Ana Sayfa / Kişisel Yazılarım / Sansüre Sansür
Sansüre Sansür

sansürSon günlerde özellikle sosyal medyada duymaya başladığım , aslında desteklediğim fakat temel kurgusunu eleştirdiğim bir konu var: sansür. Geçtiğimiz haftalarda, taksimde bir yürüyüş gerçekleştirdiler ve ben de bu yürüyüşü friendfeed sayfamdan yayınladım; desteklediğimi bildirdim. Fakat, sonrasında organizasyonu gerçekleştiren ekipte yer alan gerek Özgür UÇKAN'ın yazıları olsun, gerekse bu konuyu destekleyen ve didikleyen radikal gazetesi yazarı M.Serdar KUZULOĞLU olsun yazdıkları yazıları okuduktan sonra herkesin olayları kendi penceresinden yorumladığına şahit oldum: kimsenin umrunda değil, 5 yaşındaki çocuğun sanal alemde ne yaptığı... Herkes, bildiğini sandığı kendine ait bir pencereden olaylara bakıyor. Halbuki, sansür konusu bu kadar basit olmamalı: asıl üzücü olan ise sansür konusunun google ve youtube olaylarına indirgenmesi ve bu sitelerin etrafında tartışmaların devam etmesi. Ve buna, bu şirketlerin yaptığı akıl almaz hataların eklenmesini katarsak ortaya trajikomik bir durum çıkıyor.

Sansür kelimesinin anlamından başlamak istiyorum; çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. Genelde hükûmet tarafından uygulanır. En somut amacı toplumu korumak ve devletin üzerinde kontrol  sağlayacağı şekilde geliştirmektir. Genellikle toplumu etkileyen durumlarda/eylemlerde uygulanır ve ifâde özgürlüğünü bastırma amacı güdebilir. Ayrıca, sansür, toplu iletişimden kimi düşünceleri ve konseptleri çıkarma yoluyla algıyı kontrol etme eylemi olarak da nitelendirilebilir. Sansüre uğrayan şeyler tek bir kelimeden başlı başına bir kavrama kadar değişebilir ve değer sisteminden, ahlâkî yargılardan etkilenebilir.

 

 

Wikipedia kaynaklı bu yorumdan anlaşılacağı üzere, sansürün ana amacı toplumu korumak ve toplum adına toplumun seçtiği yönetimin kararlar alarak toplum üzerinde kontrol oluşturmaktır. Bunu yaparken destek aldığı ana kaynak, yine toplumun belirli bir kesimidir. Fakat burada her halükarda bazı kesimlerinde özgürlükleri kısıtlanacağı için, olaya kişisel özgürlük kavramı karışmaktadır. Buradan sonra yönümüzü tayin edecek olan konu ise şudur: kişisel özgürlükler mi yoksa toplumsal özgürlükler mi?

Kişisel özgürlükler bana göre, kişinin kendi çapı içerisinde istediğini yapabilmesidir. Bundan sonrasında yapılacak her türlü eylem, bir başkasının kişisel özgürlüğü ile çakışacağından bir kaos ortamı oluşacak ve burada kazanan belki de hiç kimse olacaktır. Sansür konusu tartışılırken, sansüre karşı yapılan eylemi protesto eden taraflar hep dinci, akpci olarak lanse edildi: bu da bir özgürlüktür. Fakat nereye kadar? Yani, şöyle bir ortam mı istiyor sansürü eleştiren kesim: herkesin istediğini yapabileceği bir ortam! Bir sanal dünya!

Böyle toz pembe hayalleri olan kişiler, kandırdıkları kesimleri de peşlerine takarak, bin kişilik bir organizasyonla ancak seslerini sosyal medyada duyurabilirler. Çünkü hayal ettikleri sanal dünya, kaos ortamından başka değildir. Kaos ortamında yapacakları bazı eylemlerde; onların sansürü bir şekilde desteklediklerini gösterecektir: bazılarının yeri geldiğinde yorumlarını silecekler, kendi düşüncelerinden olmayanlarını aralarına almayacaklar, düşman safta yer alanlarla sürekli didişeceklerdir. Bu da bir sansür değil midir? Bunları yapmadılar mı? Komik duruma düşmesinler bence.

