımda bir odunla yattım yıllardır, yemeklerini de sevmiyordum zaten, annemin yemeklerine hasret kaldım. İlk gün, bir sonraki gün gideceğin hayaliyle kendimi avutup durdum. Ama nafile evime gelip çöreklenmiştin işte. Arsız kedi gibiydin ve bir türlü anlamadın seni istemediğimi.”

    Kadının kulaklarında yankılanıyordu adamın gitmeden önce söylediği keskin kelimeler, acıtan cümleler. Eğildi cam ve kalp kırıklarını topladı yerden. Ellerinden akan kanları görmüyordu bile gözyaşlarının ardında. Ağlayamıyordu yine tıkanıyordu ama bu sefer gözleri sulanmıştı. Canı da yanmıyordu batan camlardan, hiçbir şey kalbi, ruhu kadar acıyamazdı.

    Her şey birbirlerine tahammül edemedikleri o son anda su yüzüne çıkmıştı. Kadın yükseklik korkusu yüzünden balkondaki şemsiyeyi açamamış yardım istemişti adamdan. Keyif yapacaktı bacaklarını uzatıp karşıdan vuran güneşin altında. Adam sinirle geldi “hiçbir şeyi kendin yapamıyorsun, bir kitap okutmadın onu ver, bunu yap, şunu kaldır, bıktım artık.”

    Kadın gücendi. Sözlerin altında ezilmekten hoşlanmıyordu. En kötü huyuydu bu kendide biliyordu ama elinde değildi. Sert bir hamle yapmak zorundaydı. “Ben mi hiçbir şeyi tek başıma yapamıyorum? “Ya sen bay küstah, sen her şeyi tek başına mı yapıyorsun? Ben olmasam ev yaşanılacak mekan olmaktan çıkacak. Pislik içinde kendi idrarınla besleneceksin. Nankörsün sen.” Dedi ve sustu. İleri mi gitmişti acaba? Adam ne tepki verirdi? Sustu ama gelecek her hamleye, karşı hamle yapmak üzere dikleştirdi sırtını.

    Adam geldi, yaklaştı ve ellerini boynuna doğru uzattı kadının. Balkon korkuluklarına ilk defa bu kadar yaklaşmıştı Kadın, içi ürperdi salıncakta gibi hissetti kendini. Ama ileri adım atamadı. Erkek geri adım atıp uzaklaştı. Mırıldanmaya başladı ağzının içinde. Odadan odaya, salondan mutfağa hızlı adımlarla dolaşıyordu. Dediklerini anlamaya çalıştı ama anlayamadı kadın. “Sesini yükselt” dedi. Bunun onu kışkırtacağını bile bile. “Duymak istiyorum içinden geçenleri, hadi söyle bana benden ne kadar nefret ettiğini, içinde ne varsa kus üzerime, sakladığın ne varsa”

    Adam ateş saçan gözlerle baktı. “Kaldıramayabilirsin duyacaklarını” dedi. Kadın susmadı yine. Susması gerektiğini bildiği halde susmadı üstelik. “Seninle birlikteliği kaldırdım bunca sene, emin ol keskin sözlerini de kaldırabilirim.” Dedi ve yutkundu. Nasıl da çıkmıştı ağzından bunca söz? Kendisi bile şaşırdı cesaretine. Adam sinirlendiğinde, dünyaları yıkardı tepesine bilirdi bunu çünkü.

    “Pekala” dedi adam. “Aç kulaklarını ve iyi dinle. Bıktım anlıyor musun? Her şeyden bıktım. Bu evden, evin içindeki senden, her şeye mecbur olmaktan, nefes alamamaktan, aldığım nefesi seninle almaktan bıktım. Seninle eskisi gibi olamamaktan, uzaklaşamamaktan, seni bırakamamaktan, çoraplarımı fırlatamamaktan, düzensiz olamamaktan, ev yemeği yemekten, sağlıklı beslenmekten, yanımda odun gibi yatan senden sıkıldım. Parfümünün renginden, mis gibi çamaşır giymekten, terliklerimin önüne gelmesinden, ceketimin üzerime giydirilmesinden sıkıldım. Ve yoruldum Kadın, yoruldum anlıyor musun? Ben çok yoruldum.”

    Nefesi kesildi kadının. Bunlar gerçek olamazdı, tutkuyla bağlı olduğu adam gerçekte böyle düşünüyor olamazdı. Her gece birbirlerine dokunmadan uyuyamayan o gıpta edilecek çiftin, diğer yarısı bunları söylemek bir yana, aklından bile geçiriyor olamazdı. Başı döndü, elindeki bardak bir anda kayıp düştü ellerinden, tuzla buz oldu. Adam “dikkat et bir yerini keseceksin” dediyse de dizlerinin üzerinde cam kırıklarını toplamaya çalıştı. Toplayamadı elleri titriyordu. Kalktı, kırmızı kanepeye birkaç adım attı ve çöktü kaldı öylece. Dünya durmuştu sanki hiçbir şey düşünemiyor, ağzından tek kelime çıkaramıyordu.

