Ana Sayfa / Paylaştıklarım / Hangi Atatürk?
Hangi Atatürk?
Pin It

Yazıya geçmeden önce ben de bu konuda bir kaç kelam edeyim: aşağıda bahsi geçen filmleri izlemedim; fakat böyle filmlerin yapılmasını bekliyordum açıkcası... Çünkü atatürkçülük kavramının arkasına sığınanlar son dönemde yaşananlardan sonra böyle filmlerin arkasına sığınarak yeni düşüncelere engel olmak istemişlerdir diye bir komplo teorim var: ne kadar doğru bilemiyorum tabii ki... Bahsedilen filmleri yapan insanlar elit kesimden, tanınan kişiler... Hepsinin ayrı ayrı film yapması; temelde aynı kişiyi anlattığından ulu önderimizin bile farklı farklı anlamlandırılabileceğini gösteriyor ki bu ülkemiz için iyi bir gelişme bence; her ne kadar arkasında komplo teorisi var diye düşünsem de...

Filmleri yapan kişilerin Atatürk'ü tam olarak anlatacaklarını düşünmüyorum; çünkü nasıl ermeni konusunda tarihçilere bırakalım deniyorsa bu konuda da tarihçilerin oturup bir konuda anlaştıktan sonra bunun senaryoya koyulması gerektiği inancındayım: şuan ekranlarda dönen filmlerdeki Atatürk; o filmi yapanların kafasındaki Atatürk'den başkası değildir. yani ben izlemeyeceğim, izlemekte istemiyorum: oturup kendileri izlesin...

Neyse, bu konuda talha kardeşim çok güzel bir yazı yazmış; aynen paylaşıyorum sizinle...


SENİN ATATÜRK'ÜN HANGİSİ???

Daha başlığı okur okumaz bana kızacak bir sürü insan var biliyorum. Nasıl yani senin Atatürk’ün hangisi de ne demek? Kaç tane Atatürk var ki gibisinden sitemkâr sorular… Ve ardından başlayacak olan tipik Atatürk tartışmaları…

Can Dündar yaptığı Mustafa filmine dair bir yığın eleştiri almıştı. Bütün eleştirileri dinledikten sonra Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına çıkıp tüm eleştirilere cevap vermiş ve bence çok da kaliteli, zevkli ve faydalı bir program olmuştu. Dün bir sitede o programın videosundan bir kısmı kesilerek yayına sürülmüş. Ve reklam olarak da videonun üzerine Doğu Perinçek’in web sitesinin adresi konulmuştu. Videoya yorum yaparken; “Can Dündar’ın Atatürk’ü ile Perinçek’in Atatürk’ü birbirine uymaz” demiştim. Tevafuk bu ya, ertesi gün bir gazetenin Pazar ekinde bu konu haber yapılmış. “Herkes kendi Atatürk’ünü mü izlemek istiyor?” diye… Son yıllarda çıkan Atatürk filmlerinden bahseden haber “Herkes perdede kendi Atatürk’ünü mü izlemek istiyor?” diye de sormadan edemiyor…

Aslında yapılan Atatürk filmlerinden çok gelinen nokta önemlidir. Çünkü filmler sonrası yapılan tartışmalar bizim şu anda nasıl bir yerde bulunduğumuzu, yaşadığımız olaylara ne gibi duyarlıklarla baktığımızı iyi anlatıyor. Ve bu önemi belirleyen birçok tartışma konuları var. Ama tüm bu tartışmaların asıl çıkış noktasını sinema eleştirmeni Atilla Dorsay çok iyi bir şekilde özetliyor; “Bir yandan Atatürk, Türk toplumu için ikonlaştırılmış, heykelleştirilmiş, adeta dokunulmaz kılınmış bir kişilik. Ama öte yandan üzerinde tam anlamıyla ittifaka varılmamış, hâlâ her gün yeniden tanımlanmaya çalışılan, yaptığı ve yapmadığıyla yeniden tartışmaya açılan bir isim. Bu iki yanlı bakış, Atatürk filmlerinin yapılmasını zorlaştırıyor.”

Evet, bu durum tüm bu tartışmaların altında yatan sebeplerin kökenidir. O yüzden de başlık “Senin Atatürk’ün Hangisi?” ya… Can Dündar’ın mı, Zülfi Livaneli’nin mi yoksa Turgut Özakman’ın mı?