Sansür için eylem yapan kesimin hata yaptığı bir konuda çözüm önerilerinin desteksiz olmasıdır. Kendileri BTK başkanının söylemlerini desteksiz olarak nitelediler, özellikle m.serdar kuzuoğlunun yazısını okuduktan sonra btk başkanı ile yapılan röportajı ben de inceledim. Hak verdim, BTK başkanı bu konularda tam anlamıyla yetkin değil, o da bu eyleme karşı hep youtube ve google yi örnek göstererek cevabi açıklamalarda bulunmaya çalışmış. Bu da ne kadar aciz durumda olduğunun göstergesidir. Fakat karşı tarafta yer alan sansüre karşı eylem platformu, sansür konusunda her hangi bir öneride bulunamamışlardır; sadece: sansürsüz internet istiyoruz! dediler. Bu ne kadar mümkün?

Gerçek hayatta yer alan tüm yasalar, insanların kaos ortamından uzak bir şekilde yaşamaları için yapılmış insani ürünlerdir. Bunların yapılması, bir çoklarının yine özgürlüklerini sınırlandıracağı için bir bakıma sansür işlevi de görmektedir. Bu yasalardan biri de 5651. sayılı kanundur. Az önce tam metnini okuduğum yasa da BTK'nın kapatmakla yükümlü olduğu siteler aşağıdaki gibidir;

MADDE 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağı daki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun da yer alan;
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çoçukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),
3) Uyuşturucu ve ya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (mad de 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (mad de 194),
5) Müstehcenlik (mad de 226),
6) Fuhuş (mad de 227),
7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (mad de 228) suçları.

Sansüre karşı olan ekibin düştükleri en büyük hata, neti kullanan milyonlarca insanın hepsinin sanal alem konusunda uzman olduklarını düşünmeleri gerçeğidir. 5 yaşından 60 yaşına kadar herkesi bir tuttuklarını gördüm. Güldüm; bu kadar yetkin insanların bu duruma düşmesi ne kadar ironik değil mi? M.Serdar Kuzuloğlu şöyle demiş:sansür

Örneğin çıplaklık sizi rahatsız ediyor olabilir. Böyle sitelere girmez, karşınıza çıkarsa kaparsınız. Ama birilerine ‘benim için internetteki bütün çıplak resimlerini sil, yok et, engelle’ derseniz o zaman kendi özgürlüğünüzü başkasına devretmiş olursunuz. Üstelik yarın bir gün birileri ‘kadın bileği de rahatsız ediyor, ona da bir atsınlar’ diyebilir pekâlâ. Biz süt reklamındaki animasyon ineğin memesinden tahrik olup RTÜK’e şikâyet edenlerin olduğu ve RTÜK’ün şikâyeti haklı bularak reklamı yayından kaldırttığı bir ülkede yaşıyoruz.

Haklı bir yakarış, ben de istediğim siteye girer istemediğime girmem. Fakat, şuanda web sitelerinde dolaşırken bile abuk subuk reklamlara tıklayıp açık saçık sitelere giren oyun sitesi müdavimi çocuk kardeşlerimiz var. Hala girmek istediği site için googleye facebook yerine facebok yazıp akıl almaz sitelere giren yaşlı başlı insanlar var. Bunları korumak, yönlendirmek, bilinçlendirmek ve bu insanlara her türlü ahlaki dejenerasyonu yaşatan sitelerin kapanmasını sağlayan bir yasa metninin olması neden kötü? Ayrıca burada çıkan yasa, kişisel özgürlüklere karşı değil açılan sitelere karşıdır. Bunu da karıştırmamak gerekmektedir.

Şunu belirtmek istiyorum; ben sansüre karşıyım. Yani bugün Çin'de yapılan sansüre ben de karşıyım. Fakat bu düşüncelerimi savunacak kişilerden biri olan sansüre karşı platformunun yetkin kişilerinden birinin şu kelimeyi kullanması beni güldürmekten öte bir şey yaptırmıyor: Sansür konusunda hak ettiğimiz uluslararası bir ünümüz var...