    Biraz sonra mırıldanır gibi döküldü kelimeler ağzından. “Bilmiyordum, bu kadarını gerçekten bilmiyordum. Seni bunalttığımı, bezdirdiğimi bilmiyordum. Gidebilirim, senden uzağa, seni kendinle bırakmaya, özlediklerini yaşayabileceğin dünyanı sana bırakıp gidebilirim. Evet, yapabilirim bunu” diyebildi. “Yalnız senden son bir şey istiyorum? Şimdi bu kapıdan çık ve bu gece gelme lütfen. Yalnız kalmak, bu evde sensizliği sindirip öyle gitmek istiyorum. Ve sen yokken toparlamak eşyalarımı, sensiz veda etmek sana.”

    Adam derin bir nefes aldı. “Biri gidecekse eğer, o ben olacağım. Kadın evinde kalır, ben giderim” dedi. Kadın sakince, “bu ev senin evin, birisi gidecek doğru. Ve o kesinlikle benim, konu kapandı. Hadi şimdi git, anahtarını almayı unutma ben çıkarken anahtarımı bırakmış olacağım” dedi ve sustu. Birbirlerine söyledikleri son cümlelerdi bunlar, duymaya alışık oldukları son sesleriydi.

    Bir süre öylece oturdu kadın. Evi inceledi, kokladı, son kalan bulaşıkları makineye attı ve kıyafetlerini tek tek, ağır hareketlerle bavuluna yerleştirdi. Alacağı eşyaların azlığı dikkatini çekti. “Hiç buraya ait olmadım mı acaba? Hep hazır mıydım bu evden kovulmaya, atılmaya? Alacaklarımı hesaplamış mıydım ki daha önce?” Sorular beyninde kovalamaca oynuyorlardı. Bu durum oldukça rahatsız etti onu, hatta şu an yaşadığı sakinliğe de anlam veremiyordu. Ama her şey bitmişti işte. Adam bir “kal” bile demeden çekip gitmişti kapıyı. Tam olarak istediği buymuş gibi. Hep bu anı beklemiş gibi. Koca dokuz sene hep bunu istemiş gibi. Kendi anlayışsızlığına kızdı. Nasıl anlamamıştı daha önce? Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirdi?

    Hava karardı bardaktan boşanırcasına misali yağmur yağıyordu. Adam sakin adımlarla açtı kapıyı. Çok düşünmüştü ve öğlen yaşananların saçmalığını anlamış, hem onun hem kendi hatalarını kabul etmişti. Nasıl da korkardı gök gürültüsünden Kadın. Şimdi gidip ona sarılacak ve korkusunu ondan alacaktı. Söylediklerinin doğru olmadığını, onsuz olamayacağını, şu birkaç saatte nasıl canının yandığını anlatacaktı Kadınına. Ve unutacaklardı her şeyi, zaten Kadın da sakinleşmişti muhtemelen, biraz naz yapacaktı tabii, hep yapardı. Ama uzatmayacaktı biliyordu Adam, ona dayanamazdı. Tutkuyla sarılacak gülme krizine girecekler ve şehvetle sevişeceklerdi. Sabaha her şey unutulacak ama bu kavga onları daha da çok yakınlaştıracaktı birbirlerine, hep böyle olmamış mıydı?

    Oturma odası boştu, mutfak derli toplu bırakılmış bulaşıklar yerleştirilmişti. Tezgahta bir not vardı. “Buzlukta hazır pizza var, mikro dalganın olması gereken derecesi pizza kutusunun üzerinde yazıyor, sadece düğmeyi çevirmen yeterli olacaktır.” Demek ki Kadın da tıpkı Adam gibi yumuşamış, pişman olmuştu. Çünkü sağlıksız olduğu için hazır pizza yenmezdi bu evde. Bugün bir ayrıcalık tanınmıştı kendisine. Heyecanlandı…

    Duş sesi gelmiyordu o halde yatak odasındaydı Kadın. Başka nerede olabilirdi ki? Gök hala tüm şiddetiyle gürlüyor, şimşekler kıvılcım saçıyordu sanki yeryüzüne. Korkudan yorganın altına saklanmıştı kesin. Ona sarılmak için ne güzel bir andı. Ve bu gecede her gece olduğu gibi, uyurken nede güzel seyredilirdi Kadın.

    Bir tedirginlik kapladı Adamın içini ve yanılmamıştı bu duygusunda. Yatak odası da boştu, ama burada da bir not vardı. “Gerçekten seni bu kadar bunalttığımı bilmiyordum, sana yaşattıklarım ve diğer her şey için özür dilerim. Hoş Kal Adam…”

    Kadın ilk defa özür diliyordu. Onu ne hıçkırıklara boğulmuş ağlarken, ne de özür dilerken hiç görmemişti Adam. Yatağın ucuna oturdu. Bir süre öylece kaldı. “Ne olmuş” diye mırıldandı. Kadın’ın gidebileceği her yeri biliyordu. Tek tek arandı dostlar, arkadaşlar, anne babalar, uzak akrabalar. Bakılabilecek, sorulabilecek her yer aranmıştı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Spam Kontrol * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.