Aslında mesele herkesin farklı Atatürk’ü olması değil. Mesele; herkes kafasında hayal ettiği şekilde olan Atatürk’ü sinema perdesinde görmek istemesi… Ve filmlerde bir şekilde anlatılan Atatürk karakterinin, yıllarca izleyicinin kafasında hayal ettiği veya o şekilde görmek istediği karaktere uymaması… İşte bu uyumsuzluk anında kıyamet kopuyor… Hatırlayınız Can Dündar’ın Mustafa filmine aldığı eleştirileri… Öyle saçma eleştiriler vardı ki… Atatürk’ün bir bayanla mektuplaşması bile birtakım çevreleri o kadar rahatsız etti ki! Atatürk o kadar ulaşılamaz biriydi ki o asla âşık olamazdı. O içki içemezdi… Arkadaşlarıyla eğlenip şarkı söyleyen, dans eden bir Atatürk olamazdı! Böyle bir şey mümkün değildi… Neden? Çünkü ilkokuldan beri bize öğretilen şeyler hep aynıydı. Atatürk şurada şu tarihte doğdu, bu savaşları yaptı, burada bu madalyaları ve rütbeleri aldı, şu zamanlarda bu ilkeleri yaptı ve şu tarihte vefat etti… Koca bir nesle sadece bu öğretildi. Ve bu nesil ile bazı sözüm ona Atatürkçü olanlar, Atatürk’ü bu şekilde dans ederken, aşk mektubu yazarken -yani gayet insanî durumlar- görünce şoka uğradılar ve başladılar bağırıp çağırmaya… Mehmet Ali Birand’ın bu konudaki şu sözleri aslında demek istediğimi çok daha iyi anlatır; “Bu film 70 yıldır ilk defa bize bronz heykellerdeki sert bakışlı, at üstünde uçar gibi giden veya siyah-beyaz fotoğraflardaki çok ciddi, hatta katı bakışlı bir lideri değil, Atatürk’ün insan tarafını gösterdi.”

Olay sadece zihinlerimizdeki Atatürk (bize öğretilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk) ile gerçekteki Atatürk’ün birbiri ile kesişememesi. Dediğim gibi sebebi de zihinlerimize sokulan Atatürk’ün yıllarca aynı kalıplar içinde anlatılması. Livaneli’nin Veda filmi Can Dündar’ın Mustafa’sından daha çok beğenildiyse (!) bunun sebebi de; Veda filminin baştan aşağı bir lise tarih kitabından farkı olmamasıdır. Kitaplarda okuduklarını izleyen okur; “İşte budur film, Can Dündar’a kapak olsun!” demekten kendini alamamıştır. Hâlbuki Veda filmi harcanmış bir projeden ibaret… Daha iyi yapılabilirdi. Ama Livaneli buna cesaret edebilecek biri değildi. Anlaşılan o ki Livaneli’nin zihnindeki Atatürk de kitaplardan ibaretti. Filmdeki olayları kendi ideolojisine göre biçimlendirmesi ve tarihi kendine göre yorumlaması onun ne kadar kaliteli (!) bir senarist ve Atatürkçü olduğunu da gösterdi. Veda filmindeki yanlışlıkları anlatma lüzumu bile duymuyorum. Livaneli’nin alkış aldığı bir nokta ise; filmde bir sahnede Atatürk “ben diktatör değilim” veya “diktatörlük getirmek istemiyorum” gibisinden bir cümle söyleyerek Can Dündar’a laf sokmaya çalışmasıdır. Ki bu noktayı alkışlayan bir yığın insan vardı. Ve bu insanlar Can Dündar’ın filmde o konu hakkında anlatmak istediklerini anlamayan veya anlamak istemeyenlerdi…

Diğer sorunlardan bazıları ise; filmdeki Atatürk’ü canlandıran karakterin ona benzeyip benzememesi meselesi, belgesel mi yoksa sinema filmi mi yapılması, bilindik resmi tarihin içinden mi yoksa gayri resmi kaynaklardan da yararlanılması mı, askeri ve lider özellikleri olarak mı yoksa daha halkın içinden insanî yönleriyle anlatılması gerektiği konuları mı… Bu noktalarla birlikte değinmek istediğim bazı konular var;

  • Koca bir yaşam bir filme sığmaz. Birkaç filme de… Yapılacak olan eserin ne anlatmak istediği daha iyi belirlenmeli. Yani genel bir Atatürk filmindense Atatürk’ün hayatından özel kesitleri ayrıntılı biçimde tek bir filmde anlatmak çok daha iyi olur. Mesela sadece Latife Hanım’ı anlatan bir film olabilir. Emin olun daha çok ilgi görür ve daha verimli bir film olur. Her şeyi anlatayım derdine düşmez en azından senarist. Bir Çanakkale filmimizin, bir İstanbul’un Fethi filmimizin olmaması bu konuda çok büyük bir acı…
  • Anlatılacak olan film izleyici kitlesine yeni bir şeyler öğretebilmeli… Oturup internet başından 2 dakikada öğrenebileceğimiz bir bilgiyi milyonlar harcayıp bir filmde vermeye çalışmak hiç akıl işi değildir. Bundan sonra yapılacak her projede bu kıstas mutlaka dikkate alınmalı.
  • Atatürk’ü anlatacak olan senarist bir kısım çevrelerce alkışlanmak istendiği için yapmamalı o projeyi… Çünkü o şekilde düşündüğünde birçok şeyi görmemezlikten gelmek veya gerçeği değiştirmek zorunda kalabilir.
  • Atatürk her haliyle yansıtılabilir. İllaki insanî yönleri ile lider ve asker özellikleri birbirinden ayrı tutulması gerekir diye bir şart yok ki! Yeter ki doğal hali ve gerçekler yansıtılsın yeter
  • Yer yer resmi tarih dışına çıkılmalıdır. En büyük gereklerden birisi budur.