Kendisi, şuanda dünyanın bir çok ülkesinde devlet destekli sansürün uygulandığının farkında değil. Dünyanın %80 inde ülkemizde uygulanan sansürün benzeri uygulanmaktadır. Kaynak olarak wikipedia sayfasına bakabilir.

Gelelim, benim çözüm önerilerime:

- BTK'nın yaptığı eylemlerin; yani ona yasanın verdiği hakları kullanmasının yanında bu kararlarına karşı itiraz edilebilecek bir mekanizma olmalı.

- BTK kararlarını alırken, belli bir kesimin görüşlerini değilde, yasada ne yazıyorsa ona uygun karar vermeli.

* Burada ayrı bir yazı eklemek istiyorum: Atatürk videoları yüzünden, youtube ülkemizde yasaklanmıştı. Bunu şuan bilmeyen yok. Sansüre karşı platformu, özgürce yapılan bu video ekleme işlemine karşı ne düşünmüştür bilmiyorum: çünkü, eğer atatürk videoları yüklenemezdi derseler kendi düşündükleri sınırsız özgürlük - sansüre hayır tepkisinden ödün vermiş olacaklardır. Fakat, beni bu konuda asıl sinirlendiren konu şu: youtube bu videoları, özgür bir içerik olduğundan dolayı silmeyeceğini söyledi. Ve eminim, bu videonun kalkması için binlerce şikayet türk kesiminden youtubenin kendi şikayet yolları üzerinden yapılmıştır. Ki Sansüre karşı platformu, youtubeyi eleştirenlere karşı, kendi şikayet mekanizması var, neden bir daha ülkemizde büro açsın gibi argümanlarla savunmaya geçmişti. Fakat videolar sanırım hala yayında, ben izlemedim, takip de etmiyorum. İşin ilginç yanına gelelim: geçtiğimiz günlerde israil askerlerinin dans ettikleri video israilin başvurusu ile youtubeden kalkmıştı! Bunu blog ödülleri jürisi olan volkan ekiz'in iletisinde görmüştüm. Gerçekten ironik değil mi? Kendi devletini savunamayacak kadar aciz olan insanlar, bakın nasıl tuzağa düştüler...

Ki eklemek gerekirse yine; Özgür UÇKAN şöyle demiş: devlet anam değil, babam değil. Benim ahlaki bekçiliğimi neden yapıyor? Kendisi anayasalara karşı mı bilemiyorum, sanırım anarşist bir ruh taşıyor ki bu konuda bir sitemiz var oraya üye olabilir: www.anarsisozluk.com Fakat, bilmediği bir şey var: hiç bir anayasa bireyler için yapılmaz, toplum için yapılır. Kendi kişisel özgürlüğü ile toplumsal özgürlüğü karıştırmamalıdır. Ki kendisi verdiği cevaplarda, bu devletin bir hukuk devleti olduğunu söyledi ve din devleti olmayacağını ekledi. Bu kadar yetkin bir insanın, düşünce tarzını bu kadar basitleştirmesine şaşırdım doğrusu: tabii bunda ona cevap veren kişilerin sürekli pornografik konuları örnek vermesinin de sebebi olabilir. Ama farketmeden sansürü savunan bu zihniyet karşısında özgürce eleştiri de bulunan tarafa kendi düşüncesini kabul etmesi konusunda inceden ısrar etmeye de çalışabiliyor.

İnternet, tek kişinin takıldığı bir yer değil. Bir site aynı anda milyonlara hitap edebiliyor. Alınan bu kararlar ve yapılan bu yasalar, o an internete girmiş olan kişinin özgürlüğünü sınırlamak için değil yayın yapan sitenin milyonlara hitap ederken nelere dikkat etmesi gerektiğini irdeleyecek yapıda inşa edilmiştir. Bu aradaki ince çizgiyi anlamak gerekiyor.