Bu noktada izleyiciye düşen vazife ise; olaylara önyargılı yaklaşmamak… Ve artık ilköğretim kitaplarından çıkmak… Atatürk’ü olduğu haliyle kabul etmek… Zihnindeki gibi olmadığını görünce isyan etmemek… Onu Tanrısallaştırmamak… Ve en önemlisi onun da tüm başarılarına ve yaptıklarına rağmen bizim gibi bir insan olduğunu unutmamak…

Özakman’ın Dersimiz Atatürk filmine gitmedim. O bakımdan bu konuyla ilgili bir şey diyemem. Umarım herkese hitap edebilecek olan gerçekçi bir Atatürk filmi olur. Yoksa uzun bir süre benim Atatürk’üm Livaneli’nin ki benimkisi Can Dündar’ın ki diye tartışmalar sürecektir… Ve bu tartışmaların bu millete bir arpa boyu yol ilerletmeyeceği çok aşikârdır…

Talha Dereci
21.03.2010

Bu yazıyı paylaş:


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

 
Rastgele Haberler

Yorumlar   

 
0 #3 Guest d-m-Y H:i
süper ya çok ama çok güzel :lol: :lol: :lol:
Alıntı
 
 
0 #2 Guest d-m-Y H:i
süper ya :lol: :lol: :lol:
Alıntı
 
 
0 #1 RooTMasteR d-m-Y H:i
Bir cihan yıkıldı, bir güneş söndü;
Tanrılar ağlasın, kullar ağlasın.
Dünya yıldızsız bir geceye döndü;
Yakınlar ağlasın, eller ağlasın.

Cihana öyle bir fert gelmemişti;
O geldi cihanın seyri değişti,
O gitti, Allah’ım, o ne gidişti,
Adıyla can bulan diller ağlasın.

Onsuz bu cihanı, göremez gözler;
Boşuna gelmesin baharlar, güzler;
Onun benzerini getiremezler:
Asırlar devirler, yıllar ağlasın.

Mateme çevrilsin bütün duygular;
Ağlamak haline dönsün arzular;
Gözyaşı halinde çağlasın sular;
Onsuz yeşermeyen dallar ağlasın.

Sanki her taraf boş, her taraf ıssız;
Sanki bütün varlık kaldı yapyalnız;
Tabiat yaşar mı böyle ışıksız;
Onsuz kızarmayan güller ağlasın.

Varlık dolmuş onun gür sevgisiyle,
Sanki can vermişti eşyaya bile.
En büyük acıyla gelerek dile
Ona hasret kalan yollar ağlasın.

Neşeden kalmamış bir yerde eser,
Tabiat sanki bu matemle inler;
Birer mavi göze çevrilip yer yer
Denizler ağlasın, göller ağlasın.

Ay ışıksız kalsın yıldızlar sönsün;
Rüzgâr hıçkırarak dursun, dövünsün
Çağlayanlar sussun, yasla düşünsün,
Irmaklar ağlasın, seller ağlasın.

Başını taşlara vursun Sakarya;
Gediz, Kızılırmak yansın Ata’ya;
Bu acıyla yalnız bu sular mı ya
Volga’lar, Tuna’lar Nil’ler ağlasın

Gökler güneşiyle, dağlar karıyle;
Denizler köpürdü dalgarıyle
Yurdumun yemyeşil ovalarıyle
Birlikte, stepler, çöller ağlasın.

Şimdi yaşlı gözler bir pınar gibi,
Yaslı gönüllere dünya dar gibi
Güneşi kapayan bulutlar gibi
Resmini örten o tüller ağlasın.

Sade sema değil, dağ, deniz değil
Karalar bağlayan ülkemiz değil
Bu en büyük kayba sade biz değil.
Bütün âlem, bütün iller ağlasın.
Alıntı
 

Yorum ekle

Üye girişi yapmayan/Üye olmayan ziyaretçilerimiz, yorum ekleyebilirler; fakat yorumları yönetici onayından sonra sayfamızda gözükecektir.


Güvenlik kodu
Yenile

Sitemdeki yazıları alıntı olduğu belirtilmeden başka sitelerde yayınlanmamasını RİCA EDİYORUM, içeriklerin hepsinde EMEK vardır. Lütfen biraz saygı gösterelim. İçerikleri alıntı olduğunu belirterek ve web sayfamın linkini de ekleyerek paylaşımda bulunabilirsiniz. Anlayışınız için teşekkür ediyorum. İYİ BLOGLAMALAR! ^_^