Ben sansüre karşıyım. Fakat, nasıl ki anayasalar toplumsal düzeni kurmak adına yapılıyor; artık büyük bir öneme ve etkiye sahip olan sanal dünya içinde bir düzenin oluşturulması gerçekten yerinde bir karar olacaktır diye düşünüyorum. Buna karşı çıkan kendini özgür sanan kesim, bu kararın çıkmasını isteyen karşı kesimin özgürlüğünü sınırlayacak ve aslında bu ortamda bir özgürlükten bahsedemeyeceğiz. Bunun yerine, ortak bir ortamda buluşup, ortak bir metnin hazırlanmasını doğru bulmakla beraber, özellikle sansüre karşı platformda gördüğüm - eleştirilere açık olmama - durumu yüzünden bunun başarılı olamayacağını düşünüyorum.

Ve yazıma ek olarak şu feedi eklemek istiyorum;

Yapılan yürüyüş aslında fiyaskodan ibaretti. Bizim sansürsüzlük anlayışımız , özgürlüğümüz ,sokağın ortasında küfür etmek, argo laflar kullanmak , hakaret etmek ise bu özgürlük değildir. Eyleme katılanlardan yarıdan fazlası reklam veya gruplarının ismini duyurmak amaçlı katılmıştı olayı fırsat bilerek. özgürlüğümüz kimseye zarar vermiyorsa özgürlüktür. iyi ki diyorum basında eylemin olumsuz taraflarından söz edilmedi, yoksa yapılan eylem dahada negatif olarak dönecekti başlamadan bitecekti. Ayrıca yapılan yürüyüşte organize yoktu kim organize ediyor kim yönetiyor belli değildi , ki zaten eyleme düzenlediğini söyleyen kişiler orada değildi. tamaen başıboş bir havadaydı herkes. Ayrıca sansür olayının tamamını başbakana mal etmekte bir o kadar yanlıştır, eğerki diğer partiler bu sansüre karşı ise neden bu güne kadar yasa teklifinde bulunmadılar mecliste görüşülmedi. Sorunun büyük kaynağı yasadaki boşluk olduğu kadar adalet ssiteminde bu kararları verenlerin internete uzak olmaları bilirkişiler de bunlara dahil.

Sansüre karşı platformunun, terminal adlı filmi izlemelerini, hayatın nasıl seyrettiğinin farkına varmalarını, daha pratik ve daha gerçekçi çözümler üretmelerini, youtube ve googleyi desteklemek yerine onların ülkemiz adına başka ülkelerde yapıp ülkemizde yapamadıklarını da eleştirmelerini, böylece daha gerçekçi görüneceklerini söylemek istiyorum. Ayrıca, devletin bu konuda tamamen haklı olmadığını, eksiklikleri olduğunu, daha şeffaf bir btk'nın kurulmasını gerektiğini, alınan kararların herkesin ulaşabileceği bir şekilde yayınlanması gerektiğini, bireylerden çok olayı daha yetişmemiş çocuklara indirgemeleri gerektiğini söylemek istiyorum.

Bu yazıya eklenebilecek çok şey var aslında; sansür konusunda bile yetersiz bir yazı bana göre bile... Keşke daha kısa yazmak mümkün olsaydı; o kadar çetçevilli bir konu ki...

Ve lütfen bu yazıyı okuduktan sonra beni, akpci, dinci, hükümeti savunuyor gibi ithamlarla sinirlendirmeyin; basit insanlar bende sinir harbinden başka bir şey rahatmıyor: halbuki aynı havayı soluyoruz değil mi?

Kısa bir süre sonra kişisel özgürlük ve toplumsal özgürlük konusunda da bir yazı yazmak istiyorum.


Related news items:
Newer news items:
Older news items:

 
Rastgele Haberler

Yorum ekle

Üye girişi yapmayan/Üye olmayan ziyaretçilerimiz, yorum ekleyebilirler; fakat yorumları yönetici onayından sonra sayfamızda gözükecektir.


Güvenlik kodu
Yenile

Sitemdeki yazıları alıntı olduğu belirtilmeden başka sitelerde yayınlanmamasını RİCA EDİYORUM, içeriklerin hepsinde EMEK vardır. Lütfen biraz saygı gösterelim. İçerikleri alıntı olduğunu belirterek ve web sayfamın linkini de ekleyerek paylaşımda bulunabilirsiniz. Anlayışınız için teşekkür ediyorum. İYİ BLOGLAMALAR! ^_^